

Pırıl pırıl bir su, etrafı saran balıklar, suda yükselen küçük baloncuklar...
Mercanlara, deniz çayırlarına doğru mavi derinliklere doğru palet çırparken müthiş huzurlu, mutlu ve kafa konforuyla yapılan bir yolculuk içindeyiz.
Ancak bir anda karşınıza çıkan deniz salyası, müsilaj belası ile içinizi ince bir sızı kaplıyor.
İstanbul'dan yakından tanıdığımız müsilajı, deniz salyasını Ege'de görmek üzüyor, yüreğimizi yakıyor...
Zira Marmara'da alıştık belki ama Ege Denizi'nde müsilaj görmek insanın canını sıkıyor.
Marmara kıyılarındaki kadar yoğun değil ama kapladığı yeri öldüren müsilaj kütleleri birçok yerde karşımıza çıktı...
Neresi diye merak edenler için hemen söyleyeyim..
İzmir Seferihisar'a bağlı, Sığacık'ta dalış yapıyorduk ve Türkiye'nin önemli dalış notlarından birisi burası... Ben bu satırları yazarken Sığacık'ın bağlı olduğu CHP'li Seferihisar Belediyesi'ne yolsuzluk operasyonu yapılıyordu... Neyse konumuz operasyon değil...
Şimdi meselenin bam teline geliyorum. Teknede sohbet edenlere kulak misafiri oldum.
"İstanbul'da da vardı böyle ama İmamoğlu temizledi hepsini" hani kulaklarımla duymasam inanmazdım. Ama cümle tam olarak böyleydi.
İmamoğlu'nun göstermelik iki yüzey temizleme teknesiyle yaptığı şov belli ki hacminden çok daha büyük bir etki yapmış... Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın o dönem adeta müsilajla mücadele seferberliği başlatmış olması en azından konuşmayı yapan kişinin zihninde hiç yer etmemiş...
Aynı şekilde İmamoğlu'nun "Yapraklar bizi alkışlıyor" diye gündeme gelen "Silahtarağa İleri Biyolojik Arıtma Tesisi Projesi"ni iptal ettiğini de duymamış olmalı...
İdeolojik körlük dediğimiz mesele tam da bu aslında...
Aynı kişinin o sırada CHP'li İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin yıllardır arıtma tesislerini neden yapmadığı sorusunu da sormak da hiç aklına gelmiyor belli ki...
Burada amacım o kişiyi eleştirmek, yermek değil elbette...
Mesele şu; öyle bir kitle var ki, kapı duvar, sağır oda gibi ne söylerseniz söyleyin geçmiyor...
Dinlemiyor.
Sadece yargılıyor.
Üstelik bunu da üstenci bir dil ve üslup ile yapıyor.
Tabii bunu tüm CHP seçmeni için söylemek mümkün değil.
Sadece meseleye artık fanatizm derecesinde bakanlar için söylemeye çalışıyorum. Zira bu ruh hali onları da çok mutsuz ediyor...
Eminim sizin de çevrenizde bu düşünce yapısında kişiler vardır. Benim görebildiğim kadarıyla epey öfkeliler...
Bir yandan CHP'yi yönetenlerin çeyrek asırdır yarattığı hayal kırıklığının öfkesi var diğer yandan AK Parti'den duydukları nefretin yansıması...
CHP medyasının zehirlediği bir kitle bu ne yazık ki...
Örneğin Bakan Kurum'un dalış görüntüleriyle gündeme gelen İzmit Körfezi'nin kurtarılması operasyonunda "Dip Çamuru Ormana Döküldü" haberi yapılıyor...
Yani deniz temizlenirken orman kirletiliyor algısı oluşturuluyor. Sonra bakanlık "Tüm çalışmalar bilimsel temelde TÜBİTAK ve üniversitelerle iş birliği ile yapıldı. Dip çamuru tehlikesiz atıktır ve orman vasfını yitirmiş çorak araziye dökülmüştür. İleride bu bölge de rehabilite edilip orman haline getirilecek " mesajı veriyor. Yani çamur at izi kalsın gazeteciliğini eleştiriyor.
