
Artık yargı cümlelerini bile bir dakikada eskiten bir dünyada yaşıyoruz.
Dünün kalıpları bugünün açmazına dönüşüyor.
Dünün ittifak dili bugünün pazarlık masasına taşınıyor.
Dünün güvenlik şemsiyesi bugün hesap pusulası gibi açılıyor.
Batı hiçbir zaman tek gövde hâlinde yürümedi. Amerika'nın, İngiltere'nin, kıta Avrupası'nın, Almanya'nın, Fransa'nın ve daha küçük Avrupa başkentlerinin çıkarları her zaman farklı tonlar taşıdı. Fakat uzun bir dönem boyunca ortak tehdit algısı, ekonomik çıkar birliği ve Amerikan güvenlik mimarisi bu farklılıkları belli bir denge içinde tuttu.
Şimdi o denge çözülüyor.
Bir tarafta küresel ölçekte yeni bir denklem kurulmaya çalışılıyor. Diğer tarafta, dünün görece dengesini taşıyan yapıların içinde sert bir boğazlaşma yaşanıyor. Bir önceki yazıda Anglo-Sakson kırılmadan söz etmiştim. Bugün ise Amerika ile kıta Avrupası arasındaki büyük gerilimi, yani aynı ittifak çatısı altında büyüyen maliyet kavgasını konuşmak gerekiyor.
Çünkü mesele sadece Ukrayna savaşıyla sınırlı ilerlemiyor. İran gerilimi, Hürmüz Boğazı, enerji fiyatları, Avrupa'nın savunma harcamaları ve Çin rekabeti aynı büyük dosyanın parçaları hâline geliyor.
Amerika, Ukrayna savaşının yükünü baştan itibaren Avrupa'nın sırtına bindirdi.
Bugün yapılan her toplantı, bu yükün yeni paylaştırıldığını değil, zaten kurulmuş iş bölümünün daha açık ifade edildiğini gösteriyor. Ukrayna savaşı uzadıkça Avrupa'dan daha fazla para, daha fazla silah, daha fazla siyasi angajman isteniyor. Washington ise aynı dönemde İran ve Çin başlıklarına daha fazla dikkat ayırıyor.
Bir yanda Ukrayna var.
Bir yanda İran.
Ufukta ise Çin.
Amerika bu üç başlığı aynı anda yönetmeye çalışırken Avrupa'ya düşen pay büyüyor. Ukrayna'da daha fazla savunma desteği, İran geriliminde daha açık siyasi tutum, Çin rekabetinde ise Atlantik çizgisine daha sıkı bağlanma beklentisi aynı çerçevede toplanıyor. Bu yüzden Avrupa'dan istenen şey sadece Ukrayna'ya destek vermesi değil; Amerika'nın değişen önceliklerine göre kendi imkânlarını yeniden düzenlemesi.
Tam da burada Amerika ile kıta Avrupası arasındaki gerilim daha görünür hâle geliyor. Çünkü Avrupa'nın önüne konulan her yeni sorumluluk, aynı zamanda bütçeye, enerji maliyetlerine, sanayi rekabetine ve toplumların krizlere dayanma gücüne dokunuyor.
Amerikalı yetkililerin son açıklamalarında Avrupa'nın kıtanın savunmasında daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiği vurgulanıyor. 2026 Ulusal Savunma Stratejisi de müttefiklerin ortak savunma yükünü daha fazla omuzlaması gerektiğini açık biçimde kayda geçiriyor. Belgede Çin'in caydırılması, Amerikan ana vatanının savunulması, savunma sanayisinin güçlendirilmesi ve müttefiklerin daha fazla yük paylaşması aynı çerçevenin unsurları olarak yer alıyor.
Bu belge dili, son gelişmelerle yan yana geldiğinde daha anlaşılır hâle geliyor.
Trump geçenlerde, İtalya ve İspanya'dan Amerikan askerlerinin çekilip çekilmeyeceği sorusuna "muhtemelen" cevabını verdi. Gerekçe olarak da bu ülkelerin İran savaşı ve Hürmüz Boğazı konusunda Amerika'ya yeterince destek vermemesini gösterdi. Aynı haberde Almanya'daki Amerikan askerî varlığının azaltılmasının da değerlendirildiği aktarıldı.
Açıklama, Avrupa açısından zaten uzun zamandır krizde olan eski ittifak dilinin nasıl bozulduğunu bir kere daha gösteriyor.
İtalya ve İspanya İran konusunda mesafe koyuyor.
Amerika askerî varlığı tartışmaya açıyor.
Hürmüz Boğazı, NATO içi gerilimin başlıklarından biri hâline geliyor.
Ukrayna üzerinden başlayan yük tartışması böylece Orta Doğu ve enerji güvenliği üzerinden genişliyor.
Devam edeceğiz...