Hasan Hüseyin ÖZ
Hasan Hüseyin ÖZ
hasan.oz@star.com.tr
Tüm Yazıları

Pekin'de boşalan kartlar

Trump'ın Çin ziyareti, Amerika'nın dünyayı hâlâ eski araçlarla yönetmek istediğini gösterdi.

Washington'un hesabı belliydi. Tarifeler, yaptırımlar, teknoloji baskısı, Tayvan kartı ve ticaret pazarlığı aynı masaya konacaktı. Trump, Pekin'e yalnız diplomatik sonuç için gitmedi; iç siyasete satılacak başarı hikâyesi de arıyordu. Bu yüzden soya fasulyesi, Boeing siparişleri ve fentanil kimyasalları onun için ticaret başlığından çok Amerikan seçmenine verilecek mesajdı.

Fakat karşısına çıkan tablo farklıydı. Trump görüşmeyi "çok büyük ve parlak bir gelecek" cümlesiyle ticareti canlandıracak zemin gibi sundu. İran konusunda da Çin'in Tahran'a baskı yapmayı kabul ettiğini söyledi. Pekin'in bu yorumu sahiplenmemesi meselenin özünü gösterdi. Trump zafer cümlesi kuruyor, Çin ise sınır çiziyordu.

Görünen o ki Trump'ın elinde fazla kart kalmadı. Çin'e açılan ekonomik savaş, Pekin'i geri adım attırmadı. Aksine Çin, nadir toprak elementleri kartını masaya koyarak Amerika'ya kendi sanayi bağımlılığını hatırlattı. Bu yalnız ticari cevap değil; üretim zincirinde Washington'a verilen stratejik bir dersti.

Bu dersin bir tarafında üretim bağımlılığı, diğer tarafında finansal bağımlılık var. Amerika uzun yıllar dünyayı iki araçla yönetti: Sanayi zincirlerinin kritik halkalarını denetlemek ve küresel ödemeleri dolar mimarisi içinde tutmak. Bugün Çin üretimde Amerika'nın zayıf noktasını gösterirken, dolar düzenindeki aşınma finansal çözülmeyi büyütüyor.

Çin'in farkı burada. Amerika finansallaşırken Çin üretim kapasitesini büyüttü. Amerika borcu çevirmeye, varlık fiyatlarını şişirmeye ve yaptırımı dış politika dili haline getirmeye yönelirken; Çin kamu bankacılığı, altyapı yatırımı, sanayi planlaması ve tedarik zinciri üzerinden yürüdü. Bu yüzden Washington'un tehdidini üretim gücüyle karşıladı.

Şi Cinping'in dili de bu zemine oturdu. Trump ticaret kalemlerini sayarken, Şi büyük güç rekabetini tarihsel dönemeç olarak tarif etti. "Tukidides Tuzağı" vurgusu, Pekin'in meseleyi ticaret açığı olarak okumadığını gösteriyordu. Çin'in mesajı açıktı: Çok kutuplu dünyaya geçiş, yeni güç dengesinin kabulüyle yönetilebilir.

Tayvan başlığı bu yüzden sertti. Pekin için Tayvan pazarlık kalemi değil, devlet aklının merkezidir. "Tüm kırmızı çizgilerin en kırmızısı" ifadesi bunu anlatıyor. Çin, Tek Çin politikasının aşındırılmasını ve silah satışlarıyla egemenlik alanının zorlanmasını kabul etmeyeceğini ilan etti.

Washington'un açmazı tam burada büyüyor. Bir yandan Çin'le ticaret istiyor, diğer yandan Tayvan'a silah satıyor. Bir yandan Pekin'den İran konusunda destek bekliyor, diğer yandan İran'ı Çin'in enerji güvenliğiyle bağlantılı görüyor. Bir yandan dolar düzenini korumaya çalışıyor, diğer yandan yaptırımlarla ülkeleri dolar dışı arayışlara itiyor.

Hürmüz de bu çelişkinin sıcak başlığıdır. Çin için Hürmüz, enerji güvenliğinin ana damarlarından biridir. Pekin'in çözümü askeri baskı veya tek taraflı yaptırım değil; ateşkes, sivil gemilere şartsız geçiş ve krizin diplomatik yolla yönetilmesidir.

İşte yeni denge burada kuruluyor. Amerika tavizleri kendi gücünün sonucu gibi sunmak istiyor. Çin ise her tavizi egemenlik şartına bağlıyor. Trump ticari kazanımların peşinde koşarken, Şi Cinping pazarlığın sınırlarını hatırlatıyor. Washington hâlâ eski hegemonya diliyle sonuç almaya çalışıyor; Pekin ise üretim gücü, enerji güvenliği ve stratejik özerklik üzerinden kendi alanını koruyor.