İşte bir grup CHP seçmeni hep bu habercilik anlayışından besleniyor.
Ama bu sağlıklı bir ruh hali değil... Ve sürekli mutsuzluk üretiyor... Özetle CHP sağlam bir muhalefet üretemediği için medyası da CHP'lileri de depresyona sürüklüyor. Samimiyetle Atatürk'ün partisi diye CHP'ye gönül veren kitle artık CHP medyasını da izlemiyor. Neredeyse habere küsmüş vaziyette...
Ve bu toksik ilişkiyi terk edemedikleri için de çaresizlik girdabında boğuluyor gibiler...
CHP'deki hançerleme siyaseti, tıpkı bir müsilaj gibi toplumu da zehirliyor.
Çürütüyor.
Bir kez daha altını çizmek isterim.
Kimseyi kırmak, tahkir etmek ya da eleştirmek değil amacım, sadece durum tespiti yapmaya muhalefet seçmenini anlamaya, anlatmaya çalışıyorum.
Zira bu ülke hepimizin ve geleceği hep birlikte inşa etmek zorundayız. Bunu da dinlemeden, anlamadan, empati yapmadan, yapmak kolay değil diye düşünüyorum.
Bu yüzden de bulduğum her fırsatta CHP'lilerle konuşuyor, anlamaya, kavramaya çalışıyorum... Zira, "Kavanoz kapağına oy veririm" anlayışı şehirlerimize, ülkemize de kaybettiriyor...
AK Parti İstanbul'da başlattığı yeni kampanya ile "İstanbul beklemez" mesajı verdi...
Daha önce de "Senin hayatından gidiyor" mesajı vermişti... Seçim sizin elbette ama ömür de akıp gidiyor...
Bu kadar mutsuzluğun yükünü taşımak gerekmiyor...

SİYONİZM'İN "ÖZEL" BİR PLANI MI VAR?
İsrail, İran Savaşı'nda çuvalladı...
Bunda Türkiye'nin de önemli payı olduğunu söylemek mümkün...
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın millete sesleniş konuşmasında işaret ettiği gerçeğin altını çizelim önce...
"Kardeşi, kardeşe kırdırma; Türkler, Araplar, Kürtler ve Farslar arasında yeni fitne ateşleri yakma girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı."
Şimdi devam edelim...
2009 yılındaki "One minute" çıkışından bu yana Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Siyonizm'in hedefinde olduğunu sanırım hepimiz kabul ediyoruzdur.., Bu yüzden bu durumda bir değişiklik yok. Hatta Tel Aviv ve Yahudi lobileri Erdoğan'a karşı bulduğu her zeminde bir karalama kampanyası yürütüyor...
ABD Kongresi'nde konuşan eski CIA Danışmanı Micheal Rubin'in söylediklerini herkesin oturup izlemesinde fayda var...
Zira her ne kadar oynayan Rubin'in dudakları olsa da hepimiz biliyoruz ki aslında duyduğumuz Siyonizm'in sesi...
Konuşmadan altı çizilmesi gerekenleri paylaşayım ben...
Trump'tan umutlarını kesmişler gibi... Zira Erdoğan'ı frenleme konusunda Trump'tan bir sonuç alamadıklarını itiraf ediyorlar.
Bu yüzden de "Erdoğan, Fidan, Kalın üçlüsünden mutlaka kurtulmalıyız" mesajı veriyorlar.
Gölge CIA Rubin, Dışişleri ve Kongre'nin Erdoğan sonrası dönem hazırlığı içine girmesi gerektiğini söylüyor.
"İmamoğlu, Demirtaş ve Kavala'yı cezaevinden kurtarmalısınız"
"Özgür Özel'i CHP Genel Başkanı olarak tanımalısınız. Özel, geleceğin Cumhurbaşkanı olabilir"
"Kemal Kılıçdaroğlu'nu gayri meşru ilan edip, baskı altına almalısınız"
Özetle Siyonizm cephesinde değişen bir şey yok...
