
Seçimi kazanmasından sadece birkaç gün sonraydı. Kendisini evinde ziyaret etme imkanı buldum. Ülkesi bağımsızlığına kavuşmuş, "Beğ" ise yapılan ilk cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmıştı. Bir siyasetçinin, üstelik kazandığı bir seçimin ardından bu kadar mütevazı ve hasbi kalabilmesi, bizler için kolay tanık olunacak bir şey değildi. Yakın çalışma arkadaşları "Beğ" diye hitap ediyor, gıyabında onu anlatmak için sadece "Beğ" deniyor ve bu da yeterli oluyordu.
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin dağılmasından altı ay sonra, 7 Haziran 1992'de artık bağımsız olan Azerbaycan'da cumhurbaşkanlığı seçimleri yapıldı. Avrupa Türk İslam Birliği'ni temsilen Bakü'ye gitmiştim. Yanımdaki arkadaşım Ali İhsan Ünal ile tarihin önemli bir kavşağına tanıklık ediyorduk.
Bir üniversite hocasının mütevazı evinde çekim de yaptık, fotoğraf da çektirdik. Fotoğrafın altı çizilmesi gereken kadrajı ile başlayayım. Arkamıza gelen duvarda Mustafa Kemal Atatürk'ün askeri üniformalı büyük bir portresi vardı. Bu tablonun sol alt köşesine ise Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş'in bir fotoğrafı yerleştirilmişti. Odanın duvarlarında sadece bunların asılı olduğunu hatırlıyorum. Nitekim bu tarihten sadece beş ay sonra, Kasım 1992'de Azerbaycan Cumhurbaşkanı olarak Anıtkabir'i ziyaret edecek ve Anıtkabir Özel Defteri'ne şu cümleleri yazacaktı: "Ey böyük Türk'ün böyük komutanı! Sizi ziyaret etmekle özüm ve bütün milletim adına şeref duydum. Senin Esgerin."
Hasbilik, sahicilik, samimilik... Hangi kelimenin daha doğru olacağına emin değilim. Bunlara romantizmi bile ekleyebilirim. Ama siyasetçi demeye dilim varmıyor. "Beğ" dili kalbinde bir adamdı. Bir örnek olarak yaptığımız röportajı anlatayım. TRT kameramanı çekiyor, her biri manşet olacak cümleler ardı ardına geldikçe, ben hicap ederek duraksıyor, "Sayın Cumhurbaşkanım, bunu daha sonra mı söyleseniz acaba?" diyerek, güya soru cümleleriyle siyasi, diplomatik bir dile yönelmesine gayret ediyordum ama olmuyordu. Ben, Rusya ile ilişkilerin bir günde koparılmasının hem gereksiz hem de imkansız olduğunu, ikili ilişkilerin dikkatle ele alınması gerektiğini düşünüyordum. "Beğ" bağımsızlık sırasının Türkistan'a geldiğini coşkuyla söylüyordu. O kaydı kullanmadık.
Azerbaycan'ın o çalkantılı yıllarını, tarihi birkaç yıl geriye sararak, satır başları ile hızlıca hatırlayalım isterim. "Beğ" ve yol arkadaşları 1989 yılında kurdukları Azerbaycan Halk Cephesi ile 1990 yılında Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Sovyeti'ne 45 milletvekili sokmayı başarmışlardı. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin çatırdadığı günler yaşanıyordu. Tam da o günlerde yaşanan Hocalı Katliamı, Azerbaycan Halk Cephesi'nin de etkisi ile halkı da ayağa kaldırmıştı. Cumhurbaşkanı Ayaz Muttalibov 6 Mart 1992'de istifasını vermek zorunda kaldı. Olaylar yatışmak bilmiyordu. "Beğ" siyasetçilerde çok rastlanmayacak ve siyasette de çok yeri olamayacak kadar merhametli bir adamdı. O gün Ayaz Muttalibov'un linç edilmesini ya da bir başka tedbire başvurulmasını engellemişti. Akşam saatlerinde Moskova'ya uçabilmesini sağlayan da yine "Beğ" olmuştu.
Kısa bir zaman sonra, "Merhametten maraz doğar" sözünü bir kez daha hatırladık. Azerbaycan'ın bağımsızlığını bir türlü kabullenemeyen Rusya, Ayaz Muttalibov'u 14 Mayıs'ta tekrar sahaya sürmüş ama Azerbaycan halkı eline geçirmek üzere olduğu bağımsızlığa canı pahasına sarılmıştı. 15 Mayıs 1992'de halk yönetime el koymuş ve İsa Gamber geçici cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmişti.
Bütün bunları özellikle hatırlayalım istedim. Azerbaycan'da halkın topyekün ayağa kalktığı bir dönemde hasbilik, sahicilik, samimiyet ve hatta romantizm başarı için yeterli olabiliyordu. Lakin sıra devleti yeniden kurmaya geldiğinde, ne yazık ki bu hasletlerin yeterli olamayacağı ortaya çıkmaya başlamıştı.
"Beğ" görevden aldığı cephe komutanı Suret Hüseyinov'un devlete karşı ayaklanmasını, siyasetin ve iktidar olmanın gerektirdiği biçimde bastırmak yerine, iç savaşı önlemek için 17 Haziran 1993'te gece yarısı başkent Bakü'den ayrılarak Nahçıvan'a, memleketi Ordubad'ın Keleki köyüne gitti. Cumhurbaşkanlığı görevinde ancak bir yıl kalabilmişti.
Kendini "Atatürk'ün Askeri" gören bir Cumhurbaşkanı olarak, sadece Azerbaycan'ın değil, Türkiye ve Güney Azerbaycan başta olmak üzere farklı ülkelerdeki Türklerin özellikle bağımsızlık davalarına sahip çıkmayı bir namus borcu olarak görüyordu.
Azerbaycan'da vefat edenin ardından "Rahmete gitti" denilir. "Beğ" de 2000 yılında, çok sevdiği Türkiye'de, Ankara'da, prostat kanseri tedavisi görürken rahmete gitti.
"Beğ" tanımaktan şeref duyduğum büyük bir şahsiyetti. Günümüz Azerbaycan'ının seçilmiş ilk Cumhurbaşkanıydı. Otuz dört yıl önce kazandığı seçimin hemen ardından henüz resmi devir teslim yapılmadan yaptığımız röportajda kendi zaferinden çok Türk dünyasının dertleri ile dertleşme heyecanı içindeydi.
Mustafa Kemal Atatürk'ün manevi huzurunda, Cumhurbaşkanı iken bile kendisini onun "Askeri" olarak nitelendiren "Beğ" yani Ebulfez Elçibey, Türk tarihinde mümtaz bir yere sahiptir.
Allah rahmet eylesin.