
Bölgede bugün en önemli gerçek, ateşkesin sürmesine rağmen siyasi zeminin zayıflaması oldu. Washington yeni temasların devam edeceğini söylüyor. Tahran ise deniz ablukası kalkmadan yeni bir görüşme turuna mesafeli yaklaşıyor. Bu tablo, tarafların masayı tamamen dağıtmadığını ama masanın da sağlam bir zemine oturmadığını gösteriyor. Süre daralıyor, belirsizlik büyüyor.
Krizin merkezi yine Hürmüz Boğazı oldu. Boğaz artık yalnız enerji geçişinin konuşulduğu bir hat olmaktan çıktı. İran burada geçişi, baskıyı ve diplomatik mesajı birlikte yönetmeye çalışıyor. ABD ise hem ekonomik maliyetten hem de gerilimin kontrolden çıkmasından çekiniyor. Piyasalardaki tedirginlik de bunu doğruluyor. Hürmüz bugün askeri gerilim ile ekonomik kırılganlığın birleştiği başlıca alan oldu.
Bu süreçte Lübnan cephesi yeniden öne çıktı. Mesele artık yalnız ABD ile İran arasındaki teknik müzakerelerle sınırlı görünmüyor. İsrail'in Lübnan sahasındaki hamleleri ateşkesin çevresini daraltıyor. Böylece kriz daha geniş bir güvenlik denklemine yerleşiyor. Gazze, Lübnan, İran ve İsrail başlıkları aynı siyasi hattın parçaları halinde ilerliyor.
Türkiye'nin bakışı bu sıkışmada önem kazanıyor. Ankara krizi dar bir dosya olarak okumuyor. Diplomasinin sürmesini istiyor ama sahadaki tabloyu da merkeze alıyor. Hakan Fidan'ın son açıklamaları, Türkiye'nin ateşkesin uzamasını beklediğini, Pakistan hattını önemsediğini ve bölgedeki savaş alanının genişlemesini istemediğini ortaya koydu. Ankara bu süreçte hem diplomatik temaslara ağırlık veriyor hem de bölgesel güvenlik risklerini açık biçimde vurguluyor.
Fidan'ın bir başka vurgusu daha dikkat çekici oldu. İsrail'in son yıllardaki çizgisini daha geniş bir yayılma iradesi olarak görüyor. Bu yaklaşım, Türkiye'nin neden İran krizini tek başına nükleer dosya olarak ele almadığını da açıklıyor. Ankara'ya göre mesele daha büyük. Bölgesel düzen sarsılıyor. Cepheler birbirine bağlanıyor. Bu yüzden diplomasi de yalnız iki başkent arasında yürüyen dar bir trafik olarak algılanmıyor.
Tam da bu nedenle Antalya'da ortaya çıkan tablo önem taşıyor. Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır arasında kurulan temas hattı artık kulis bilgisi olmaktan çıktı. Resmî görüşmelere dönüştü. Dışişleri bakanları Antalya'da yeniden aynı masa etrafında toplandı. Bu görüntü, bölgenin kendi içinde yeni bir denge aradığını gösteriyor. Bu arayışın merkezinde de ateşkesin korunması, deniz güvenliği, enerji akışı ve diplomatik koordinasyon yer alıyor.
Bu dörtlü hattın anlamı burada başlıyor. Dört ülkenin öncelikleri birebir aynı değil. Ama hepsi savaşın büyümesinden zarar görüyor. Hepsi Körfez'de yeni bir kırılmanın maliyetini görüyor. Pakistan İran'a temas edebiliyor. Suudi Arabistan Körfez dengelerinde ağırlık taşıyor. Mısır Arap diplomasisinde önemli bir yerde duruyor. Türkiye ise hem NATO üyesi pozisyonuyla Batı ile temas edebiliyor hem de bölgesel siyaset kapasitesi yüksek. Bu yüzden bu hat ciddiye alınması gereken bir diplomatik zemin haline geliyor.
Buradan kısa sürede güçlü bir blok çıkar mı, bunu söylemek için erken. Suudi Arabistan daha çok Körfez güvenliği ve ekonomik istikrara bakıyor. Mısır, Arap düzenini ve siyasi dengeyi öne çıkarıyor. Pakistan arabuluculuk rolünü korumaya çalışıyor. Türkiye ise daha geniş bir jeopolitik tabloya bakıyor. Bu nedenle ortaya çıkan yapı bir ittifak görüntüsü vermiyor. Daha çok işlevsel bir koordinasyon zemini oluşuyor. Bugünün şartlarında bölge için en gerçekçi formül de bu görünüyor. Ancak geçen yüzyıldaki Sâdâbad Paktı tecrübesi bizi tarihsel mirasa sürüklüyor.
Önümüzdeki günlerde belirleyici olacak başlıklar açık. İran, Pakistan'daki yeni tur görüşmelere gider mi? ABD deniz ablukasında geri adım atar mı? İsrail yayılmacılığı Lübnan sahasında daha kontrollü bir çizgiye çekilir mi? Ateşkes uzatılır mı? Bu soruların cevabı yalnız ABD ile İran arasındaki ilişkiyi belirlemeyecek. Bölgenin yeni diplomatik mimarisini de şekillendirecek. Çünkü bugün görünen gerçek şu oldu: savaş sadece sahada yaşanmıyor, diplomasi masasında da yeni güç dengeleri kuruluyor.
Türkiye burada kendisine yeni bir rol açmaya çalışıyor. Ankara hem krizin büyümesini önlemek istiyor hem de bölgesel meselelerde inisiyatif alan bir merkez olmayı hedefliyor. Antalya'daki temaslar bu açıdan önem taşıyor. Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır hattı kalıcı bir siyasi eksene dönüşür mü, bunu zaman gösterecek. Ama bugün için şu açık: bölge yeni bir çıkış yolu arıyor. O arayışın en görünür adreslerinden biri artık Antalya Diplomasi Forumu oldu.