Selahaddin E. ÇAKIRGİL
Selahaddin E. ÇAKIRGİL
selahaddincakirgil@gmail.com
Tüm Yazıları

Dünün bir günlük hikâyesinden kesitler...

Evvelki akşam, Almanya- Düsseldorf'dan gelen bir yakın arkadaşımız, bir kaç yakın arkadaşla birlikte bir kahvaltı yapmak arzusunu izhar edince, dün (Cumartesi) sabah için, Fatih Belediyesi'nin Topkapı'daki Belediye Tesisleri'nde kahvaltı yapmak üzere birkaç arkadaşla bir araya geldik...

Sonra, büyük bir Müslüman mütefekkir olan İsmail Râci Farûkî'nin, B. Amerika'da, Pensilvania'daki evlerinde, hanımı Lamia'yla birlikte, vahşice bıçaklanarak öldürülüşünün 40. yılı münasebeti dolayısıyla, Prof .Vahdeddin Işık hoca'nın idaresinde yapılan bir anma toplantısına katıldık..

Hele de o zamanlar, merhûm Farûkî'nin bir çok düşünce kuruluşlarında daha yoğun bir şekilde tartışılan 'bilginin İslâmileştirilmesi' konusu etrafındaki görüşleri yeniden hatırlandı ve değerlendirildi..

Elbette merhûm Farûkî'nin 'bilginin İslamîlleştirilmesi' ifadesinden muradın, 'bilgi adına' denilerek ortaya atılan her görüşün, İslam tarafından benimsenmesi mânasına gelemeyeceği, o şekilde anlaşılamayacağı; bilgi veya düşünce diye ortaya çıkan görüşlerin, İslam'ın kendi ölçülerine göre bir değerlendirilmesi yapılmadan itibar edilemeyeceği açıktır. Aksi halde, her türlü dinsizlik ve ahlâksızlık görüşlerinin de saygı görmesini istemek gibi bir ters noktaya sürüklenmek kaçınılmaz olur..

Bir düşünce veya inancın İslam'ın aslî çerçevesine aykırılığı açık ise, onun İslam tarafından benimsenmesi şeklinde anlaşılamayacağı açıktır. Kaldı ki, sadece İslam'da değil, her inanç, ideoloji veya düşünce sisteminde de, kendi temel çerçevesine aykırı olanlar reddedilir, dışlanır..

Bu konuda da, hem merhûm Farûkî'nin düşünce ve görüşlerinin ve o konuda sunulan konuşmaların bir kitap halinde yayınlanmasının faydalı olacağı göz önüne alınır herhalde..

*

Dünün değinilmesi gereken son bir programına da değinelim..

Dünkü son program, Fatih İmam-Hatip Lisesi Mezunlar Derneği'nce tertiplenen ve dereceye giren öğrencilere takdirname ve hediyeler verilişi dolayısıyla yapılan ve yüzlerce insanın izleyici olarak katıldığı, çok seviyeli ve dolu olan bir program idi. Aynı okul mezunlarının 2 saate yakın bir süre boyunca yaptığı yüksek seviyeli sunumlarındaki çabalarını da tebrik ve belirtmeden geçmeyelim. Bu vesileyle, benzeri başka toplantılarda zaman zaman görülen ve hiç de gereği yokken, birilerinin vazife addederek resmî ideoloji isim ve resimlerine sığınmak şeklindeki ilgisiz davranışlar sergilenmeyişi de tebrike değerdi..

*

Arnavutluk bizim neyimiz mi olur?

Bir haftayı aşkın bir zamandır, Arnavutluk'un başkenti Tiran'da, Avlonya ve diğer bölgelerde protesto gösterileri sürüyor..

Tiran'daki İskender Bey Meydanı'nda toplanan binlerce gösterici, Zvernec'teki bir sahilin, ABD Başkanı D. Trump'ın kızı İvanka Trump ile damadı Jared Kushner'le bağlantılı olduğu bildirilen bir 'turizm projesi' için, mahiyeti ve arka planı tam olarak bilinmeyen şirketlere satılmasını protesto ediyor. "Arnavutluk bizim vatanımızdır, satılık değildir" yazılı pankartlar taşıyan göstericiler, başkent Tiran'ın merkezinde, Başbakanlık binası çevresindeki protestolarını sürdürüyorlar. İtiraz konusu olan turizm projesinin ise, küçük ve fakir Arnavutluk'a 5 milyar dolara yakın büyük bir kazanç sağlayacağı ileri sürülüyor.

Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, yaptığı açıklamada, Zvernec'teki projenin, 'Trump ailesine aid olduğu' yönündeki iddiaları reddetse de, bu açıklamalar, fakir halk kitlelerini yatıştıracağa benzemiyor. Çünkü Balkanlar'ın bu ilk Müslüman halkını oluşturan Arnavutlar, Enver Hoca döneminde yarım asrı bulan komünist diktatörlükten sonra, şimdi de, Amerikan Başkanı Trump'ın Yahudi damadı Kushner'in milyarlarca dolar göstererek Adriyatik kıyılarında bir tatil cenneti oluşturmak iddiasıyla kandırmaya çalıştığı Arnavud halkı, siyonist projelerin Doğu Akdeniz ve çevresinde uzun vâdeli planlar peşinde olduklarından gaafil değiller..

Arnavutluk'un, 100 yıl öncelere kadar, Osmanlı zamanında, 500 yıl birlikte birlikte yaşadığımız ve Osmanlı'dan ilk kopan Müslüman Balkan ülkesi olduğunu hatırlamak gerekiyor. Arnavut halkıyla Türkiye halkının asırlar boyunca kaynaşmışlığı o kadar derindir ki, bugün, coğrafî açıdan oldukça dağlık ve engebeli bir araziye sahib olan Arnavutluk'un son birkaç asırlık yakın tarihini bilen kim ile konuşacak olsanız, Türkiye'nin özellikle dağlık yörelerindeki Müslüman halk kitlelerinin yaşayış tarzıyla benzerlik sergilediklerini görürsünüz. Kaldı ki, tanıdığımız bazı Arnavud araştırmacılar, Balkanlarda, Arnavutluk dışında yaşayan bir o kadar nüfus olduğundan bahsederken, Türkiye'de de, Arnavutluk'taki nüfustan daha az olmayan bir Arnavut kitlenin olduğunu belirtirler.

Nasıl olmasın ki, Müslüman halkımızın hemen her kesiminde saygıyla anılan bir Mehmed Âkif de etnik açıdan bir Arnavut idi.. Bu konuyu Safahat'ındaki 'Hakk'ın Sesleri' isimli uzuuun şiirinde eflıca anlatır.

Merhûm Âkif'in, 1910'lardaki Arnavut İsyanı yıllarını yansıtan birkaç mısraını hatırlayabiliriz:

'Üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk

Bak nasıl doğranıyor? Kalk, baba, kabrinden kalk!

Diriler koşmadı imdâdına, sen bâri yetiş...

Arnavutluk yanıyor... Hem bu sefer pek müdhiş!

Tek kıvılcım kabarıp öyle cehennem kustu:

Ki, hemen kol kol olup sardı bütün birtra yurdu.

(...)

Hani, milliyyetin İslâm idi... Kavmiyyet ne!

Sarılıp sımsıkı dursaydın ya, milliyyetine..

(...)

Müslümanlık´ta "anâsır"mı olurmuş? Ne gezer!

Fikr-i kavmiyyeti tel´în ediyor Peygamber.

En büyük düşmanıdır 'rûh-i Nebî', tefrikanın;

Adı batsın onu İslâm´a sokan kaltabanın!

(...)

Artık ey millet-i merhûme, sabâh oldu uyan!

Sana az geldi ezanlar, diye ötsün mü bu çan?

Ne Arablık, ne de Türklük kalacak aç gözünü!

Dinle Peygamber-i Zîşân´ın İlâhî sözünü.

(...)

Veriniz baş başa; zîrâ sonu hüsrân-ı mübin:

Ne Hilafet kalıyor ortada billâhi, ne din!

"Medeniyyet" size çoktan beridir diş biliyor;

Evvela parçalamak, sonra da yutmak diliyor:

(...)

Bunu benden duyunuz, ben ki, evet, Arnavud'um...

Başka bir şey diyemem... İşte perişan yurdum! .

*

Evet, merhûm Mehmed Âkif'in 100 yıl öncelerdeki bu feryadından bu zamana kadar geçen zaman dilimine baktığımızda ve hele bir zamanlar Enver Hoca komünist diktatörlüğü zamanında kendisini tanıyamaz hale gelen Arnavutluk'taki kardeşlerimiz olan Müslüman halkın huzura kavuşması dualarımızla..