
Yıllardır biz Gazze'yi yalnız organize terör çetesi İsrail'in zulmüne bırakmadık, onu kendi konforumuza, kendi korkularımıza, kendi rahatımıza da kurban ettik.
Hz. İbrahim, en değerlisini, ciğerparesini, gözünün nurunu Allah yolunda kurban verdi. İsmail, bir baba kalbinin uğradığı en derin imtihandı. İbrahim verdi, çünkü teslimiyet vermekti, sahip çıkmaktı, göze almaktı.
Biz Gazze'yi İbrahim gibi Allah yoluna mı koyuyoruz, yoksa kendi korkaklığımızın üstünü onunla mı örtüyoruz?
Onlar mı bizim için kendini ortaya koyuyor, biz mi onları yalnız bırakıp ateşe sürüyoruz?
İbrahim oğlunu kurban etmeye giderken yanındaydı, biz uzaktan seyrediyoruz.
Biz Müslümanlar, Gazze'yi sevgimizin değil, gafletimizin kurbanı ettik.
Aradaki fark, iman ile gafletin farkıdır.
Gazze mi kendini ümmet için kurban ediyor, yoksa ümmet kendi izzetini Gazze üzerinden mi kaybediyor?
İbrahim, İsmail'i kurban edince kazandı, biz Gazze'yi yalnız bırakınca neyi yitirdiğimizin farkında bile değiliz.
Resulullah Efendimiz bir sözünde ümmeti bir bedene benzetir. "Bu bedenin bir uzvu acı çekerse bütün vücut ateşlenir, uykusuz kalır" der.
Şimdi Gazze bizim hangi uzvumuz? Yoksa biz çoktan o bedenden koptuk mu? Yoksa o uzvu kesip atmaya razı mı olduk?
Vardır aramızda öyleleri ki Gazze ismi anıldığında içleri ürperir. Niçin?
Çünkü Gazze onlara bir coğrafyayı değil, çoktan üzerine toprak attıkları bir hakikati hatırlatır.
İnsanın yalnız tüketen bir mahlûk olmadığını, ömrün iktisat ile eğlence arasına sıkışmış dar bir dehliz olmadığını, âlemin yalnız menfaat hesaplarıyla dönmediğini fısıldar kulaklarına.
İşte bu fısıltıdan kaçarlar.
Onun içindir ki Gazze'ye bakarken bombayı görürler, imanı göremezler. Yıkılan evi görürler, dimdik ayakta duran direnişi göremezler. Ölümü sayarlar, fakat o ölümü göze aldıran kaynağı bir türlü idrak edemezler.
Hâlbuki Gazze'nin sırrı tam da oraya gömülüdür.
Dünyanın en azgın teröristlerinden biri karşısında dimdik duran insanların elinde ne hazineler vardır ne de medya saltanatları. Onları ayakta tutan, modern insanın çoktan yitirdiği bir mana duygusudur.
Bir iç zenginliktir. Bir gönül dağıdır.
Seküler aklın çözemediği muamma işte budur. Gazze yalnız bir harbin adı değildir, insanın inancı uğruna nelerden vazgeçebileceğinin canlı bir şehadetidir.
Ne yazık ki biz, bu hakikati konuşacağımıza, Gazze'yi ideoloji kavgalarının malzemesi eyledik. Kimi onu dini suçlamak için kullandı, kimi slogan devşirmek için.
İki taraf da Gazze'ye bakarken insanı unuttular.
Bütün o modern imkânlara, o demirden ordulara rağmen insanlar hâlâ orada direnebiliyorsa, bunu mümkün kılan nedir?
Bu suale cevap verilmeden Gazze anlaşılmaz. Zira o enkazın altında yalnız taş, yalnız demir yoktur. Modern dünyanın o kibirli insan tarifine fırlatılmış muazzam bir itiraz da vardır.
Belki de bazılarını öfkelendiren budur. Çünkü her bomba, bir binayı değil, "insan yalnız maddedir" diyen o mağrur masalı da yerle bir eder.
Yıkıntıyı görüp orada kalan, hakikatin yarısını görmüştür. Diğer yarısında, küllerin arasından hâlâ doğrulabilen bir ruh durur.
İbrahim'in ateşi gül bahçesine döndü, çünkü teslimiyet vardı. Niyazım odur ki, bir gün Gazze'nin kurban değil özne olduğu, evlâtlarının ölüm haberleriyle değil hürriyet türküleriyle anıldığı, ümmete vicdanını değil izzetini hatırlattığı sabahlara uyanalım.
Gazze'nin kurban olmaktan kurtulduğu o yarınlar, bayramımız olsun.
Hayırlı bayramlar.