
Çiçek aşısını Türkler bulmuştur. 1695 yılında İstanbul'da çocuklara çiçek aşısı yapılırmış.
1721 yılında İngiliz Büyükelçisi Lady Montague bu aşının nasıl yapıldığını görmüş İngiltere'ye dönünce anlatmış ama kabul ettirememiş.
Türklerin asırlarca uyguladıkları çiçek aşısına Avrupa uzun süre direnmiş ancak 1764 yılında Fransız Tıp Akademisi bu aşının faydalı olabileceğini kabul etmiş.
15. Luis 1774'de çiçeğe yakalanmış aşı yapılması teklifini reddetmiş ve ölmüş!
Avrupa'da ilk aşı 1796'da İngiltere'de yapılmış.
Keşfin Türklerden gelmesi Avrupa'yı uzun süre tereddütte bırakmış, hatta Rahipler bu aşıyı yaptıranın dinden sapacağını ilan etmişler.
Hâlbuki Lady Montague İstanbul'dayken çocuğunu aşılatmış!
1759 da Voltaire çiçek aşını savunmuş ama batıda dinsiz olarak bilinen Voltaire'e kulak asan olmamış.
Lady Montague Türkiye'de aşılanıp da ölen kimsenin olmadığını anlatmış ama inandırıcı olamamış.
Bu bilgileri Yılmaz Öztuna'nın iki ciltlik Osmanlı Devlet Tarihi'nin ikinci cildinin 188. sayfasından özetledim. Osmanlı Devlet Tarihi'nin birinci cildi Siyasi Tarih ikinci cildi ise Medeniyet Tarihi olarak yayımlanmış önemli bir eserdir.
Osmanlı'da Tıp bölümünde verilen yukarıdaki bilgileri siz değerli okurlarla da paylaşmak istedim.
Saray kültürü diyerek Osmanlı'ya muhalefet edenleri cehalet ve adavetleriyle baş başa bırakıp Osmanlıyı iyi tanımamız gerekir.
Elbette ki eleştirilecek tarafı da vardır ama tarihi tarafsız bir şekilde okuduğunuzda bile Osmanlıyı takdir etmekten kendinizi alamazsınız.
Yılmaz Öztuna bu iki ciltlik eserde yer yer Osmanlıyı eleştirmekten çekinmiyor ama eleştiri alanlarının devede kulak kadar bile olmadığını da görüyorsunuz.
Öztuna yabancı kaynakların bakışını da naklederek gerçekleri dile getirmeye çalışmış.
Tıp konusunda sadece 2 sayfa yazmış ama her bilgi için de yerli yabancı kaynaklara gönderme yaparak bilgileri teyit ettirmiştir.
Özetle diyor ki:
Osmanlılar İbn-i Sina tıbbına ilaveler yapmaya çalışmış 17. Asırdan itibaren batı tıbbı da alınmıştır.
İstanbul'un fethinden önce Hacı Paşa'nın Şifau'l-Eskam isimli kitabında, fetihten sonra 1465'de Fatih'e sunulan Cerrahiyey-i İlhaniye kitaplarında hastalıkların teşhisinde tedavisinde ve cerrahi operasyonlarda Osmanlının ne denli ileri düzeyde oldukları görülür.
Hatta Hindistan şahları özel hekimliklerine İstanbul'da tıp tahsili görenleri tercih etmişler. Mesela 16. asırda Hindistan Şah-ı Cihan'ın özel hekimliğini yapan İstanbul'da tıp tahsili gören Ahmet oğlu Mehmed'in İstanbul'a döndüğünde yazdığı Kâmusu'l-Etıbba isimli kitabında organ naklinin ilk emareleri görülmektedir.
4. Murad'ın hekimi Emir Çelebi 1624'te yazdığı Enmüzec fi't-Tıb isimli eserinde cesetler üzerinde teşrih (anatomi, otopsi) yaptığından bahseder.
Akıl ve ruh hastalarının tedavisinde ise 19. asra kadar Osmanlı dünyanın en üstün çizgisini muhafaza etmiştir.
1788'de Dr. Kohn Heward, "Akıl hastalarını tedavi etmeyi Avrupa, Türklerden öğrendi." demiş.
Sinoplu Mümin Çelebi 2. Murad'a sunduğu Zahırey-i Muradiye'sinde 25 bölüm halinde akıl ve ruh hastalıklarını incelemiş ve Osmanlı ülkesinde akıl ve ruh hastaneleri yükselmeye başlamış ve tıp medreselerinde ihtisas klinikleri olarak kullanılmıştır.
Osmanlı hekimleri erken bunama, şizofreni, melankoli ve histeriyi birbirinden ayırmasını bilerek ayrı ayrı tedavi ediyorlardı.
2. Beyazıd'ın Edirne hastanesinde ruh ve akıl hastaları çiçek, yemek ve musiki ile tedavi ediliyordu. Hangi hastalara hangi çiçek, yemek ve hangi makamdan musikinin iyi geldiği hekimlerce tespit edilirdi. Bu iş için hastanenin 10 profesyonel müzisyeni bulunuyordu.
Süleymaniye Külliyesi içinde kadın deliler için ayrı erkek deliler için ayrı hastane vardı.
1818'de Fransa'da akıl hastaları hasta kabul edilmez, hayvanlardan ve canilerden daha kötü muamele görürdü, eski asırlarda ise yakılırdı.
İşin ilginç tarafı Osmanlı devletinde yaşayan Rumlar da Türklerin delileri hastaneye yatırması ile alay edip kendi cemaatlerindeki delileri vücutlarına giren şeytanı kovmak için döğer, aç susuz bırakırlardı.
Yılmaz Öztuna'nın bu nadide eserinin 615 sayfalık birinci cildi olan Siyasi Tarih'i okudum. Osmanlı ile iftihar ettim.
455 sayfalık ikinci cildi olan Medeniyet Tarihi'nin de yarısına geldim.
Çok istifade ettim.
Bu eserin ilk baskısı 1998'de Kültür Bakanlığı tarafından, ikinci baskısı ise İsmail Kahraman beyin başkanlığı döneminde TBMM tarafından yapılmıştır.
Öztuna'ya rahmet diliyor, yayınında emeği geçenlere teşekkür ediyorum.