Bir avuç Filistinli!

Gazze'den gelen fakat yayınlanamayan kimi görüntüleri görünce kahroluyorum. Söyleyecek söz bulamıyorum.

Sözün bittiği yerdeyiz.

Aksa Tufanı bütün dünyaya İşgalci İsrail'in kuvvetten gayri hiçbir şeyden etkilenmediğini bir kez daha göstermiştir.

Bir avuç yiğit Filistinli İsrail'in uykularını kaçırdı.

Sadece İsrail'in değil işgal destekçisi tüm emperyalist güçlerin uykusunu kaçırdı.

Doğu Akdeniz İsrail'i korumak için gelen emperyalist donanmalarıyla dolmuştur!

Bir avuç Filistinli!

Demek ki haklı davayı savunmak için illa büyük devlet ve ordu şart değilmiş!

İman varsa, ihlas varsa ve cesaret varsa 'nice az toplulukların nice kalabalık topluluklara galip geldiği' ilahi kuralı hayat bulur!

İşte bir avuç yiğit bir aydır dünyanın en güçlü ordularına Gazze'yi dar etti!

Onlar işgale karşı zulme karşı görevlerini yapıyorlar.

Efendim Gazze yerle bir oldu binlerce ölü ve yaralı var.

Doğru ama bu felaketi yaşayan Filistinliler, rahat koltuklarında ahkâm kesenlerin binde biri kadar bile o yiğitlere söz söylemiyor. Filistin'in hiç bir yerinde huzur içinde olmadılar ki, işgale direnen yiğitlere söz etsinler.

Onların sözü de sitemi de Filistin dışındaki ordulara ve imkânlara sahip Müslüman yöneticilere.

Sadece su ve ilaç istiyorlar!!!

Yöneticilere sitem ediyorlar, çünkü Müslümanların ve vicdanlı insanların bu soykırıma karşı tavırlarını görüyorlar biliyorlar!

Asıl muhatap da Filistin'e komşu olan devletlerin yöneticileridir.

Görüldü ki İsrail sadece kuvvetten anlar.

Doğrudan kuvvet kullanabilecek ülkeler ise Mısır, Ürdün, Lübnan ve Suriye'dir.

Mısır bölgenin en güçlü Arap devletidir.

Devlettir!

Gazze'nin dünyaya açılan tek çıkışı olan Refah Kapısı'nı bile 24 saat açıp yaralıların kesintisiz tahliyesine bile cesaret edemeyen bir yönetim var!

İlişkilerimizin normalleşmeye başladığı bu süreçte daha fazlasını yazmayayım.

Ürdün en fazla büyükelçisini çekti!

Geriye Suriye ve Lübnan kalıyor. Aslında İran kalıyor desek daha doğru olur.

Çünkü Suriye'nin İsrail'i tehdit etmesi söz konusu değildir. Zira sırf İsrail'in güvenliği için Arap Baharı'nda Esed'in iktidarda kalması sağlandı!

Bu iyiliği İsrail'e yapan da Rusya ve İran'dı!

Şu anda da Esed rejimini ayakta tutan bu iki güçtür özellikle İranlı milisler!

Suriye'nin az buçuk bir devlet gücü olsa İsrail'in sık sık Suriye topraklarına yaptığı saldırılara refleks olarak bir tepki gösterirdi.

Göstermiyor!

İsrail sık sık İran güçlerini vurma gerekçesiyle(!) Suriye'deki askeri bölgeleri bombalıyor!

7 Ekim'den önce de İsrail sık sık Suriye topraklarını bombalarken Suriye devleti neredeydi?!

Rusya, Esed rejimini yıkmamak ve Rus askerlerine zarar vermemek kaydıyla İsrail'in saldırılarına yeşil ışık yakmıştı!

Tamam da İsrail açıkça Suriye'deki 'İran mevzilerini bombalıyorum' derken İran neredeydi?!

Lübnan da Suriye'den farklı değildir. Lübnan'da devlet değil 17 cemaat arasında kurumların paylaşıldığı bir yapı vardır.

Ve bu cemaatlerin en büyüğü doğrudan İran'a bağlı olan Hizbullah'tır! Hizbullah sahip olduğu silahlı kanadıyla da bölgenin en güçlü vurucu gücüne sahip bir cemaat/siyasi partidir!

Daha anlaşılabilir bir ifadeyle Lübnan'da devlet Hizbullah'tır yani İran'dır!

Özetle İran hem Suriye hem Lübnan üzerinden İsrail'i tehdit eden tek ülkedir!

Peki bu tehdit Gazze soykırımını neden durdurmuyor?

Durdurmuyor çünkü İran'ın İsrail ve ABD karşıtlığı bir türlü fiili/askeri yaptırıma dönüşmüyor. Bunu bildiği için de İsrail İran tehditlerine aldırmıyor.

Aksine İran'ı tehdit ediyor!

İki taraf da birbirini tehdit ediyor ama eylem koymuyorlar!

En son dünya, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın Cuma günü yapacağı konuşmasına kilitlenmişti.

Doğrusu İran'ın, 'Hiçbir halk için başka bir ülkeye savaş açmayız.' açıklamasından sonra Hizbullah'tan da bir şey beklemiyordum. Öyle de oldu.

