Gerçek liderler, yanlışlarını itiraf etmeyi de bilmelidirler

Bir mâlûm siyasetçi var, '6'lı Masa' oyunuyla gündeme gelen. C. Başkanlığına aday olmaya hazırlanıyor. Güçlü bir ihtimal olarak nitelenen bu adaylık söylentisinin altında da eğer sürpriz bir oyun tezgâhlaması daha yoksa bu kişi, son 3-4 sene boyunca defalarca yayınlanan birçok konuşmalarında, 'Bir kimsenin hem parti lideri, hem Cumhurbaşkanı olup, sonra da gidip, tarafsız davranacağına dair namus ve şerefi üzerine yemin etmesinin büyük bir yalancılık olacağını' söylemiş ve 'Ben etmem, çünkü ben namus ve şerefimi öyle kolay elde etmedim. Başkalarının namus ve şeref anlayışları onları ilgilendirir.' gibi laflar etmişti. Ve de şimdilerde de 'kendisinin söylediği sözlerden geri adım atmak gibi bir tutarsızlığının olmadığını' da iddia ederek. Üstelik de, kendisini, 'ilkelerine, devrimlerine ve ideallerine milimi milimine bağlı olduğunu' sık sık vurguladığı ilk iki liderinin ve genel başkanının, hem parti lideri, hem de C. Başkanı sıfatı taşıdığını hatırlamazlıktan gelerek.

Şimdi, o kişi, bu nutuklarını nasıl te'vil edecektir?

Açıkça, halkı karşısına çıkıp özür dileyecek midir?

Bu vesileyle bu konuya biraz daha geniş bir açıdan bakıp tarihî bir örneği de zikretmenin yerinde olacağını sanıyorum:

*

'İran-Irak' rejimleri arasında 1980-88 arasında 8 yıl süren ve her iki taraftan 1 milyonu aşkın insanı yutan korkunç savaş öncesinde, İran lideri İmam Rûhullah Khomeynî, defalarca, 'Saddam'ın bu saldırganlığına karşı savaşımız hattâ 20 yıl da sürse, zafere kadar savaşacağız'.' demişti. Ama, savaşta artık Saddam'ın dayanamayacağı anlaşılınca, İran tarafının kazandırılmaması için, Amerika ve BM Güvenlik Konseyi'nin Daimî Üyeleri olan diğer 4 ülke (Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin) Güvenlik Konseyi'nin 598 sayılı 'Ateş-Kes' kararını dayatmışlardı, İran'a.. Ve bu kararın kabul edilmemesi halinde, İran'ın başına daha büyük belâların geleceğinin küçük bir numûnesi olarak, İran'a aid bir yolcu uçağı İran Körfezi üzerinde 307 yolcusuyla vurulmuş ve bütün bu 307 yolcu, Körfez sularına gömülmüştü.

Ve İran'a daha büyük yaptırımların geleceği de o zaman Amerikan Başkanı Reagan'ın Yardımcısı (Baba) G. Bush, İran'a, kimyasal ve hattâ nükleer silâhlarla boyun eğdirecekleri tehdidini bile dile getirmişti.

Ve İran makamlarının günlerce süren durum muhakemesi sonunda, Hz. Peygamber (S)'in Mekke Müşrikleriyle yaptığı 'Hudeybiye Sulh Andlaşması'nı örnek gösterilerek, İmam Khomeynî, yazılı bir açıklamayla, 'Ateş-Kes' kararını kabul ettiklerini açıklıyor ve bunu yaparken de lâfı hiç dolaştırmadan, 'Ey milletim, ben 20 yıl da olsa savaşacağımıza devam edeceğimizi söylemiştim; ama, hesabımı Allah huzurunda yeniden yaptım ve bu kararı almayı İslâm ve Müslümanların faydasına olacağını düşünerek ve zerre kadar itibarım var idiyse, onu ayaklarımın altına atarak, zehir kadehini başıma diktim, 'Ateş-Kes' kararını kabul ettim.' diyordu..

Evet, bu kadar net bir izah ile.

Bazı uluslararası mahfillerde ise, bu açıklama, on milyonları ayağa kaldırarak büyük bir halk hareketini zafere ulaştırmış olan o büyük inkılabçı lidere, 'uluslararası iradeye boyun eğdirilmiştir!' şeklinde değerlendirilmişti.

Evet, eleştiriler olsun veya olmasın, gerçek liderler, geçmişte söyledikleri sözlerinin muhasebesini yapıp, tavırlarını, lafı eğip bükmeden ifade etmelidirler.

*

**

İki NOT: 1- DEVA lideri Babacan, İsviçre- Davos'taki 'Uluslararası Ekonomik Forumu'na katıldıktan sonra yaptığı açıklamada, '6'lı Masa' liderleri tarafından açıklanan 'Ortak Politikalar Mutabakat Metni'nin, 'Avrupa'nın aferini'ni alacağını söylemiş, Halk TV'de 1 Şubat günü.

Babacan, "Bütün Avrupa'dan bunu izliyorlar. Ben Davos'taydım orada kaç tane gazeteci belli başlı gazetelerin sahipleri, Genel Yayın Yönetmenleri orada. Geldiler bana hepsi sordular 'Ne yapıyorsunuz?' Ben de anlattım, bir İspanyol gazeteciye de mülâkat verdim. Onların hepsine bunları anlattım, dediler ki 'çok güzel bir şey.'

'Yapıyoruz.' dedim. Şimdi Avrupa'dan da bakacaklar, 'Aferin Türkiye'ye.' diyecekler." diyor.

İlginçtir, Babacan'la Davos'ta görüşenlerden bazıları, aynı gün, Almanya'nın en ciddî dergilerinden sayılan 'Der Spiegel'de, Babacan'a bir 'Gut Gemacht!' /(Aferin!) çekmekte gecikmediler.

Bu alman medyasının tavrı bilinmiyor değil. Benzer bir açıklamayı bir alman siyasetçi, yurt dışında kendi ülkesinin iç siyasetiyle ilgili olarak yapsaydı, ona hemen bir 'Dummkopf' /(Geri zekâlı, aptal!') manşetini çekerlerdi.

2- Bir hitabet şehvetine kapıldığı anlaşılan bir hoca, nice zamandır, sosyal medyada, komik bir takım sözleriyle gündemde. Ve Diyanet de seyirci bu duruma. O kişi de, meydanı boş bulmanın hazzını tadıyor herhalde. Son olarak da, utanmadan, Müslümanların en aziz ve mübarek ismini ağzına alarak, 'Cennet'te falanca ile nikâhlanacak ' gibi bir takım lafları söylemiş. Ümmetin ve insanlığın hangi derdine ilaç olacaksa.

Ateizmin, dinsizliğin bu kadar güçlü propagandalarla saldırdığı bir çağda şaşkına dönen genç nesillere, bu gibi rivayetlerle verilen mesajın ne olacağını düşünemeyen ve işi, şaklabanlığa, şarlatanlığa dönüşten kişilere hangi makamlar izin veriyor veya sessiz kalıyorsa, o gibilerin soytarılığının vebaline ortak oluyorlar.

*