Sevil NURİYEVA İSMAYILOV
Sevil NURİYEVA İSMAYILOV
snuriyeva@stargazete.com
Yazarın Sayfası
Dinle

Moskova - Bakü - Erivan ve yeni raunt

Karabağ’ın işgalden kurtarılması süreci, ağır ve meşakkatli oldu hiç kuşkusuz. Ceng meydanında Azerbaycan’ın başarısı, hiç kuşkusuz sonucun şekillenmesini belirleyen esas faktörlerden olduğu da açıktır.

11 Ocak'ta Azerbaycan Başkanı İlham Aliyev'in, Rusya Başkanı Vladimir Putin’in daveti ile Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ın da dahil olduğu görüşmedeki tavrı ve verilen mesajlara bakıldığında, Ermenistan’ın halen Yukarı Karabağ'ın statüsü konusunda ısrarına da şahitlik ettik.

Azerbaycan bu konuyu "kendisi için kapattı" durumunda. Rusya bu konuya açıktan dönmek istemiyor. Muhtemel orta ve uzun vadeli düşünmekte.

Lakin Yukarı Karabağ'ın statüsünün olmaması için, Bakü'nün tavrında değişiklik söz konusu olmayacak türdendi.

Tabii ki görüşme sonrası verilen beyanatlara bakıldığında, Putin’in mümkün oranda her iki tarafa aynı mesafede durma gayreti gözüküyordu.

Ermenistan Başbakanının durumu, nasıl bir baskı altında olduğuna kanaat getirmemiz için yeterli idi. Her cümlesinde güvensiz de olsa, Karabağ statüsünden bahsetmesi ve bunu söylerken çok ihtiyatlı cümleler kullanması, Paşinyan’ın nasıl bir yol haritası çizdiğine dair bizde fikir oluşturabildi.

Paşinyan ülkesi için ekonomik kalkınma yolunu tercih ediyor, lakin Paşinyan Batı'nın baskısından kurtulmuş değil. Bir taraftan Moskova, diğer taraftan Batı baskısı ile karşı karşıya kalmış bir siyasetçi! Sesinin tonu, kullandığı cümleler, kapalı kapılar arkasında sert konuşmalara tabi tutulduğunun işareti olabilir. Tedirgin ve çekingen Paşinyan modu, siyaseten eminliğinin yokluğu ile yorumlanabilir.

Tabii ki Nahçivan ile Azerbaycan’ın geri kalan toprakları ile bağın oluşması için, Ermenistan'dan geçecek yol, altyapı ve ulaşım, Ermenistan açısından hayatidir. Yani burada sadece Azerbaycan, Rusya ve Türkiye değil, Ermenistan'da yaşamak için yeni fırsatı yakalamış olacak. Lakin buna varılana kadar, Karabağ’ı göstermelik de olsa gündemde tutması lazım. Bu gündemde tutma, Moskova için de hayatidir. Çünkü sadece bu halka; Ermenistan'ı, Azerbaycan'a ve Türkiye'ye muhatap hale getirecek. Rusya için ise Karabağ’da olmak varlığını koruma simgesi olarak, orta ve uzun vadeli karşımızda duracak gibidir. Bir taraftan Azerbaycan’ın Rusya aleyhinde hiç bir zaman tutum sergilememesi için garanti olarak yorumluyor, diğer taraftan Ermenistan’ın Rusya’ya bağlılığını bozmamasını pekiştirecek zincir olarak algılıyor.

Rusya; yeni Amerikan yönetimi dönemi, kendisine yönelik büyük hamleler bekliyor. Hazırlığını yapıyor. Türkiye ile birlikte sürece müdahil olmakla, kendisini çevresinde oluşturulması mümkün olan yeni çemberden korumaya almış gibi hissediyor.

Karabağ meselesini, Ermenistan lehinde dönüşüme soktuğu andan itibaren, Rusya için büyük felaketin sinyali çalar. Putin bunun farkında! Azerbaycan Başkanı yeni raundu açık kalan soruların masada çözülmesinden yanadır. Ve burada ekonomik olarak atacağı hamleleri ciddi düşündüğü kanaatindeyim.

Orta vadede Ermenistan'la ilişkilerin geliştirilmesi, Paşinyan ve ondan sonra gelenlerin nasıl tavır sergileyeceğine bağlıdır. Rusya bundan emin olmadığı için kontrolü kendi elinde tutarak hareket etmekte. Ve burada "Azerbaycan’ın işgal edilmiş topraklarının çözümsüzlük sürecinden kurtarılması değil" derdi! Böyle olsa idi, yıllar önce Yukarı Karabağ’la ilgili soruya, "herkes zannediyor ki, meselenin çözümü Rusya'dır ama yanılıyorsunuz" diye cevap vermezdi. Yani burada Rusya faktörünün, kendinin ölüm kalım meselesi döneminde devreye sokulması ve buna sessizliği ile engel olmaması, bu durumu Rusya menfaati için kullanma yolunu seçtiğini bize göstermekte. Putin; Kafkasya'dan gelecek tehdidin karşısını alması için Güney Kafkasya’da fiili sürecin içine müdahil olmasını makul gördü. Ve bunu sadece barış gücü faktörü ile izah etmek doğru değil! Siyasi sürece fiili müdahil olmak ve masayı Moskova’da kurmak, esas gayesi. Dolayısı ile bu süreç orta ve uzun vadeli okunmalıdır. Ve Türkiye sessiz, lakin tüm sürecin ana damarında olan Türkiye faktörü, olayların seyrini hem belirlenmesinde, hem de nasıl belirlenmesinde esas faktör olarak karşımızda. Aliyev'in beyanındaki satır aralarından da, bunu net sezebiliyoruz. Şimdi yeni raunt, yeni etaptayız. Sabrı zorlarsak, masada bir çoğu soruların cevabını kayıtlara geçirebileceğiz.