Hasan Hüseyin ÖZ
Hasan Hüseyin ÖZ
hasan.oz@star.com.tr
Tüm Yazıları

Amerikan körlüğünün son perdesi

Marco Rubio, "Destansı Öfke Operasyonu sona erdi." dedi.

Tabi tıpkı patronu Trump gibi tehdit etmeyi de ihmal etmedi.

Ha bir de hedeflere ulaştıklarını, Amerika'nın büyük zafer kazandığını da söyledi.

Ama...

Rejim değişikliği olmadı.

Nükleer anlaşma yok.

Balistik füzeler ve dronlar için sınır getirildi mi? O da yok.

Hürmüz Boğazı eskisinden çok daha pahalı hale geldi.

Bölgedeki ABD üsleri vuruldu, ABD ittifak sistemi zayıfladı.

Petro-dolar sistemi de büyük yara aldı. Toparlanması kolay görünmüyor.

O halde Rubio'nun "hedeflere ulaştık" cümlesini nasıl okumak gerekir?

Bu operasyonun başarısızlığını yönetme çabası. Washington sahada istediği siyasi sonucu alamayınca, askeri hasarı başarı diye paketlemeye çalışıyor. Eski numara. Önce vuruyorlar, sonra "barışı tercih ederiz" diyorlar. Önce krizi büyütüyorlar, sonra dünyanın normale dönmesi gerektiğini hatırlıyorlar.

Normal dedikleri şey de belli... Petrol aksın, ticaret aksın, dolar aksın; ama hepsinin vanası Washington'ın elinde kalsın.

Amerikan yönetiminin sözünün inandırıcılığı yok.

Dolayısıyla operasyonla ilgili söylenen her söze ihtiyatlı bakmak gerekiyor.

Ama operasyonun asıl hedefi baştan beri belli. Petrol akacak, ticaret geçecek, fakat vananın kimde olacağına Washington karar vermek istiyor.

Bu yüzden Rubio'nun konuşmasındaki asıl mesele operasyonun bitmesi değil, Hürmüz Boğazı'nın açılmasıydı. Çünkü Hürmüz petrol fiyatlarının, enerji güvenliğinin, küresel ticaretin ve dolar düzeninin boğazı. Orayı kim kontrol ederse, ülkelerin nefes alışını da kontrol eder.

ABD'nin Orta Doğu'daki düzeni hep bunun üzerine kuruldu. Güvenlik sat, bağlılık tahsil et. Diktatörlükleri müşteri yap, petrolü teminat göster, doları zorunlu dil haline getir. İtiraz eden olursa yaptırımla, darbeyle, savaşla ya da abluka tehdidiyle hizaya çek.

Tam bir haraç ekonomisi.

Rubio'nun "nesiller boyu sürecek yıkım" tehdidi de bu sistemin gerçek dili. "Anlaşma istiyoruz" derken kastettikleri karşılıklı taviz değil. Tıpkı Trump gibi onun da kastettiği şu: Boğazlar bizim istediğimiz gibi açılacak, petrol bizim düzenimiz içinde akacak, İran da elindeki son büyük kozu masaya bırakacak.

Bu yüzden konuşmadaki barış vurgusu kimseyi inandıramıyor. Barış dedikleri şey, teslimiyetin daha temiz ambalajlanmış hali. Eğer İran kabul ederse buna "müzakere" diyecekler. Etmezse "ekonomik yıkım" tehdidini büyütecekler.

Trump yönetiminin içeride ihtiyaç duyduğu şey bir başarı hikayesi. Seçmene "bataklığa saplanmadık" denecek. Piyasalara "petrol kontrol altında" mesajı verilecek. Müttefiklere "hâlâ patron biziz" hatırlatılacak. Dünya kamuoyuna da "savaşı biz istemedik, düzeni koruduk" masalı anlatılacak.

Fakat sahadaki tablo bu masalı taşımıyor.

Kimileri hâlâ büyük teorilerin peşinde. Kimileri Soğuk Savaş sonrası ezberlerini tekrar ededursun. Kimileri de İran'ı zafer taklarının altından geçirsin. Hikâye başka bir yere evriliyor.

Bu, cücenin kapanına sıkışmış devin zihin tutulması. Dünyayı bırakın, içeride kendi halkını ikna edemeyen bir yönetim var.

Açıklamalardaki paniğin sebebi biraz da anket sonuçları. Cumhuriyetçi, Demokrat ve bağımsız Amerikalılar arasında hükümetini onaylamayanların oranı artık üçte iki. Üçte iki! İki üç ay öncesine göre tablo çok daha kötü; Trump yönetimi için tam bir felaket.

Yani... Dünyaya düzen satmaya çalışan bir iktidar, kendi evindeki dağınıklığı bile toparlayamıyor.