Selahaddin E. ÇAKIRGİL
Selahaddin E. ÇAKIRGİL
selahaddincakirgil@gmail.com
Tüm Yazıları

Amerikan emperyalizminin, ''küçük savaşlarla büyük zaferler kazanmak'' taktiği...

Amerikan emperyalizminin 50 yıl öncelerdeki başkanlarından ve ABD'nin uzun vâdeli siyasetleri açısından stratejik bir kafa yapısına sahib olduğu söylenen ve rakipleri tarafından 'Üçkağıtçı Dick' lakabıyla anılan Richard Nixon, ölümünden önce kendisiyle yapılan bir röportajda, geleceğin Amerikan siyasetçilerine, 'Amerika'nın, büyük savaşlara girmeksizin; küçük savaşlardan büyük zaferler elde etmek stratejisine ağırlık vermesi gerektiğini' tavsiye ediyordu.

Trump'ın bu tavsiyeye USA diplomasisinin sımsıkı sarıldığı anlaşılıyor..

Hele de bugün devamlı konuşan ve birbirini tutmayan, kendi içinde derin çelişkilerle dolu açıklamaları bulunan bir 'Trump'ları var ki, insan hayret ediyor. Çünkü, bugün yaptığı bir konuşmanın dünlerdeki bir konuşmasıyla yüzde yüze yakın derecede çelişebileceği ve yarınlarda da bugün söylediklerinin tam tersini söyleyebileceği, gayet tabiî bir durum olarak algılanabiliyor artık..

Bu durum, sadece Tump için de sözkonusu değil..

Nitekim, Amerikan Kongresi'nin itibarlı üyelerinden sayılan ve Trump'la da aynı partiden, 'Cumhuriyetçi'lerden olan Lindsey Graham isimli senatörün söz ve davranışlarına o kadar yansımış ki, Trump'a, bir kaç hafta önce, "Kharg Adası'nı al!" demişken, şimdi, ABD'nin "Kharg Adası'nı almaması gerektiğini" söyleyebiliyor..

*

Bu duruma dikkati çeken ABD'li siyasî yorumcu Tucker Carlson da, dün, New York Times'a yaptığı açıklamada ABD Başkanı Trump'ın İran Savaşı'nda 'bağımsız bir başkan' olarak hareket edemediğini, İsrail rejimi başbakanı Netenyahu'nun 'rehine'si olduğunu söylüyor ve 'Trump'ın egemen bir karar verici olmaktan çok, bir 'rehine' olduğunu ve bunu kendi isteği dışında yaptığını düşünüyorum ve 'bunu sadece Trump'ın 28 Şubat'ta savaşı başlatmasından değil, aynı zamanda savaştan kaçamamasından da biliyoruz. (...) İsrail, İranlılar da dahil olmak üzere herkesin dikkatini çekmek amacıyla tasarlanmış bir şekilde, Lübnan'da sivilleri öldürmeye başladı. İsrail'in bu hamlesinin amacı, müzakere yoluyla bir çözümden söz edilmesine son vermek ve İran yok edilip kaosa sürüklenene kadar devam etmektir ki, bu da İsrail'in hedefidir. (...) Trump, 'Müzakere yoluyla bir çözüm istiyorum' demişken; İsrail onun bu eğilimini durdurdu. Trump, Netanyahu'yu kamuoyu önünde eleştirmeyi bile reddetti. Bu, bir adamın diğerini tamamen kontrol etmesidir ve bu 'rehine' olmaktır ve alınmaktır.' diyordu.

Böyle itirazlar, az olsa bile Amerikan Kongresi'nden de yükselebiliyor. Ama, gücetaparlığın son kertesinde yaşayan ABD toplumunda bu gibi sözleri işitebilecek dinleyecek ve anlayabilecek bir kamuoyu var mıdır?

Nitekim, Trump, bu gibi durumlarda, yaptığı 1-2 manevra ile, Amerikan ekonomisinde geniş kitleleri ümitlendiren zafer ve zenginlik beyanlarıyla mest edebiliyor.

