Fadime ÖZKAN
Fadime ÖZKAN
fozkan@star.com.tr
Tüm Yazıları

Hassas dönemeçte: Temkinli ve kararlı

Cumhurbaşkanı Erdoğan dün AK Parti Grup toplantısında kararlı konuştu: "Terörsüz Türkiye sürecini samimiyetle menziline ulaştıracağız".

Erdoğan'ın MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin Türkgün gazetesine yaptığı "statü" önerisine nasıl bakacağı merak ediliyordu.

"Devletimizin ilgili kurumları örgütün tasfiye sürecini hızlandıracak farklı modeller üzerine çalışıyor. İttifak ortağımızla da siyasetin çözüm kapasitesini artıracak yeni yol, yöntem ve hamleleri etraflıca istişare ediyoruz" diyerek yeni dönemin yol haritası ve mekanizmaları üzerine çalışıldığını duyurdu Cumhurbaşkanı.

AZ ZAMANDA ÇOK MESAFE ALINDI

Bahçeli bilindiği gibi -Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2024 yazında Malazgirt Ovasından attığı işaret fişeğinin izinde- 1 Ekim'de DEM'lilere elini uzatınca süreç sembolik olarak başladı. Devamı da "devletin" tasarladığı şekilde geldi.

27 Şubat 2025'te Öcalan'ın PKK'ya silah bırak talimatı; Mayıs'ta PKK'nın silahlı mücadeleyi sonlandırıp kendini lağvetmesi; Temmuz'da temsili silah yakma töreni; Ağustos'ta Meclis'te "Terörsüz Türkiye" Komisyonunun kurulması ve Ekim sonunda PKK'nın Türkiye'den çıkıp mağaraları teslim etmesi...

SDG'nin Şam'a entegrasyon belirsizliğine, Kandil'in sahip arayışına, İsrail'in örgüt üzerindeki yeni emellerine rağmen süreç 2025'te Türkiye'nin istediği rotada ilerledi.

2026 da öyle gibi. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu "nihai ve müşterek" raporunu 18 Şubat 2026'da tamamladı. Raporda ceza-infaz, seçim ve siyasi partiler kanunlarında değişikliklerle silah bırakma süreçlerini kolaylaştıracak mekanizmalar önerildi.

Komisyonun kayıt altına aldığı en önemli konu ise, ilgili yasaların ancak PKK'nın tamamen silah bıraktığı MİT ve güvenlik bürokrasisi tarafından tespit ve teyit edildikten sonra çıkarılacağı oldu.

YAVAŞLADI MI YOKSA FAZLA MI HIZLI GİDİYOR?

Şubat'tan beridir DEM ve PKK çevrelerinden gelen "süreç dondu", "yavaşlatıldı", "önce yasa sonra silah" türü eleştirilerin ve manipülasyon çabalarının ardı arkası kesilmedi.

Halbuki süreç, etnik temelli ayrılıkçı terör örgütlerinin feshedilmesi süreçlerini yaşayan başka ülkelerde olmadığı kadar hızlı gidiyor burada. Diğer terör örgütleri de çözüm süreçleri de PKK'ya karşı verdiğimiz ve kazandığımız mücadeleye benzemediği için hız konusunu da dikkate almayabiliriz.

Ama silah bırakma sonrasında toplumsal/bireysel uyum, yasa-mekanizma süreçleri gibi konularda fayda damıtmak mümkün. Bu konulardaki gözlem, eleştiri ve önerilerimi yıllardır Star Gazetesi'nde yazıyorum, dileyenler geriye doğru aratarak ulaşabilir.

BAHÇELİ NE DEDİ, NE DEMEDİ?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, muhalefet çevrelerinde söylendiği gibi "terörist başı Öcalan'a statü" önermiyor.

Ya ne öneriyor?

Özetle; kendini feshedip ülke dışına çıkan terör örgütü kendi içinde bölünmeden, başka ülke istihbaratlarının elinde yavru terör örgütleri peyda olmadan ve yeni lidercikler türemeden PKK'nın Öcalan'ın eliyle ve yönetimiyle silah teslim etmesi ve sivile geçişi sağlansın, diyor.

Bunun için bir mekanizmaya ihtiyaç olacak, fazla abartmadan oluşturulsun, diyor.

İlla bir isim vermek gerekiyorsa adı "barış ve siyasallaşma koordinatörlüğü" olabilir, diyor.

Öcalan'ı taltif edelim, rahat ettirelim demiyor yani. Türk Mahkemelerinde yargılanıp Türk Ceza Kanunlarına göre hüküm giymiş hali devam etsin ama fırsat verelim kurduğu örgütü dağıtsın, diyor.

ACELEYE GETİRMEDEN AMA HEMEN

Öte yandan PKK'nın bir an evvel silahsızlandırılması bölgesel sebeplerle de şart.

ABD'nin bu kez İran vesilesiyle coğrafyaya gelmesi, İsrail'in saldırgan yayılmacılığında kullanacağı aparatlara yeniden ihtiyaç duyması, Suriye'nin hala kırılgan olması, bölgenin çok dinli, çok dilli, çok etnikli ve mezhepli yapısını ülkeleri parçalamak için kullanmak isteyenlerin varlığı gibi sebeplerle Terörsüz Türkiye sürecinde parantez ebediyen kapatılmalı.

Bu açıdan Bahçeli'nin önerisi ya da bir benzeri hayata geçirilebilir.

DEM YANILIYOR; SAHA ŞARTLARI OLGUNLAŞMADI

DEM'in eleştirilerini boşa düşürecek somut birkaç noktayı da kayıtlara geçirmek isterim.

İlki, PKK'nın ne kadarının silah bıraktığına dair beklenen saha raporu henüz gelmedi. Bu demektir ki "yasa" için gerek şart olan "teyit" noktasına henüz gelinmedi.

İkincisi, SDG'nin Şam'a entegrasyonu gecikti. İsteksizlik, ayak sürüme, Öcalan'ı boşa düşürme uğraşları vesaire derken netice daha yeni alınıyor.

Üçüncüsü, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kazakistan dönüşü uçakta çok önemli bir hatırlatma yaptı: "Geride bıraktığımız 18 ayda hem kayda değer mesafe aldık hem de TUSAŞ saldırısı gibi gizli-açık pek çok badire atlattık. Bunlara rağmen yolumuzdan dönmedik."

Bu demektir ki Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefini sekteye uğratma amaçlı girişimler sessizce bertaraf edilmiş. Devleti yönetenler görünmeyen alanda süreci diri tutmak, istikameti bozmamak için dirayetli duruyor.

Bir diğeri ise ABD ve İsrail'in İran'a saldırısı henüz kalıcı bir ateşkes ve barışla neticelenmedi. Daha da önemlisi İsrail ve ABD'nin bölgedeki ayrılıkçı Kürtleri (PKK'nın İran kolu PJAK, PAK vd.) İran'a karşı piyon olarak sürmek istemiş, onlara silah dağıtmış olması. Bu durumun terör örgütünü silah bırakma konusunda ikilemde bıraktığı da açık.

Buna rağmen devletin ve Cumhur İttifakı cephesinde siyasetin temkini elden bırakmadan ama kararlı şekilde yol aldığını vurgulamak lazım.