Halime KÖKCE
Halime KÖKCE
hkokce@star.com.tr
Tüm Yazıları

SAHA EXPO 2026: Nereden nereye

Türkiye üç stratejik alanda çok önemli mesafe katetti: savunma ve havacılık sanayi, istihbarat ve enerji. Enerji kaynakları bakımından zayıf bir ülke olmasına rağmen enerji çeşitliliğine yönelerek, deniz sahalarında ciddi arama faaliyetleri başlatarak ve yeni enerji hatları inşa ederek Türkiye'yi bu alanda stratejik bir konuma yükseltti.

İstihbarat konusu ise başlı başına hayati önemde. Türkiye, CIA'nın ileri karakolu ve MOSSAD'ın operasyon merkezi olan bir ülke olmaktan çıkarıldı. MİT'in yapısını revize eden kanun değişiklikleriyle kuruma sınır ötesinde operasyon yapma kabiliyeti kazandırıldı. Söz konusu kanun çıkarılırken başta muhalefet olmak üzere Türkiye'ye muarız ne kadar aktör varsa sesleri arşa çıktı.

İstihbaratın millileştirilmesinde en kritik adımlardan biri de FETÖ'nün tasfiyesi oldu. CIA ve MOSSAD adına —muhtemelen başka istihbarat örgütleri adına da— faaliyet yürüttüğü düşünülen FETÖ'yü, darbe girişiminde bulunmasından sonra bile savunmaya devam ettiler. Bu yönüyle değerlendirildiğinde, Türkiye'nin kılcal damarlarına yerleşmiş, devletin güvenlik mahreminde operasyon kabiliyetine ulaşmış bu yapının çökertilmesi, Türkiye açısından adeta bir Kurtuluş Savaşı niteliğinde tarihî bir milat olarak görülmelidir.

Ve tabii savunma sanayiinde atılan adımlar ve kat edilen mesafe...

Dört gün süren ve hafta sonu sona eren "SAHA 2026 EXPO", savunma ve havacılık alanında Türkiye'nin geldiği noktayı göstermesinin yanında, son 20 yılda yazdığı hikâyenin de canlı bir özeti niteliğindeydi: Risk almak, kararlılık göstermek, sahadan öğrenmek, geleceği öngörmek, kaynakları seferber edebilmek ve adeta sıfır noktasından Türkiye'yi savunma ihracatçısı bir ülke konumuna taşımak...

Hep verilen ve gerçekten can acıtan o örnek vardır: Kıbrıs Barış Harekâtı'nı Türkiye, böyle bir müdahale için en temel gereksinim olan çıkarma gemisi dahi yokken yapmak zorunda kaldı. Asker taşıyan uçaklar, yolcu uçaklarından dönüştürülerek temin edildi. Sonrasında ise malum, ABD ambargosu geldi.

Kıbrıs Harekâtı bize ağır bir ders oldu. Ancak ne var ki Türkiye'nin ipleri, ambargo uygulayanların ve mektuplarla Türkiye'yi terbiye etmeye çalışanların elindeydi. "Bizim çocuklar başardı" repliği herhalde bunun en bariz ifadesidir. Türkiye'de darbe planlayanların ve işine gelmeyen siyasi figürleri tasfiye edenlerin arzu ettiği Türkiye; kendi kendine yeten, nüfus gücünü kullanan ve stratejik sektörlerde ilerlemiş bir Türkiye değildi.

Ama ne oldu?

2002'de savunma sanayiinde yüzde 20 olan yerlilik oranı bugün yüzde 80'lere çıktı.

Savunma sanayiinde neredeyse yok denecek seviyede olan ihracat, bugün yıllık 10 milyar doları aşmış durumda. Artış hızını göstermesi bakımından, bu rakamın 2015'te yalnızca 1,6 milyar dolar olduğunu da hatırlatalım.

Savunma alanında faaliyet gösteren şirket sayısı 2002'de 560 iken bugün yaklaşık 2 bin 600'e ulaştı ve sektör 100 bine yakın kişiye istihdam sağlıyor.

Savunma ihtiyacının yüzde 80'ini dışarıdan karşılayan bir ülkeyken, bugün artık savunma ihracatçısı ülkeler listesinde 15. sıradayız.

Bu nasıl oldu? Güçlü bir siyasi irade ve kararlılıkla; ardından da bunun gereğini yaparak... AR-GE'ye yatırım yaparak...

Son 20 yılda kat edilen mesafe her türlü takdiri hak ediyor. Ve Türkiye bu yolu elini kolunu sallayarak almadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı sokak olaylarıyla, yargı kumpaslarıyla ve darbeyle indirmeye çalıştılar. İçerideki ve dışarıdaki aktörler el birliğiyle iftira ve itibarsızlaştırma operasyonları yürüttüler.

Türkiye askeri aktivist bir ülke değil. Ancak bölgemizde yaşananlar, Türkiye'nin bu alandaki varlığının yalnızca kendi güvenliği için değil; bölgenin huzuru, güvenliği ve bölgesel ittifakların gelişmesi açısından da elzem olduğunu gösteriyor.