Son olarak, "İranlılar görüşmek isterse bizi arayabilirler. Biliyorsunuz, güzel ve güvenli irtibat hatlarımız var" diyen Trump, 'İran yönetiminde "bölünme" yaşandığı' iddialarını sürdürürken; "İranlı liderler çok tuhaf; bazen kiminle muhatap olduğunuzu hiç bilemiyorsunuz. İran konusunda şu anda görüştüğümüz bazı kişiler çok mantıklı, bazıları ise değil. Umarım, İran akıllı davranacaktır.." ifadelerini kullanırken, biraz da aynaya baksa ve orada gördüğü canlı yaratığın, 'gücetaparlık' hecmelerinden başka bir davranışının olmadığını keşke anlayabilse..

Daha da ilginç olanı şu ki, Trump, aslında yaptıklarının, bir 'korsanlık' olduğunu açıkça söyledi, evvelki gün; 'ele geçirdikleri bir petrol tankerinin petrolünü boşalttıkları'nı, çok büyük bir kazanç elde ettiklerini Amerikan halkına bir zafer neşesi içinde duyuruyordu.. O bir sürç-ü lisan mıydı, yoksa, 'şecaat arzedeyim derken, çaldıklarını söyleyen hırsız' örneği mi sergiliyordu?

Bu arada dikkat çekici bir nokta da şu: Bizdeki bir çok yorumcu, 'Hürmüz Boğazı' üzerinde Amerikan emperyalizminin dayatmalarına karşı, İran'ın, Körfez'deki irili- ufaklı 'petro-dolar şeyhlikleri'ni vuracağına dair önceden yaptığı açıklamayı eleştiriyorlar..

Ama, ABD emperyalizmi, 'dünya jandarması' rolünde, hoşlanmadığı her davranışı ezip geçeceğinin mesajını uygulamalı olarak verirken, bizdeki tv. ekranlarında yorumcuların hemen tamamı, bu tepkiyi büyük bir yanlış olarak görüyorlar.. İran, kendisine yönelik o ABD saldırılarının o 'petro-dolar şeyhlikleri'nden yapıldığını biliyor ve kendisine bir saldırı olursa, cevabını 'petro-dolar şeyhlikleri'ndeki Amerikan üslerini ve İsrail'i vurarak karşılık vereceğini taa baştan açıklamış bulunuyor.. (İran'ın bu noktada özellikle Türkiye'de de var olan ABD üslerini hedef almamakta dikkatli olduğu görülüyor.)

Esasen, İran'ın, kendisine saldıran 10-15 bin km. uzaktaki ABD ülkesini vurmak imkanı yok.. Ama, bölgedeki ABD üslerine ve İsrail'e saldırabileceğini gizlemiyor ve o sözlerini de yerine getiriyor.. Nitekim, Tel-Aviv'i de füzelerle vurdu- vuruyor..

Böyleyken, 'İran yanlış yapıyor..' diyenler, herhalde, Trump'ın istediği gibi, 'İran'ın, 'teslim olmak' mânasında 'beyaz bayrak' açmasını istiyor değillerdir.. Savaş, 'çelik-çomak oyunu' değildir.

*

**

'İslamofobia' konusunda önemli bir gelişme üzerine, NOT:

İsveç Hükümeti, "İslamofobi" terimini kullanmaktan vazgeçmiş ve "İslamofobi" terimini resmî kullanımından çıkararak yerine "Müslüman karşıtı ırkçılık" ifadesini kullanmaya başlamış..

Özellikle de, Amerika'da, 11 Eylûl 2001'de, Dünya Ticaret Merkezi diye anılan New York'daki ünlü İkiz Kuleler'in, yine B. Amerika'daki iç güvenlik zaafından meydana geldiği anlaşılan ve uçakların bu 120 katlı dev kulelere çarptırılarak yıkılması ve 3500'den fazla sivil insanın ölümüyle meydana gelen dehşet verici saldırılardan hemen sonra, kapitalist dünya medya organlarında sür'atle kotarılan ve de haksız yere, emperyalist güç odaklarınca, dünya kullanılan ve dehşet uyandıran etkin ve yaygın şekilde kullanılmaya başlanan 'İslamofobia / İslam korkusu' teriminin, aradan çeyrek yüzyıl sonra kullanılmasının yanlış olduğunun anlaşılıp, İsveç Hükümeti'nce tedavülden kaldırılması, yine de hayırlı bir gelişmedir ve inşallah nice hayırlara vesile olur..

