
Tarih, sadece olaylarla değil; o olayların içindeki fırsatları görebilen devlet adamları sayesinde yön değiştirir. Çağların akışını bazen büyük savaşlar belirler. Ama bazen de iki devlet adamı, aynı hadiseyi doğru okuyarak yüzyıllar boyunca sürecek bir dostluğun temelini atar.
1604 yılında Hollanda'nın Sluis kasabasında yaşanan hadise bunlardan biridir. Bir tarafta Hollanda'nın bağımsızlık mücadelesine önderlik eden Prens Maurits, diğer tarafta Osmanlı Sadrazamı Kayserili Halil Paşa. İkisi de Sluis'te yaşanan olayda, başkalarının göremediği fırsatı gördü.
Hollandalılar, Sluis'teki muharebede İspanyolları bozguna uğratırlar. Ele geçirdikleri İspanyol kadırgalarından kurtardıkları 1400'e yakın forsa arasında Türk, Cezayir ve Fas asıllı 138 Osmanlı İmparatorluğu tebaası vardır.
Hollanda Genel Meclisi, 16 Eylül 1604'te "Türkiye'nin Sultanı Büyük Efendi" hitabıyla İstanbul'a bir mektup yollar. Mektupta İspanyol Krallığı ve Avusturya Hanedanlığı "Ortak Düşman" olarak nitelenir. Mektubun devamında Sluis'teki muharebe ve Türk esirler konusu etraflıca anlatılır; Osmanlı ile Hollandalılar arasında dostluk kurulması arzusunun altı çizilir. Ardından, "Büyük Türk" diye adlandırılan Osmanlı'dan ticaret izni talep edilir.
Mektup Divan'da okunduktan sonra, Sadrazam Kayserili Halil Paşa bu jesti sıradan bir diplomatik nezaket olarak görmez. Olayın taşıdığı stratejik değeri fark eder ve Hollanda ile ilişkilerin geliştirilmesi yönünde inisiyatif alır. Dört asırdır devam eden Türkiye-Hollanda ilişkilerinin temeli işte böyle atılır.
Hollandalılar, özgürlüklerine kavuşturdukları esirleri önce Sluis yakınlarında misafir eder, ardından da ülkelerine gönderirler. Osmanlı bu jesti unutmaz.
Bugün Sluis ve çevresini dolaştığınızda, dört asır önce başlayan bu dostluğun izleri hala karşınıza çıkar. Amblemlerinde hilal ya da üç hilal olan belediyeler... Belediye meclis salonlarını süsleyen hilal motifli işlemeler... Aynı motiflerle süslenmiş binalar, çeşmeler...
Bu izlerin en çarpıcısı ise Turkeye köyüdür. Hollandalılar, minnet duygularını yalnız arşiv belgelerine değil, coğrafyaya da işlediler. Köye "Türkiye Yolu Sokağı" ile giriliyor. Türk dostluğu köyde yaşamaya devam ediyor. Bu tarihi bağın en görünür sembolü ise köyde dalgalanan Türk bayrağıdır.
Hollandalılara ait bazı gemilerin zaman zaman Türk bayrağı çekmesi de o günlerin dikkat çekici ayrıntılarından biridir. Bu, bir bakıma Osmanlı himayesinden yararlanmak anlamına geliyordu. Daha yüksek ücretler sebebiyle Osmanlı hizmetine giren Hollandalı denizciler de vardı.
1610 yılında bu kez Osmanlı'dan bir adım gelir. Sadrazam Kayserili Halil Paşa, Hollanda Genel Meclisi'ne gönderdiği mektupta, sağ salim ülkelerine ulaştırılan Osmanlı tebaasına teşekkür ederken, Osmanlı İmparatorluğu ile Hollandalılar arasında resmî diplomatik ilişkilerin kurulabilmesi için İstanbul'a bir elçi gönderilmesini ister.
Bu davet üzerine Hollanda Genel Meclisi, Cornelis Haga'yı İstanbul'a gönderir.
Bugün iki ülke arşivlerinde bulunan mektuplara baktığımızda, satır aralarında bu ilişkinin gerçek mimarını görmek zor değildir. Türkiye açısından bu mimar hiç şüphesiz Kayserili Halil Paşa'dır. Paşa, sadece ilişkilerin kurulmasını istememiş, sürecin her aşamasını bizzat takip etmiştir. Cornelis Haga'nın uzun ve zorlu İstanbul yolculuğundan başlayarak saray çevresindeki temaslarına kadar hemen her konuda yanında olmuş, hatta kendi cebinden üç bin altın vererek destek sağlamıştır. Rakip elçiliklerin karalama girişimlerine karşı da Haga'yı koruyan yine Halil Paşa'nın nüfuzu olmuştur.
