İbrahim Güneş
İbrahim Güneş
Tüm Yazıları

“Vatanımı savunurum”

İşimiz, gücümüz, tüm gündemimiz bu hafta başkent Ankara'daki NATO Zirvesi olacak. Açık söylemek gerekirse Türkiye 32 ülke arasında bir yıldız gibi parlayacak... MİT İstihbarat Akademisi'nin hazırladığı NATO 3.0-Türkiye Raporu'nu okuduğumda meseleye yönelik biraz daha bilgim arttı...

Raporun yönetici özeti bölümü bile çok uzun ve detaylı ama ben sizin için en azından meseleyi birkaç başlık halinde özetlemeye çalışacağım...

1- Dünya hibrit tehditler döneminde çoklu krizi ortamına sürükleniyor

2- Sadece silaha sahip olmak yetmiyor; Sürdürülebilir güvenlik anlayışı en kritik mesele, İran'ın füze kapasitesi buna örnek verilebilir.

3- Türkiye, NATO içinde örnek üye ülke haline geldi.

4- Tabi bir de ABD ile Avrupa arasındaki külfet paylaşımının yeniden yapılandırılması başlığı var...

Önce can sonra canan misali ben Türkiye'ye dair değerlendirmeyi buraya yazmak istiyorum. MİT raporunda Türkiye, "NATO 3.0'ın ihtiyaç duyduğu müttefik profilinin güçlü ve istisnai bir örneğidir" görüşü paylaşılıyor. Türkiye'nin, "Kendi güvenliğini üretebilen, kritik teknolojilerde yetkinlik geliştiren, bölgesel krizleri okuyabilen, hibrit tehditlerle mücadele edebilen ve stratejik özerkliğini İttifak kapasitesine dönüştürebilen bir ülke" olduğunun altı çiziliyor.

Ve final cümlesi... "Türkiye, güvenilir müttefiklikten stratejik katma değer üreten aktörlüğe doğru evrilmektedir" deniliyor.

Hadi raporu biraz daha açmaya çalışayım, özetle deniyor ki Türkiye kendi göbeğini kendisi kesmekle birlikte seri üretim kapasitesi, oluşturduğu teknolojik ekosistem, beşeri sermayesi yani insani kapasitesi ve müşterek harekat kabiliyetiyle NATO'da parlayan bir yıldız haline geldi...

Irak'ta, Suriye'de, Doğu Akdeniz'de, Karabağ'da, Libya'da ve Ukrayna meselesinde rüştünü ispat eden, Afrika'da güç dengelerini değiştiren bir Türkiye var... Ancak elbette teknolojik gelişmeler kadar o teknolojiyi kullanma kabiliyeti, asimetrik tehditlere (ki terör bunun bir parçası) karşı koyabilme kabiliyeti de Türkiye'yi öne çıkarıyor. Ama en önemlisi Türkiye'de "Mesele vatansa gerisi teferruattır" anlayışıyla geceli gündüzlü akıl ve alın teri döken insanlarımızın, gerektiğinde cepheye gözü kapalı koşmaya hazır milyonlarımızın olması en önemli gücümüz...

Zira hatırlarsanız Rusya-Ukrayna Savaşı sırasında çok çarpıcı bir anket yapılmıştı... Türkiye'de "savaş çıksa ülkemi savunurum" diyenlerin oranı %88 çıkarken, bu oranla Türkiye, 20 NATO ülkesi arasında açık arayla ilk sırada yer aldı. Avrupa'daki birçok ülke "yüzde 20 vatanımı savunurum" derken, geri kalanı başka ülkelere kaçma hesabı yapıyordu...

Bu yüzden başlığa bu meseleyi çektim...

Elbette yüksek teknoloji önemli ama vatanını savunma iradesi hepsinden daha önemli... Zira bu irade aynı zamanda "vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır" anlayışına da zemin oluşturuyor. Türkiye de işte bu anlayışla yükseldi, yükseliyor...

MUHTEŞEM BİR ÖYKÜ

Tüm mesele zihniyet devrimiyle ilgili aslında...

