Resul TOSUN
Resul TOSUN
rtosun@star.com.tr
Tüm Yazıları

Maşallah!

Çağdaş ülkelerden geri kalışımızın sebebi insanımız değil yönetimlerdir.

Bu durum Osmanlı dönemi için de Cumhuriyet dönemi için de acı bir gerçektir.

Dünyaya hükmeden Osmanlı, sanayileşme devrimini kaçırınca maalesef batının gerisinde kalmış ve dışa bağımlı hale gelmiştir.

Muasır medeniyetler seviyesine çıkma mottosuyla ilan edilen Cumhuriyet döneminde de insanımızın onca gayretine rağmen yönetimlerin ilgisizliği sebebiyle dışa bağımlılığımız devam etmiştir.

Daha Cumhuriyetin ilk yıllarında kendi imkânlarıyla uçak üreten Vecihi Hürkuş'a yönetim sahip çıkmamış aksine cezalandırmıştır!

Silah ve mühimmat üreten Nuri Killigil ve Şakir Zümre'nin faaliyetleri yine yönetimin ihmali yüzünden akamete uğramıştır.

Uçak fabrikası kurup üreten Nuri Demirağ'ın hikayesi de yönetimin dünya gerçeklerinden ne denli uzak olduğunu göstermesi açısından ibretliktir.

Bunları biliyordum da yerli tank üretildiğini bilmiyordum.

Prof.Dr. Murat Yalçıntaş Bey'in 'Yeni Altay'ın Bilinmeyen Hikayesi' kitabını okuyunca öğrendim.

1940 yılında motor hariç tüm aksamı yerli olarak bir tank üretilmiş, bu tank Cumhuriyet Bayramı törenlerine de katılmış (s.135) ama tıpkı Nuri Demirağ hikayesinde olduğu gibi devlet sipariş vermediği için tarih olmuş!

Dün Türk Parlamenterler Birliği İstanbul Şubesinde konuşan Yalçıntaş savunma sanayiinin başarısı ve gelişmesi için gereken üç şartın ilkini 'alıcısı olacak' diyerek belirtmişti.

Savunma sanayiin alıcısı devlettir, devlet almazsa savunma sanayiinin başarması ve gelişmesi mümkün değildir.

Kemalistlerin yere göğe sığdıramadıkları tek parti dönemi savunma sanayiini engelleme dönemi olarak tarihe geçmiştir.

Ordumuz içinde olsun sivil bürokraside olsun sanayicilerimiz arasında olsun, çağı yakalayacak birikim ve girişimler hep olmuştur.

Ama siyasi irade destek vermediği zaman, savunma sanayiinde en büyük müşteri devlet olduğu için mesafe kat etmek mümkün değildir, olmamıştır.

Savunma sanayiinde dışa bağımlılık elimizi kolumuzu bağlayan bir engel olmuş maalesef.

Yalçıntaş bu gerçeğe çok yumuşak bir ifade ile 'Motor tasarlayıp ürütmeyen bir ülke dışa bağımlı kalmaya mahkûmdur.'(s.81) diyerek parmak basmış ama engelin ötesinde vahim bir durum olduğunu iki örnekle ifade etmiş.

Pakistan'a 30 adet helikopter satışı için anlaşma imzalanmış ama ABD-İngiltere ortak yapımı motor kullanıldığı için 'başka ülkeye satılamaz' şartı nedeniyle satılamamış ve anlaşma iptal edilmiştir!

Aynı şekilde Azerbaycan'a Fırtına Obüs topu satılamamıştır.(s.115)

Evet, motoru siz üretmiyorsanız o aracın sahibi de siz olmuyorsunuz!

Altay tankı için de aynı durum ortaya çıkmış. Güç gurubu (motor ve şanzıman) hariç tüm aksamı yerli olarak ve dünyadaki emsallerinden daha ileri teknolojiyle imal edilmiş.

Yerli motor BATU üretilinceye kadar Altay tankının motorunun ithal edilmesi kararlaştırılmış.

Ama 1500 beygirlik güç gurubunu dünyada üretebilen çok az sayıda ülke var.

Türkiye bu ülkelerin tamamına müracaat etmiş ve hepsinden olumsuz cevap almış.

Ya Türkiye'nin güçlenmemesi ya da dünya pazarında kendilerine rakip olmaması için bin bir türlü engel çıkarmışlar.

Mesela ABD CAATSA'yı bahane ederek, Almanya sözde insan haklarını, özellikle Suriye'nin kuzeyine yapılan askeri harekatları bahane ederek, Avusturya 'veririm ama Türkiye içinde kullanmayacaksın' gibi absürt şartlar ileri sürerek güç grubu satmayı engellemişler ve Altay o yüzden seneler kaybetmiş.

Başkan Erdoğan iktidar olduğu günden itibaren savunma sanayiine verdiği destek ile bu engelleri aşmaya çalışmış ve yerli motor üzerinde titizlikle durulmuştur.

Bir taraftan uçak motoru geliştirilirken diğer taraftan da başta Ana Muharebe Tankı motoru olmak üzere ordunun ihtiyaç duyduğu motorları üretmeyi hedefleyen iktidar, Türkiye'yi bu hedefe kilitlemiş ve yerli motor üretmeyi başarmıştır.

İşte Yalçıntaş kitabında BMC CEO'su olduğu dönemde yaşadığı yerli motor hikâyesini anlatıyor.

BMC'nin ürettiği, kara araçları için Utku ve Altuğ, deniz araçları için Levent ve Altay tankı için Batu motorlarının hikayesi insanı heyecanlandıran hatıralarla dolu.