Ancak bütün bu çabalara rağmen asıl hedefe henüz ulaşılamaz. Cornelis Haga'nın İstanbul'a geliş amacı, Sultan I. Ahmet'in huzuruna çıkarak bir Ahidname, Batı'daki adıyla bir kapitülasyon almaktır. Çünkü Osmanlı'nın hakim olduğu geniş ticaret coğrafyasında bunun başka bir yolu yoktur.
Bugün çoğu zaman unutulan gerçek şudur: O günün dünyasında Akdeniz ticaretinin anahtarı İstanbul'daydı. Fas'tan Mısır'a, Suriye kıyılarından Anadolu'ya, Ege'den Adriyatik'e kadar uzanan geniş ticaret havzasında serbestçe ticaret yapabilmek için Osmanlı'nın verdiği Ahidname şarttı. İngilizler bu imtiyazı daha önce elde etmişti. Hollandalılar ise artık İngiliz bayrağı altında değil, kendi bayraklarıyla, kendi konsolosları aracılığıyla ticaret yapmak istiyorlardı.
Fakat Sultan'ın huzuruna kabul bir türlü gerçekleşmez.
Tam her şey tıkanmış görünürken, tarihin akışını bu kez bir devlet adamı değil, bir mutasavvıf değiştirecektir. Osmanlı'da bazen devlet kapısının açılabilmesi için önce gönül kapısının açılması gerekiyordu. Sultan I. Ahmet'in ve Kayserili Halil Paşa'nın şeyhi Aziz Mahmud Hüdayi devreye girer. Kayserili Halil Paşa, Cornelis Haga'yı alıp Hüdayi Hazretleri'ni ziyaret eder. Durumu anlatırlar. Bu görüşmenin ardından beklenen kapı açılır. Haga, ertesi gün Sultan I. Ahmet'in huzuruna kabul edilir. İki ay sonra da, 5 Temmuz 1612'de, Hollanda'nın peşinde olduğu Ahidname verilir.
Sultan I. Ahmet'in tuğrasını taşıyan üç metrelik Ahidname, sadece Hollanda'ya ticaret imtiyazı tanıyan bir belge değildir. Aynı zamanda dört asırlık dostluğun hukuki temelidir.
Daha da önemlisi, Osmanlı İmparatorluğu, İspanya'dan ayrılarak bağımsızlığını ilan eden Hollanda'yı tanıyan ilk devlet olur. Avrupa'nın büyük devletleri bunu ancak 1648 Vestfalya Antlaşması'ndan sonra kabul edecektir. Osmanlı ise bu kararı otuz altı yıl önce vermiştir.
Bugün Lahey Milli Arşivi'nde büyük bir özenle korunan Ahidname, Osmanlı hat sanatının olduğu kadar devlet aklının da zarif bir örneğidir. Sultan I. Ahmet'in tuğrasını taşıyan bu üç metrelik belge, dört asrı aşan Türkiye-Hollanda dostluğunun ilk resmî senedidir.
Cornelis Haga ise geçici bir görev için geldiği İstanbul'da tam yirmi yedi yıl kalır. Bu, sadece uzun bir diplomatik görev değildir. Aynı zamanda Osmanlı ile Hollandalılar arasında kurulan güven ilişkisinin de en somut göstergelerinden biridir. Halil Paşa ile kurduğu yakın dostluk öylesine derindir ki, Edirne'ye gittiği bir dönemde yazdığı Türkçe mektupta "Yokluğunuzda öylesine bir hasret çekiyorum ki, tarifi kabil değildir." diyecektir.
Dr. Mehmet Tütüncü'nün danışmanlığında bu tarihi hikayeyi yıllar önce Prens ve Paşa adıyla belgeselleştirmiştik. Aradan geçen yıllar, o gün vardığımız kanaati değiştirmedi. Tam tersine, daha da pekiştirdi.
Sluis'te yaşanan hadise, sadece Osmanlı ile Hollandalılar arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasına vesile olan bir olay değildir. Aynı zamanda tarihin, vizyon sahibi devlet adamlarının elinde nasıl yön değiştirdiğinin de çarpıcı bir örneğidir.
Aradan dört asır geçti. Tarih, Prens Maurits ile Kayserili Halil Paşa'nın Sluis'te gördüğü fırsatı haklı çıkardı.