Ki, biz o dehşet verici hadiselerin yoğun şekilde kullanıldığı kapitalist emperyalizmin medya organlarında ilk günde itibaren, bu isimlendirmenin haksızlığını ve tedavisinin de kolay olmayacağını anlatmaya çalışıyorduk.. Çünkü, korku ve nefreti esas alan bu isimlendirmenin yüreklerde ve beyinlerde nasıl yansıyacağını anlamak için özel ihtisas sahibi olmaya gerek yoktu.

İsveç Dışişleri Bakanı Maria Malmer Stenergard, 1 Mayıs'ta İsveç parlamentosunda yapılan tartışmalar sırasında hükümetin bu kavramın kullanılmasından vazgeçtiğini açıklaması, 'idamdan sonraki aff'a benzese de, en azından, bir gerçeğin soğukkanlılıkla ve mantıklı şekilde düşünebilen kamuoyu oluşturma merkezlerince anlaşılması –çeyrek yüzyıllık bir gecikmeye rağmen- yine de memnuniyet verici bir gelişmedir..

İsveç medya kuruluşlarında 4 Mayıs günü yapılan değerlendirmelere göre, Dışişleri Bakanı Stenergard'ın, "İslamofobi" teriminin yanlış anlaşılmalara yol açtığını belirterek; İsveç hükümetinin ilgi ve odak noktasının, 'toplum katmanları arasında korkular oluşturmak değil, ayrımcılık ve ırkçılık eylemleriyle mücadele olduğunu' ifade etmesi, "Fobia" kavramının irrasyonel / akıl dışı ve şahsî korkuları çağrıştırdığını ve gerçeği yansıtmasının yetersiz kaldığını savunması ve Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler nezdinde "İslamofobi" yerine "Müslüman karşıtı ırkçılık" veya "Müslüman karşıtı nefret" ifadelerinin benimsenmesi için teşebbüste bulunacaklarını da açıklaması, umulur ki, tarihî yanlışların zaman içinde ilerlemesinin yolunu kesecektir.

Evet, çeyrek 100 yıldır, milyarca insanın yanıltıldığı ve İslam'ın ve Müslümanların haksız yere suçlanmasına yol açan işbu psikolojik 'fobia/ korku' teriminin yanlış ve yalanlar üzerine kurulu tahtından indirilmesine vesile olduğu için İsveç hükümetini tebrik etmek gerek..

İsveç hükümetinin terminoloji değişikliğine yönelik ilk adımları, Aralık -2024'te kabul edilen "Irkçılığa ve Nefret Suçlarına Karşı Eylem Planı" ile başlamıştı.

Söz konusu belgede "İslamofobi" kavramının kullanımının o zaman da sorgulanmasına rağmen, 2022 yılında hazırlanan hükümet programında bu terimin yer aldığı biliniyordu.

Açık olan şu ki, 'İslamofobia', Haçlı Seferleri'nin 1000 yıla yaklaşan ve psikolojik açıdan bir vehim derecesinde nesiller arası devam eden korkulara dayanmaktaydı. Şimdi ise, İsveç parlamentosunun bu yaklaşımını memnuniyetle kabul eden kamuoyunu da alkışlamak gerekir.

Bize gelince, Yûnus Emre'nin 8 asır öncelerde ârifâne bakış açısıyla dile getirdiği üzre, 'Biz kimesnenün dinüne ta'n itmezüz ' ve 'hakikat kapısı, her insana açıktır.'

*

İnsan ruhundaki manevî dalgalanmalara gözünü kapamasıyla şöhret bulan materyalist cereyanların iflâstan başka bir sonucunun olamayacağı açısından; İsveç'te yaşayan Müslümanların, İsveç hükümetinin bu yeni yaklaşımını destekleyeceği, bu olumlu sahneyi karartmak isteyen 'psikolojik savaş ajanları'nın entrikalarına karşı daha bir müteyakkız olacakları gayet açıktır.