
Şiddet ve terör eylemleri organize ve icra edenler haricinde siyasi partilerin kapatılması demokrasiye bir darbedir.
Yasal siyasi partiler de hukukun denetimi dışında değildir; eksikleri kusurları hususunda yargının kararları bağlayıcıdır.
İşte tam bu noktada parti yöneticilerinin kaliteleri ve kalibreleri ortaya çıkmaktadır.
Hatırlayın RP AYM tarafından hukuksuz bir şekilde kapatılmıştı. Kapatma kararı demokrasiye millet iradesine bir darbeydi ve karar elbette ki beğenilmedi.
RP Genel Başkanı merhum Erbakan hoca basının karşısına geçti ve son derece sakin bir üslupla, AYM'nin partiyi kapattığını bu olayın insanlık tarihinde küçük bir nokta olduğunu ama ülkenin sükûnete ihtiyacının bulunduğunu söyleyerek beğenmediği halde yargı kararının bağlayıcılığına itiraz etmedi, mensuplarına sükûneti tavsiye etti. Ama pes etmedi, mücadeleye devam etti.
Google ve medyadan toplanan çakma belgelerle iktidar partisi olan AK Parti'ye kapatma davası açıldı ki ben de o davada siyasi yasağı istenenler arasındaydım. Sonunda parti kapatılmadı ama para cezası verildi.
Başbakan Erdoğan bu kararı beğenmedi ve isteseydi emrindeki hazineye bu parayı ödemezdi. Ama beğenmediği bu kararın bağlayıcı olduğunu bildiği için cezayı ödedi.
Merhum Erbakan ve Başkan Erdoğan isteseydi milyonları sokaklara dökerlerdi. Öyle yapmadılar yollarına devam ettiler.
Peki ya verilen mutlak butlan kararı karşısında CHP yönetimi ne yaptı?
Tüm deliller aleyhine olmasına ve süreci başlatan yine parti delegesi olmasına rağmen, herhangi bir ceza verilmemiş olmasına rağmen sadece 13 yıl partilerine genel başkanlık yapmış olan kişinin göreve iadesi kararı için isyan bayrağı çektiler, mensuplarını direnişe çağırdılar.
Özel de: "Bu karar benim için yok hükmündedir, binadan da odamdan da çıkmıyorum." dedi.
Hem de iktidarı suçlayarak, yargıyı iktidarın emriyle böyle bir karar verdiğini ve bunun bir darbe olduğunu söyleyerek!
İşte siyasetçinin kalibresinin ve kalitesinin ortaya çıktığı nokta tam da burasıdır!
Halbuki mahkeme kararında, delegelere baskı yapıldığı, bavullarla getirilen dolarların pazarlıklar sonucunda otellerde delegelere dağıtıldığı, iPhone telefonlar ile iPad tabletlerin verildiği, oy karşılığı olarak evler, arabalar verildiği ve yine bazı delegelere iş imkanı sağlamak sözü verilerek seçim sonucunun değiştirildiği, bir kısım delegelerin ve yakınlarının İstanbul Büyükşehir Belediyesinde işe alındıkları ve yine birçok delegeye Belediye Başkanlıkları olmak üzere siyasi görev olarak sözler verildiği iddiasıyla davayı bizzat CHP delegelerinin açtığını o yüzden mutlak butlan kararı verildiğini yazıyor!
Davacı da davalı da CHP'li.
Yargı sadece açılan davaya bakarak görevinin gereğini yapmış.
Tamam, kararı beğenmeyebilirsiniz, itiraz edersiniz ama kendi aranızdaki ihtilaflar yüzünden mahkemenin verdiği kararın sorumluluğunu iktidara yükler ve isyan bayrağı çekerseniz siyasi kaliteniz ve kalibreniz ortaya çıkar.
CHP yönetimi bunu hep yaptı/yapıyor!
Yüzyılın yolsuzluk davası CHP'lilerin şikâyetiyle ve itiraflarıyla ortaya çıkıyor ama kabahatli iktidar oluyor!
Baklava kutularında aldıkları rüşvet cürmü meşhut ile tespit ediliyor ama kabahatli iktidar oluyor!
Binlerce döviz CHP'lilere gidip geliyor, kabahatli iktidar oluyor!
CHP'li başkan dört kadını birden idare edip kendine harem kuruyor, otelde basılıyor, rüşvet vermeyen otelleri mühürlüyor ama kabahatli iktidar oluyor!
Tek günahlarının iktidarı yenmiş olmaları söylemine sarıldılar!
Tam bir hezeyan.
Batı basınının da sorumluluğu iktidara yıkması, Ali Saydam beyin dediği gibi 'olay bir iç hukuk meselesi olmaktan çıkmış, Türkiye'ye karşı uluslararası algı operasyonuna dönüştürülmüştür.'
Siyaset üretemeyen, her tarafından dökülen, her gün yeni bir skandal ile sarsılan, yolsuzluk rüşvet irtikap taciz ile anılan bir yönetim ile suhuletle mücadele etmek varken iktidar neden onu görevden aldırsın ki?!
Zaten mahkeme de, kurultayda gayri ahlaki yollarla delege iradesinin sakatlandığını söylüyor.
Mahkeme ayrıca CHP dışından iktidara yakın birilerini de kayyum olarak atamıyor, mutlak butlan gereği görevi genel kuruldan önceki CHP yönetimine veriyor.
Yani 2023 seçimlerinde yere göğe sığdıramadıkları cumhurbaşkanı adayı yaptıkları 13 yıl genel başkanlık yapmış Kılıçdaroğlu'na görev veriyor.
Karar beğenilmeyebilir ama bağlayıcıdır, CHP'yi de bağlar.
CHP hem Yargıtay'a hem YSK'ya itiraz etti. Yargıtay ne karar verecek göreceğiz ama YSK'nın itirazı reddetmesi mutlak butlan kararını onaylaması anlamına gelir bu da Özel'in elini iyice zayıflatır!
Gerçi kararı kabul etmediklerini söylüyorlar ama Özel'i alelacele grup başkanı seçerek kararı fiilen kabul ettikleri gibi bir çelişki içindeler.
Dedim ya, kalibre meselesi.
Aklı başında bir yönetim olsa eski genel başkanlarına buyur ederler otururlar konuşurlar kurultayı yenilerler mesele hallolur.
Ama sıkıntı başka!
Sıkıntı, parti içindeki anlaşmazlıklar, müdahaleler, hançerlenmeler, rant ve biat sıkıntısıdır!
Mutlak butlan kararı çıkınca partideki eski genel başkanlarının fotoğrafını yırtıp atmaları, göreve iade edilen eski genel başkanlarının telefonuna cevap vermemeleri, sorunun aslında parti ile iktidar arasında değil kendi aralarında olduğunu göstermektedir.
Çapı böyle olan bir yönetim ile CHP'nin iktidar olması mümkün mü?
Daha partilerini yönetemeyenlerin Türkiye'yi yönetmesi mümkün mü?
Kendilerine 13 sene genel başkanlık yapmış olana da hain diyenlerde kalite var mıdır?!
Ayrıca ülkeden kovulan işgalcilerin tüm değerlerini millete dayatan bir siyasi düşüncenin başında ha Özgür olmuş ha Kemal ne fark eder ki?!
İkisinin birlikte çalıştığı dönemleri de gördük.
Mesele kalite, kalibre ve milletin değerleriyle uyum meselesidir!
CHP'de ikisi de yok!