
Bazı kavramlar vardır, sözlükte masum görünür. Sonra bir gün tarihin ortasına düşer, çağın bütün çıplaklığını gösterir.
Son haftalarda bir kavram köşe köşe dolaşıyor, İstanbul bu kavram için dünyanın dört bucağından düşünürleri bu kavramı konuşmak için davet ediyor.
Kavramın ismi dekolonizasyon.
Kelime manası sömürgeden arınma demek. Bir ülkenin yabancı siyasi, askerî ve ekonomik tahakkümden kurtulması anlamına geliyor.
Fakat İstanbul'da düzenlenen Dünya Dekolonizasyon Forumu bize, yalnızca işgalci askerin çekilmesi, sömürge valisinin gitmesi, bayrağın değişmesi meselesi olmadığını aşikâr kılıyor.
Asıl mesele, sömürgecinin zihinde bıraktığı tortudur.
Sömürgecilik bazen toprağı işgal eder. Bazen dili. Bazen müfredatı. Bazen üniversite kürsüsünü. Bazen haber merkezini. Bazen çocukların hayal gücünü.
En tehlikelisi de insanın kendisine bakma biçimini işgal eder.
Bu yüzden dekolonizasyon, bir milletin kendi tarihini başkasının gözünden okumaktan kurtulmasıdır.
Kendi inancını mahcubiyetle, kendi coğrafyasını eksiklikle, kendi medeniyetini aşağılık duygusuyla anmaktan sıyrılmasıdır.
Esra Albayrak'ın Forum'daki konuşmasında söylediği bir cümle, meselenin tam kalbine yerleşiyor: "Dünyanın artık yeni merkezlere, İstanbul'da, Cakarta'da, Addis Ababa'da, Rabat'ta, Kahire'de ve Gazze'de üretilen bilgeliğe de ihtiyacı var."
Bu cümle bir coğrafya sayımı değildir.
İnsanlığın tek merkeze mahkûm edilemeyeceğini ilan eden bir çağrıdır.
Yani mesele, batıya karşı yeni bir üstünlük dili üretmek değil, üstünlük fikrinin kendisini sorgulamaktır.
Bu aynı zamanda batıya "efendilik kompleksi"nden arınma davetidir.
Bu sebeple forum yalnızca akademik bir toplantı olarak görülemez.
Kavramımızın dolaştığı köşelere de nazar edelim.
Ali Saydam'ın "Topyekûn dekolonizasyon" başlıklı yazısında "bilgi üretimini sömürgeci yapılardan arındırma meselesi" olarak dikkat çekiyor. Forumun sanat, sinema, sergi ve kültür faaliyetleriyle toplumsallaşması fikri de önemlidir.
Mahmut Övür, sömürgeciliğin yalnızca yeraltı ve yerüstü kaynaklarını yağmalamadığını, asıl vahim olanın zihinlerin sömürgeleştirilmesi olduğunu yazdı. Bu cümle dekolonizasyon tartışmasının omurgasıdır.
Bir millet madenini kaybedebilir, limanını kaybedebilir, pazarını kaybedebilir. Ve fakat kendi kelimelerini kaybederse kendisini de kaybeder.
Ekrem Kızıltaş'ın yazısında, ""Haçlı Seferleri" yerine "Haçlı Saldırıları", "Coğrafi Keşifler" yerine sömürgeciliğin başlangıcı, "Orta Asya" yerine Türkistan vurgusu sadece kelime tercihi değil, çocuğun tarih şuuruna konulan istikamet işaretidir" diyor.
Sibel Eraslan "Dekolonizasyon: Sömürgesizleşme sorunu" başlıklı yazısında Frantz Fanon'u hatırlatarak sömürgeciliğin bağımsızlık ilanlarından sonra da farklı biçimlerde sürdüğünü gündeme taşıyor.
Bu hatırlatma önemlidir.
Peki halk bunu nasıl anlamalı?
Ya da,
Halk bu meseleyi neden umursasın?
Çünkü dekolonizasyon uzak bir akademik mesele değildir.
Telefonunun algoritması sana neyi gösterip neyi gizliyorsa senin meselendir. Bir filmde, bir dizide, bir reklamda gözünün önünden geçen hayat tasavvuru kimin kalemiyle yazıldıysa senin meselendir. Yapay zekâya bir soru sorduğunda aldığın cevap hangi kütüphaneden devşirildiyse senin meselendir.
Bağımsızlık sadece bayrakla, sınırla, orduyla ölçülmez. Bağımsızlık zihinle de ölçülür.
Kendi çocuğuna başkasının masalını okuyan anne, ne kadar müreffeh olursa olsun tam bağımsız değildir.
Yani dekolonizasyon, salonun değil, halkın, sofranın meselesidir.
Okulda tarih kitabının hangi kelimeyi kullandığıyla ilgilidir.
Haber bülteninde kimin acısının görünür, kimin kanının sessiz kılındığıyla ilgilidir.
Gazze'ye "çatışma" mı diyeceğiz, işgal ve soykırım mı diyeceğiz?
Uluslararası mahfillerde bu forumun anlamı da bu yüzden ürkütücü derecede büyüktür.
İstanbul, bu forumla yalnızca bir organizasyona ev sahipliği yapmadı. Batı merkezli bilgi düzenine karşı insanlığın başka hafızalarının, başka coğrafyalarının, başka hikmet kaynaklarının da konuşabileceğini gösterdi.
Dekolonizasyon, kısaca toprağın kurtuluşundan sonra zihnin kurtuluşunu istemektir.
Bayrağın göğe çekilmesinden sonra kelimenin de esaretten çıkarılmasıdır.
Gazze'ye bakıp dünyanın ahlak düzenini yeniden sorgulamaktır.
Kendi aklıyla düşünmeyen bir halk, başkasının cümlesinde yaşadığını zannettiği her evrede can çekişmektedir.