Yalçın AKDOĞAN
Yalçın AKDOĞAN
yalcinakdogan@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Hayvan olamazsın!

F. W. J. Von Schelling, “İnsan Özgürlüğünün Özü Üzerine” adlı kitabında şöyle der: “Fran Baader, ‘insandaki yozlaşma, yalnızca insanın hayvanlaşması olsa ne iyi olur’ derken haklıdır, ne yazık ki, insan hayvanın ya üstünde ya altındadır.”

İnsan istese de hayvan olamaz, hayvan gibi davranabilir ama sahip olduğu insani özellikler sebebiyle hayvanın derecesinden aşağıya düşer.

Hiçbir hayvan insanlar kadar kötülük, insanlar gibi iyilik de yapamaz.

Hiçbir hayvan milyonlarca canlıyı katletmemiştir. Soykırımlar, toplu katliamlar, zulümler, sömürüler insan sıfatlı mahlûklar tarafından yapılmıştır.

Cenab-ı Hak bu gerçeği şöyle buyurur: “Andolsun biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmış olduk. Bunların kalpleri vardır ama onlarla kavrayamazlar; gözleri vardır ama onlarla göremezler; kulakları vardır ama onlarla işitemezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar/aşağıdadırlar. İşte asıl gafiller onlardır.” (A’raf, 179)

‘Belhum adal’ tabiri bu yüzden insani özellikleri kaybedip hayvan gibi davranan, düşüncesiz, ahlaksız, sorumsuz, şuursuz hareket eden insanlar için kullanılır.

Akıl ve kalp, insanın anlama ve kavrama kabiliyetini ifade eder. Kalpsizlik sadece vicdansızlık ve duygusuzluk değil, akılsızlık ve şuursuzluktur aynı zamanda…

İnsan hayvan gibi davranabilir ama düştüğü derece hayvanlık mertebesi değil hayvandan aşağı bir noktadır.

Son günlerde gündemde olan hadisede bir ses sanatçısı yaşlı bir adamı dövmesi üzerine ‘Yaptığım şey hayvanlık’ demiş.

Bu tabir hem yanlıştır hem bir mazeret teşkil etmez. Konunun güncel boyutu bir tarafa bu ifade teorik olarak tartışılabilir.

İnsan akıl sahibi, düşünen, bilen, inanan hikmetli ve ahlaklı davranabilecek bir varlıktır.

“Biz onu en güzel biçimde yaratmışızdır” şeklindeki ilahi buyruk insanın ahsen-i takvîm üzere, yani mükemmel ve en güzel şekilde var edildiğini ifade eder. Eşref-i mahlûk olan insanın ahlaki ve iradi davranışlarıyla yücelerin en yücesi olan Alâ-yı illiyyîn’e çıkması da, aşağıların en aşağısı Esfel-i sâfilîn’e düşmesi de mümkündür.

Yani insan, insanlıktan çıktığı zaman hayvan olmaz, daha aşağı bir dereceye düşer.

Haddizatında insanın farklılığı mertebe ve derece kat edebilmesindendir. Melekler iyi veya kötü eylemlerde bulunup alçalıp yükselemezler. Bitki ve hayvanlar da neyse odur. Ama insan sahip olduğu iradeyle ve sergilediği iradi davranışlarla alçalabilir, yükselebilir.

İnsanı insan yapan bu özelliklerin bastırılması insanın insan olmaktan çıkması, beşeri özelliklerini yitirmesi, varoluşsal anlamını kaybetmesi demek olur.

İnsanoğlu elbette hayatının her anında mükemmel, mübarek, makul, makbul olamaz; her anını tefekkürle, tezekkürle, ulvi hislere yönelerek geçiremez. Gafletten tembelliğe, malayaniyattan sıradanlığa kadar farklı anları vardır. En yüksek derecelere sahip insanların hayatı hep en yüksek derecede işler yaparak geçmez.

Bununla birlikte insan, varoluş gayesine uygun şekilde insani özelliklerini ne kadar fazla kullanırsa aslında o kadar insan olur.

Düşünmek, sevmek, üzülmek, dertlenmek, merhamet etmek insani hasletlerdir.

İyilik ve hayırda yarışmak, kötülük ve şerri engellemek insani eylemlerdir.

Bize düşen insan olmayı başarmaktır.

Bunun yol ise ahlaktan, adaletten, merhametten, hayırdan, iyilikten, yaratılış gayesine uygun hareket etmekten; sahip olduğumuz bilinci, şuuru, aklı, zihni bu hakikati anlamaya yöneltmekten geçiyor.