İbrahim Güneş
İbrahim Güneş
Tüm Yazıları

Umut ''lokomotif''te değil millette

CHP'nin umudu Özel, Özel'in umudu "lokomatif" olmak...

Meseleyi biraz açayım isterseniz...

Macaristan seçimi sonrası CHP'de yeni bir dalga başladı.

"Orban gitti sıra Erdoğan'da" söylemleri sosyal medyadan CHP Genel Merkezi'ne kadar ulaştı.

Ancak CHP benzer hayalleri daha önce de kurmuştu... Ukrayna'da Zelenski, Fenerbahçe'de Ali Koç dönemi başlarken de benzer söylemler sosyal medyada dolaşmıştı. Yaşananlar hepimizin malumu o yüzden fazla detaya girmeyeceğim. Şimdi CHP'lilerin umudu eğer gerçekten Özel'se vay hallerine... Zira Özel'in liderlik anlamında herhangi bir özelliği olmadığı ortada... Zaten o da durumun farkında olduğundan olsa gerek bir İngiltere'ye bizi yalnız bırakmayın diye yalvarıyor. Bir İspanya Başbakanı Sanchez'e yanlayarak prim kazanmaya çalışıyor. O sarılma görüntülerini izlerken ben utandım. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bugüne kadar herhangi bir lidere böyle bir yaklaşımı olduğunu gördünüz mü, ya da bulunduğu ortamlarda Sanchez'in Özel'e yaptığı gibi görmezden gelindiği oldu mu?

CHP Genel Başkanı Özel, bir de çıkmış "Erdoğan'ı devirmek için hangi güç varsa ona lokomotif olmaya hazırız" mesajları veriyor. Yav Erdoğan'ı "devirecek!" güç belli; Milletin ta kendisi... Sen millet dışında, sandık dışında niye sürekli bir yerlere, yanlama, yaslanma, destek alma peşinde koşuyorsun! Çık milletin terazisine tartıl, boyunun ölçüsünü de gör... Ne demişti CHP'nin eski Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce, "Adam çıkmış yenmiş de yenmiş, yenmiş de yenmiş" yani millet CHP'ye yüz vermemiş. Bunca yaşanandan sonra Özel'in hala umudunun "Lokomotif olmak" olması gerçekten hazin. Bu arada İnce demişken, CHP'deki çarpık zihniyete dair çok çarpıcı bir ifade kullandı geçenlerde Almanya'daki bir etkinlikte... İnce'ye Türk savunma sanayisindeki gelişmeleri soruyorlar. "Ben bu konuda bizim mahalleden biraz farklı düşünüyorum. Ve yapılanları destekliyorum. Beni linç edecekler biliyorum ama doğruyu söylemek zorundayım" diyor...

İyi de savunma sanayisindeki gelişmelerden İsrail, Yunanistan, Rum Kesimi, BAE ve bilimum Avrupa ülkesi rahatsız da CHP'nin içindeki bir kesim niye rahatsız?

Mavi Vatan'a "Mavi Masal" diyen Namık Tan gibi kişilerin zihinleri nerede işgal edildi nasıl işlendi acaba?

Neyse sözü fazla uzatmadan öze gelelim. Bu CHP sırtını millete yaslamadıkça iktidar yüzü göremeyecek. Bu geçmişte de böyle oldu, gelecekte de böyle olacak...

Zira CHP'nin şu anda işgal altında olduğunu çekirdekten CHP'liler bile söylerken, milletin tüm bu yaşananları görmezden geldiğini düşünmek ancak saflık olur.

Ne diyelim! Takdir milletin elbette...

HAYAT MI ZOR, BİZ Mİ ZORLAŞTIRDIK?

Dijital dünya ile birlikte hayatlarımızın odak noktası değişti. İnsana iyi hissettiren duygu ve düşüncelerin birçoğu yerini tek bir hedefe bıraktı. Haz odaklı mutluluk...

Sürekli bir mutlu olma hali talebi var. Oysa biz arabesk kuşaklar için sürekli mutlu olma değil, mutluluğa ulaşma yolunda gerekirse acı ve çile çekmek de bir mutluluktu. Müslüm Baba, Orhan Baba, Ferdi Tayfur şarkılarında bir anlık mutluluğun hayali için çekilen acılar paylaşılırdı.

Sevdiğini bir an görebilmek, göz göze olabilmek, elini tutabilmek, ya da hayatta başarılı olabilmek için çekilen çilelerden, katlanılan zahmetlerden bahsediyorum.

Şimdilerde hayatlarımızı kendimiz için değil çevremiz için yaşıyoruz sanki...

Haftanın neredeyse her günü illa fotoğrafların çekilmesi gerekiyor. Milletin gittiği mekanlarda görünmek, oralardan mutluyuz, imtiyazlıyız, ayrıcalıklıyız, sizin gidemediğiniz yerlerdeyiz havası vermek sanki bir zorunluluk haline geldi.

Küçücük çocuklar da ne yazık ki bu çukurun içine düşmüş vaziyette, geçen gün 24 stüdyosuna çalışanlarımızdan birinin minik bir kızı geldi. Kaan Yakuphan ve benimle fotoğraf çektirdi. İlk söylediği "bunları sosyal medyada paylaşın benim de takipçi sayım artsın" oldu. Üstelik uygulamaların tek tek isimlerini de saydı. Yani daha 7-8 yaşında konuya hakim görünüyordu.

Peki ama dijital dünyalardaki gibi yaşamak, görünmek tek hedef olarak sürekli mutluluk arayışında olmak gerçek anlamda iç huzur ve dinginlik getiriyor mu?

Aslında hayır...

Etrafımızda daha evliliğinin beşinci yılını dahi tamamlayamadan dağılan birçok çift var.

Hep bir prens, prenses olma düşü peşinde tüketilen ömürler... Oysa hepimiz biliyoruz ki insanoğlu için meselenin sonu yok. Ve aslında acılar da hayata dair... Ayağını yerden kesecek bir arabadan, model yükseltmeye onu elde eder etmez de daha konforlusunun hayalini kurmaya başlıyoruz. Elimizdekiler her daim eksik geliyor...

Ama unuttuğumuz bir şey var. Aslında aldığımız her ürünün bedelini ömür defterinden kopardığımız sayfalarla ödüyoruz. Elbette konu üstüne destan yazmak mümkün ama en azından biraz daha minimal yaşamak, daha az tüketmek, daha az harcamak ve gerçekten keyif alınacak zamanlara saklamak daha iyi olmaz mı? Kendinize ve sevdiklerinize yatırım yapın bence... Bu düşünceyle 51 yaşında bir karar aldım. Siz bu satırları okurken ben Kaş'ta dalış öğrenmeye gidiyorum. Umarım her şey yolunda gider ve sertifikalı bir dalgıç olmayı başarırım. Kalın sağlıcakla...