
80'lerin sonu ve 90'lar boyunca okuduğumuz özgürleşmeye dair belki de tüm metinlerin en fırtınalısı Frantz Fanon'a ait olanlardı. Sömürgeciliğin, sömürgecilik sona erip bağımsızlık ilan edildikten sonrasında bile devam ettiğini söylerdi Fanon. Sömürgecilik, henüz tamamlanmamış, kendisini farklı suret ve süreçlerde, bitirildiği ilan edildikten sonra bile yeniden imal eden bir tür sosyal mimari biçimiydi... Efendiler, gemilerini ve görünürdeki bayraklarını çektikten sonra bile, yaşamsal tüm izleri sömürülen ülkede kalmaya devam eder... Bu yüzden ''siyah deri ama beyaz maske''den söz eder Fanon.
İstanbul'da geçtiğimiz gün düzenlenen bir dizi panel, sunum, sergi ve film gösterimi ile geniş bir çerçevede 'World Decolonization Forum2026' adı altında ele alındı sömürgesizleşme konusu. Oldukça heyecan vericiydi duyurularını okumak bile.
Her şeyden önce uluslararası bir meydan okuma ve uyanış çağrısı olarak gördüm bu forumu sadece dış görünüş itibariyle bir deklarasyon olmaktan çok, onurlu bir duruşun sesi olarak dinledim... Bu bakımdan 70'lerdeki ''Bilginin İslamileştirilmesi' rüzgarı geldi ilkin aklıma. Modern bilimsel bilgiyi batılı seküler ve pozitivist tavrından-yüklerinden arındırarak İslami bir epistemolojiyi kurabilme girişimiydi bu hareket...
Dekolonizasyon Forumu'nda konuşan Esra Erdoğan Albayrak ise yaptığı çok önemli konuşmasında bunu bambaşka bir üst düzleme çekti, bilgiyi bizatihi üretmekten söz açtı. Sömürgeciliğe dair çizdiği katmanlar arasında düşünürken, müesseseler, zihin yapıları, akademik algılar, toplumsal psikoloji üzerine de yaptığı atıflarla Frantz Fanon'un sömürgeciliğe dair kavramsallaştırdığı ''tamamlanmamış tarih' tezini doğrulayan bir açılım olarak gördüm konuşmasını. Mesele bir antitez yazmak değildi, mesele kendi tezini sağlam şekilde ortaya koyabilmekti... Bu bakımda Esra Albayrak'ın tezlerini daha çoğulcu, diyaloğa açık, evrensel, insani ve akademik meraka köstek olmayan bir tarzda bulduğumu söylemeliyim.
Çok değerli bir konuşmaydı. Zira aynı zamanda eğitimle uğraşan bir insan olarak sömürgeciliğin zihinsel uzantılarının eğitim adı altında nasıl da ustaca empoze edildiğini elbette yakınen biliyordu Esra hanım...
Geçtiğimiz günlerde ajanslardan geçen bir haber; Milli Eğitim Bakanımızın tarih kitaplarında artık ''Haçlı Seferleri' değil de ''Haçlı Savaşları' olarak yer alacağını zikrettiği konu mesela. Haçlılar hakikaten sadece turistik bir sefere mi çıkmışlardı, yoksa gittikleri her yeri yakıp yıkıp, yağmalamakla mı namlıydılar. Bunun gibi, dilimize, zihnimize, eğitim dünyamıza, hatta bakış açılarımıza sirayet etmiş bu üstenci dil, bu sefer görünmeyen ama çok daha köklü bir sömürüyü başlatır, hem de sömürdüklerini kendine yabancılaştırarak... (Fanon'un beyaz maske takmak zorunda kalmak dediği şey)
Esra hanımın, tarihin, akademinin ve dünyanın iktidar dilini adeta tekelci bir tavırla belirleyen bu üst sömürü sultasına dair eleştirisi, yıkıcı ve yok sayıcı bir eleştiri de değildi. Tıpkı dünyanın çok kutuplu siyaset arayışlarındakine benzer çoğulcu bir dille konuştu:
"İhtiyaç duyduğumuz, 'beyaz adamın yükü'nün karşısına reaktif bir şekilde 'siyah adamın yükü'nü koymak değil zira bir mantığı tersine çevirmek, onu aşmak değil yıkılmak istenen hiyerarşinin mimarisinin içinde kalmaya devam etmektir. Olması gereken, bu mantığın terk edilmesidir. İnsanın yükünü konuşmayı öneriyoruz. Dünyanın artık yeni merkezlere, İstanbul'da, Cakarta'da, Addis Ababa'da, Rabat'ta, Kahire'de ve Gazze'de üretilen bilgeliğe de ihtiyacı var
Bilginin çok merkezli üretimi çıkışının, dünyanın birbirine yakınlaşması gibi bir anlamı da var. İnsanın ve adalet, eşitlik, onur, vicdan, merhamet gibi değerlerin de yeniden keşfedileceğine dair kuvvetli bir umut belirdi içimizde...
Hasılı müthiş bir meydan okumaydı Dekolonizasyon Forumu!