Uzun konuşmasını sonuna kadar dikkatle dinledim.

Kabul edelim ki etkileyici bir konuşmaydı ancak beklenen kararlılıkta ve sertlikte değildi. Hizbullah aynı zamanda bir siyasi parti olduğu için söylem de siyasiydi.

Konuşmasının başından sonuna kadar İran'a olan bağlılığının altını kalın çizgilerle çizerek aba altından İran sopasını gösterdi.

Aksa Tufanı'na destek verdiğini gizlemedi, tersine dayanışma içinde olduğunu tekrar tekrar söyledi.

Ancak Aksa Tufanı kararı da icrası da tamamen Filistin örgütlerinin kararı olduğunu ve İran'ın bu işin içinde olmadığını ısrarla vurgulayarak İran'ı aklama çabası içinde olduğu da çok net görünüyordu!

Nasrallah Aksa Tufanı'na, İsrail ordusunun üçte birini karada yarısını denizde meşgul ederek destek verdiklerini, 8 Ekimden beri de filen savaşta olduklarını söyledi!

Nasrallah, İsrail ile birlikte oklarını ABD'ye yönelterek tehditler savurdu. ABD donanmasından korkmadıklarını onlara karşı da hazırlıklı olduklarını söyleyerek ABD'yi operasyon yapmaması hususunda uyardı.

Nasrallah'ın mesajı, 'Bize saldırılmazsa biz de saldırmayız' mesajıydı.

Ancak Irak'ta ve Yemen'de ABD üsleri ve gemilerine yönelik saldırıları özellikle gündeme getirerek İsrail zulmüne karşı sadece Şiilerin karşı durduğuna vurgu yaptı.

Irak'ta ABD üslerine roket saldırı yapanların Şii örgütler olduğunu, Yemen'de de İran destekli Husilerin hâkim olduğunu hatırlarsak, Hasan Nasrallah'ın durduğu yeri de doğru tespit etmiş oluruz.

Filistin mücadelesine ve direniş cephesine verdiği açık destek sözlü desteğin ötesine geçmemiştir.

HAMAS liderlerinden Ebu Merzuk'un geçen hafta yaptığı açıklamada, Hizbullah ve FETH'in beklenen desteği vermediğini hatırlatması kibarca ve nazikçe bir sitemdi!

İran destekli Husilerin ABD gemisine roket göndermelerini tebrik eden Nasrallah, Husilerin Yemenli Müslümanlara hayatı dar eden tasarrufları karşısında sesini çıkarmamıştı, tam tersine onlara destek vermişti.

Aynı şekilde Iraktaki Şii milislerin ABD üslerine roket göndermesini kutlayan Nasrallah, aynı milisler Irak Müslümanlarının kanını dökerken sessiz kalmak bir yana onlara destek olmuştu!

Nasrallah'ın kendisi de Suriye'de düşmek üzere olan Esed yönetimini kurtarmak için Hizbullah militanlarını göndererek Suriyeli Müslümanlara kan kusturduğu da ayrı bir gerçektir!

Bununla birlikte 2006 yılında İsrail'e ağır bir mağlubiyet tattıran Hizbullah'ın Gazza katliamı karşısında pasif tavrı düşündürücü olmuştur!

Hizbullah'ın tavrı İran tavrıdır

Hizbullah'ın tavrı da, Husilerin tavrı da Iraktaki milislerin tavrı da İran'ın tavrıdır!

İran'ın bölge politikalarının İslam dünyasına fayda vermediği tam tersine Azerbaycan, Suriye, Irak, Lübnan Yemen politikalarıyla zarar verdiğini yaşayarak gördük.

Bununla birlikte ABD İran anlaşmazlığı konusunda İran'ın haklı olduğunu da hatırlatmamız lazım. Hatta Türkiye'nin uluslararası platformlarda İran'ın yanında durması fevkalade önemlidir!

Bu bağlamda İran dışişleri bakanının Türkiye ziyareti peşinden İran cumhurbaşkanı Reisi'nin Türkiye'ye gelecek olması haberleri bile ABD'yi harekete geçirmeye yetmiştir.

ABD dış bakanının Bugün Türkiye'yi ziyaret edecek olmasında İran'ın da etkili olduğunu görmemiz gerekir.

Fakat Ortadoğu politikalarının hiçbirinde İran'a güvenilemeyeceğinin de altını kalın çizgilerle çizmek gerekir!

İslam dünyasının gözü Türkiye üzerinde.

Türkiye de gücünün farkında!

Başkan Erdoğan'ın 28 Ekim mitinginde söylediği gibi Türkiye Karabağ'da Libya'da ne yaptıysa Ortadoğu'da da onu yapmaya hazır!

Hazır da, bana göre Türkiye'nin atacağı en etkili adım, emperyalizmin tüm ilişki ve baskılarına rağmen Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan gibi bölge ülkelerini harekete geçirmeye çalışmasıdır!

ABD Dışişleri bakanının Türkiye'yi ziyaret edecek olmasında İran'ın da etkili olduğunu görmemiz gerekir.