Eski ABD Başkanı Biden'ın "Bu kez darbeyle değil, Türkiye'deki dostlarımızla Erdoğan'ı devireceğiz" söyleminin ardından kurulan altılı masayı bir düşünün; Sonra o masayı kuran Kılıçdaroğlu'nun "Partimize sızan FETÖ'cüleri fark edemediğim için özür dilerim" itirafını üstüne koyun... ABD'de ölüp giden FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in "Güneydeki sevdiğimiz ülke" diye İsrail'e nasıl selam çaktığını bir hatırlayın... Aslında tablo net değil mi?
Şimdi tablo böyleyken Özgür Özel, paralel grup toplantısında çıkıp diyor ki; "Selam olsun Osman Kavala'ya, yakında kavuşacağız"
Sonra bir başka gün televizyon ekranında diyor ki; "Benim suçum ABD'nin İsrail'in bölgede planladığı düzene ve nizama uyum gösterecek makul bir aktör olmayı reddetmek. Onların tarif ettiği düzenin içinde yer almayacağımızı söyledik."
Hani teklif nereden gelmiş, kime onların düzeninde yer alınmayacağı söylenmiş hepsi bir muamma...
Ama mesele o değil, Erdoğan, Suriye'de, Irak'ta terör koridorunu bozdu. İsrail'in Lazkiye, Süveyda'daki Dürzileri, Nusayrileri, kışkırtma girişimi Şam yönetimiyle önlendi.
Erdoğan, Hamas'a "Kuvayi Milliye" diyerek destek oldu. Filistin davasını her zeminde savundu...
Peki ya Özgür Özel, hangi düzeni bozdu da kendince ABD ve İsrail'in hedefi oldu? Vallahi ne diyeyim bu kafaya ulaşmak gerçekten çok zor bir mesele... Biz yine de manşetteki soruyu soralım; Siyonizmin "Özel" bir planı mı var?

YİNE KANDIRIYOR OLABİLİRLER Mİ?
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik yaylım ateşi, linç ve saldırı girişimleri sürüyor... Zehir zemberek sözler söyleniyor...
CHP trollerine, Saraçhane medyasına sözüm yok.
Onlar işlerini yapıyor.
Ancak ya Özgür Özel, Ali Mahir Başarır'a ne diyelim...
Her ikisi de 2023 seçimlerinde Kılıçdaroğlu'nun yanlış aday olduğunu ancak ses çıkaramadıklarını söylüyor.
Özel'in tam ifadesi şu; "Sistem öyle bir yere geliyor ki partinin genel başkanı aday olmak istediğinde, birisi çıkıp 'Ben buna isyan ediyorum' dese ve seçim kaybedilse bütün sorumluluk onun üstüne kalır." Üstüne Kılıçdaroğlu'na inanmadığı halde meydan meydan gezip milleti ikna etmeye çalıştığını söylüyor.
Benzer açıklamaları Ali Mahir Başarır da yaptı.
Erdoğan'ın deyimiyle "2023'te pirom deyip göklere çıkardıkların Kılıçdaroğlu'na hain" diyenlerin, o günlerde aslında kendi ajandaları ve çıkarlarını korumaya çalıştığı anlaşılıyor.
Aynı kadrolar millete de iki yıldır "Ülkeyi kurtaracak lider" diye İmamoğlu'nu pazarlamaya çalışıyordu. Peki ya bu isimler, 2023'te olduğu gibi şimdi de kendi ajandaları ve ikbali için siyaset yapıyorlarsa ne olacak? Zira dün milleti kandırmaya çalışan, bugün de milleti kandırmaya çalışıyor olabilir...
Ne demiş atalarımız "Can çıkmadan, huy çıkmaz"
Takdir milletin elbette...