İstanbul'da sululuk çok, su yok!

Hizmet verememenin suyunu çıkara çıkara suyun ayağını evlerden de keseceksiniz az kaldı.

Hani sıra tam size gelir de mesai biter , ışıklar söner, siz de boynunuzu bükmüşlüğünüzle gözlerinizi belertmişliğinizle kalırsınız.


İstanbul da öyle sanki. Adı kaldı, ruhu da albüm fotoğraflarında. Ortalığı dağıtıp gidenlerin arkasından bakan anne yüzü İstanbul. Elbiseleri yeni de olsa aynaya bakmak istemeyen kız çocuğu küskünlüğünde.

Torunlarını hayalinde sevsin diye loş odalara tıkılan , akşam erken yatsın diye abajur ışıklarına abanılan, yaşlısı olan evler gibi İstanbul .

80 yıldır ancak orta kapıya kadar ilerleyebilmiş olan partiye “Cumhuriyet Halk Otobüsü” denir demiştim. Yıllardır eskise de cam bezi olma kıvamına gelse de tüy tarlasına dönse de sırf inattan giyilen pembe kazaktır bu parti.

Saçındaki maşayı çıkarıp eline alan yürüyen kısır tabağı teyzelerin genetik fanatizmi. Elektrikler gitse jeneratör olarak bile devreye giremeyecekleri bize aydın diye yutturan işporta abajurudur bu parti.

Anladık tamam İstanbul’da neredeyse ekmeğe bile süreceğiniz ÇokoEkreminizi allayıp seçmenle dalga geçiyorsunuz.

Başkanınız kaos müdürlüğü yapmaktan İstanbul’un yüzüne bile bakmıyor onu da anladık . En son Boğaziçi Üniversitesindeki MLKP kaplamalı cepheden öğrenci görünümlü eylemcileri gazlayıp, sonrasında polislere istek şarkı gönderip ne musakka yansın ne antrikot diyerek şiş ve kebabı rafa kaldırdı.

İlk defa bu kadar kıvırmayı bir arada görüyorum . Tutarsızlığın sebze hali Kıvırcık..

Tamam onu da anladık. “İstanbulu siyasi garezinize feda ettiğinizin farkında mısınız? Sululuk yapacağınıza su sorunuyla ilgili çözüm üretseniz” diye soran kendi seçmeninize bile trol (!) diyorsunuz o da kabul .

Cıvıklık yapma, bulaşık olma konusundaki aşkınız çözüm üretme şevkinizin önüne mi geçiyor anlayamadık .

Biliyorsunuz “Retrospektif” sızımız kuyruklu İstanbul. Aramızda, İstanbul’da 80 kuşağı olup Su Tankerine güğüm taşıyan çocukluk hatırası olmayan yoktur. İçi turşu kokan bidonların suyla vuslatını izlediğim çocukluk.

O zamanlarda sinek ilacı sıkan arabalar vardı evet ama savunmada kalan sinekler yüzümüzü gözümüzü yemede öğün atlamıyordu. Düşünen ama kaşınan bir çocukluk geçirdiğim doğrudur. Ardından güğümleri, kovaları birlik olmaya çağıran su tankeri gelir, zincirleme bidon tamlaması oluşur, anneler boş buldukları ne varsa su tankerine doğru yuvarlamaya başlardı. Sokağın bitiminde fazla boş bulunan aylak herifleri bile tankere doğru yuvarlamışlardır belki.

Bakın nostaljik sunumlu yöresel tatlar gibi gelmesin size bu yazdıklarım. Çile, yaşandıktan çok sonra çekicidir o hesap.

Kuyruğun tarihçesi bizim çocukluğumuzdan değil annelerimizin çocukluğundan başlıyor bu arada.

***

Ne diyeyim,

Ne kadar sululuk yaparsanız yapın

Hizmet kuraklığınızı perdeleyemeyeceksiniz..