Altay tankı önce OTOKAR tarafından üstlenilmiş sonra süreci BMC yürütmüş.

Önce unutmadan ismin nereden geldiğini söyleyelim.

Altay ismi İzmir'e ilk giren süvari alayının komutanı Fahrettin Altay hatırasına ALTAY olarak konmuş.(s149)

Proje BMC'ye geçince ordunun istekleri doğrusunda yeni düzenlemeler yapıldığı için adını da Yeni Altay koymuşlar.

Altay biraz gecikmiş ama birçok sistemi dünyadaki benzerlerinden daha üstün hale gelmiş.(s.222)

Altay için hazırlanan BATU motoru üretilinceye kadar ithal bir motor ile çalıştırılması planlanmış ancak yukarıda temas ettiğim gibi bu motoru üreten ülkeler uyguladıkları çifte standart ile Türkiye'ye vermemişler.

Yalçıntaş bu bağlamda batının çifte standardını müşahhas örneklerle anlatmış.(s.344)

Sadece Güney Kore güç gurubu vermeyi kabul etmiş.

Ama orada da bürokrasi yüzünden mesafe alınamamış. Güney Kore'deki motorun ihracı için izin verecek olan kurum bir yıldır bir imzayı atmıyormuş.

Yalçıntaş'ın Seul'de Albay Nam isimli bir şahısla otel lobisinde tevafuk eseri buluşması sonucunda bir yıldır bekleyen imzanın bir haftada çıkması filmlere senaryo olacak nitelikte bir hatıra.(s.296)

Yalçıntaş kitabında Arifiye Tank Palet Fabrikası konusunda bir siyasi partinin olumsuz beyanları üzerinde durarak ismini vermiyor ama o partinin CHP olduğunu biliyoruz.

CHP'nin "Katarlılara satıldı" şeklinde özetlenecek kara propagandası, Türkiye'ye hayli zaman kaybettirmiş ama nihayetinde Altay tankı ortaya çıkmış.

Bu hususta Yalçıntaş özetle, Arifiye Tank Palet Fabrikası'nın mülkiyeti Savunma Bakanlığında kalmak suretiyle, 25 yıllığına işletmenin BMC'ye devredildiğini, buradaki işletmenin tamamen savunma bakanlığına mensup 100 çalışanın gözetiminde yani devlet kontrolünde olduğunu, yabancı çalışan bulunmadığını, burada palet dürbün ve mercek gibi optik araçlar ve obüs topları üretildiğini, Altay tankının motorunun toplandığını ve BMC'nin fabrikayı modern bir tesis olarak 25 yıl sonunda devlete devredeceğini anlatıyor.(s.106-107, s.378)

Kitap boyunca bu gelişmelerin Bakanlık, Savunma Sanayii Başkanlığı ve sivil sektörün nasıl koordineli bir şekilde çalıştığı anlatılıyor.

Birçok alanda bürokrasinin özel sektöre engeller çıkardığı bilinir ama kitapta savunma sanayiinde bürokrasinin (Savunma Sanayi Başkanlığı, Savunma Bakanlığı, TSK, Dışişleri) özel sektörü teşvik eden bir anlayışla hareket ettiğini görüyoruz.

Bir tankın üretilmesinin öyle bir iki yıla sığamayacak kadar detaylı olduğunu da yine kitaptan anlıyoruz. Sadece deneme süresinin bile yıllar aldığı çok ciddi ince elenip sık dokunan bir süreç olduğunu görüyoruz.

Tabii ki onca zorluklara rağmen projenin ilerlemesi devlet desteği olmadan mümkün görünmüyor.

Başkan Erdoğan'ın savunma sanayiine ne denli önem verdiğini ve tank üretimi konusunda da yakından ilgili olduğunu görüyoruz.

Mesela tankın atış denemeleri sırasında yaşanan bazı aksaklıklara Başkan Erdoğan'ın, Savunma Sanayi Başkanı'ndan önce muttali olması herkesi şaşırtıyor.

Başkan Erdoğan'ın bu ilgisinin herkesi işine dört elle sarılmasını sağlayan çok önemli bir faktör olduğu anlaşılıyor

Yalçıntaş da bu uğurda yaptığı çalışmayı vatani bir görevi ifa etmek olarak algılıyor ve 'Yıllar içinde beni en çok gururlandıran an, Batu güç gurubuyla donatılmış Yeni Altay'ın ilk kez hareket ettiği andır." diyor. (s.444)

Arifiye hakkında medyadaki olumsuz yayınlar konusunda 'Medya iletişim sürecini çok doğru yönetemedik.' (s.365) tespitiyle iletişim eksikliğini itiraf eden Yalçıntaş, hem CEO olduğu dönemde iletişime önem vererek olumsuz algıyı nasıl bertaraf ettiğini anlatıyor hem de bu kitap ile bana göre iletişim alanındaki açığı fazlasıyla kapatmış oldu.

Muasır medeniyet seviyesine çıkmayı hedef gösteren siyasi parti, savunma sanayiine sürekli engel olurken, Başkan Erdoğan yönetimi Türkiye'yi savunma sanayii dâhil birçok alanda muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkartma başarısı göstermiştir.

Başkan Erdoğan'a diş bileyen İsrail bile Türkiye'nin süper güçler kulübüne katıldığını itiraf ediyor!

Bugün Türkiye artık savunma sanayiinde yüzde 80'e varan yerlilik ile dünya devleri arasına girmiştir.

Elhamdülillah, Maşallah!