Selçuk Bayraktar, 2005 yılında elinde oyuncak gibi duran bir uçakla geleceği, SİHA teknolojisini anlatıyor. "Bize şans verirseniz dünyada bir numara olabiliriz" diyordu. Üstelik de FETÖ'cülerin tüm engelleme, sabotaj çabalarına rağmen zoru başardı... BAYKAR'ı bir dünya markası yaptı. Rahmetli Özdemir Bayraktar'ın işaret ettiği yolda yürüdü yürümeye de devam ediyor...

Tüm bunları niye yazdım...

BAYKAR CEO'su Haluk Bayraktar'ın mesajını okuyunca geçmişe bir yolculuk yapıp geri geldim...

Zira Haluk Bayraktar şöyle yazdı: "Piaggio Aerospace'i satın aldığımızda, çalışanlarına, İtalya'ya ve havacılık sektörüne bir söz verdik. Bir yıl sonra, bu sözü tuttuk ve ötesine geçtik. Taahhütlerimizin çok ötesinde yatırım yaptık, korumayı taahhüt ettiğimiz her işi koruduk ve bu 140 yıllık şirkete yeni bir endüstriyel plan, yeni bir kimlik ve yeni bir gelecek verdik. Piaggio Aerospace'in en iyi günleri hâlâ önümüzde."

Oysa BAYKAR satın almadan önce 140 yıllık havacılık firması iflasın eşiğindeydi. İtalyan hükümeti kayyum atamış ancak 7 yıllık kayyum yönetimi de sorunları çözememişti. Oysa Bayraktar ailesi bir yılda şirketi ayağa kaldırmayı, işten çıkarmayı bir kenara bırakın istihdamı büyütmeyi, uçak modellerini modernize etmeyi ve yeni bir ufuk çizgisi oluşturmayı başardı...

Sadece Bayraktar Kızılelma'nın İtalya'da pilotlu uçakla yaptığı uçuş bile başlı başına büyük bir başarı... Özetle İtalya'da bir zihniyet devrimine imza atıldı... Hatırlayın Selçuk Bayraktar ne diyordu, "Biz bu işe başladığımızda bize bürokratlar 'Siz bize tercümanlık yapın yeter. Adamlar almış yürümüş' diye bize akıl veriyorlardı."

İyi ki pes etmemişler ve iyi ki ülkemizin bayrağını gururla dalgalandırmaya devam ediyorlar. Biliyorum muhalif cepheden yine "Damat" eleştirileri gelecek ama ben tüm kalbimle biliyorum ki, Bayraktar ailesi büyük ve zor işleri çok daha önce başardı... Bariyerleri, duvarları yıktı bugünlere geldi... Bu yüzden mesele önce zihinsel bariyerleri yıkmakla başlıyor... Muhteşem bir öykü yazmak ancak ondan sonra mümkün olabiliyor.

ŞAM'DA PATLATILAN BOMBA

Hani yorumcuların zaman zaman kullandığı klişe bir ifade vardır...

"Zamanlama manidar"

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'nin Suriye'nin başkenti Şam'a, MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Irak'ın başkenti Bağdat ve sonra Kerkük'e yaptığı ziyaretlerin hemen ardından bombalı saldırı haberi geldi. Şam'ın işlek caddesinde insanların soluklanmak için oturduğu bir kafeteryada masanın altına konulan bomba patlatıldı. Can kayıpları yaralananlar oldu... Haberi paylaşırken 2016 öncesi hemen her hafta hatta bazen gün aşırı Türkiye'de yapılan terör saldırılarını düşündüm. Biz bugüne kadar bize terör üstünden verilmek istenen mesajları aldık. Gereğini yaptık. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "artık kuklalarla değil kuklacılarla mücadele ediyoruz" mesajı bu açıdan dikkat çekiciydi. Belli ki birileri istikrarını sağlamaya çalışan Suriye'ye de bombalarla mesajlar vermeye, terör üstünden sopa göstermeye çalışıyor. Ancak şunu söylemek isterim ki terör vesayeti ile dizayn günleri çok gerilerde kaldı. Suriye'nin canın yakabilirler ama bu saatten sonra Suriye'yi kolay kolay parçalayamazlar hele ki Türkiye dimdik ayakta olduğu müddetçe...