Sibel ERASLAN
Sibel ERASLAN
sibeleraslan@star.com.tr
Tüm Yazıları

Prof. Şahin Uçar'ın hat yazıları ve felsefesi

Geometriden hikmete:

Kufi yazı, hat sanatları içinde başlı başına görkemi olan bir yazıdır. Kadim medeniyetimizin kadim cevheridir Kufi... İslamiyet'in ilk dönemlerinde, özellikle Kur'an-ı Kerim'in ilk el yazması nüshalarında hep Kufi tarzı yazımlar kullanılmıştır. Düz çizgileri, keskin kenarları, belirgin açıları ile kendini hemen belli eden bu tarz yazı sanatı, zamanla sivil mimarinin ayrılmaz birer parçası haline de gelmiştir... Eğri ya da eğimli, kavisli şekilleri barındırmadığı için, Kufi yazı aynı zamanda matematiksel bir aydınlığa, kesinliğe de benzer. Hesap işi gibidir. İşte Kufi yazının bu hesaba, ölçüye, hendeseye dayalı sisteminden Kuran'ı Kerim'e, hatta Varlığın ve varoluşun hikmetine uzanan bakış açısıyla, Şahin Uçar üstadımızın yazılarından -aslında ilhamlarından- bahsetmek isterim...

İlhamını Nietzche'nin sınırlı ve ölümlü olanın trajedisi metaforundan alan 'Dost böyle dedi: "aşk ile söyle!" / Bir şarkı oku: gözlerimi al ' mısralı şiirinden yola çıkarak, Üstad Şahin Uçar için yazının ve özellikle Kufi'nin, ilahi olana yürüyüş ritmi olduğunu da söyleyebiliriz. Ama bu yürüyüş imkansızlıklarla, zorluklarla, manilerle doludur. Kesretten vahdete yol alışta, bin bir terk edişe, terk edilişe, ayrılığa, uzaklığa, yalnızlığa düçar kalmayı göze almalıdır yolcu... Opak oluştan saydamlığa, kütleden ışıklığa geçiş, elbette bin dertle yüklenmektir... Kufi yazı ise, bir tür parola, bir tür yankı, ipucu veya bir tür mum-kandil gibi, yolcunun azığı ve hikayesi olmuştur.

'Sen şarkını söyle' derken Prof. Şahin Uçar aynı zamanda hattat, şair, bestekar ve tarih felsefecisi olarak, yükü ağır olanlardandır...

Süheyl Ünver ve Hattat Hamid gibi dehaların bizzat yetiştirdiği bir hazinedir. Geçen hafta içinde 'Kufi Script and Philophy of History' (Kufi Hat ve Tarih Felsefesi) adlı kitabıyla da mülaki olduğumuz bir sergisini açtı.

Daha sergiyi gezip kitabı okumadan, Üstadın yazdığı Kufi Fatiha'ya baktığımda sarsıldım desem az kalır. Benzerini görmediğim bu istifte, harfler adeta birer şifreye, kelimelerse adeta ikonografik bir haşmete bürünmüştü. Ve geleneksel kufinin genelde dikdörtgen şeklindeki istiflenmesi daire şeklinde hizalanmış. Bu çok zor bir şey... Çünkü girişte de zikrettiğimiz gibi, Kufi yazıda eğim, kavis yoktur.. Kenarları belli, açıları ölçülü, harfleri matematik kesinlikte ve tüm bunları bir daire seyrangahı içinde döndürebilmek için, muhakkak ki sanatın zikre dönüşmesi gibi bir hadise vardır diye düşündüm içimden. Yani bir sır vardır bu işte dedim...

Defalarca baktım Kufi Fatiha'ya, birkaç hattat ve modern ressam arkadaşlarıma da gösterdim. Onlar da şaşkınlıklarını gizleyemediler. Alışılmadık bir eser olduğunu söylediler. Bazıları kadim ilhamlar dedi, bazılarıysa çok yeni bir icat hatta şiir gibi dediler. Bense yepyeni bir dil gibi diye düşündüm. Yeni bir ifade biçimi. Yazı gibi, konuşma gibi, mimikler gibi, primitiv ve içeriden dışarı doğru taşan bir ilham gibi... Burada ölçülülük (sınırlılık) ve sonsuzluk sanki aynı anda bir aradadır ve bu durum matematiği mistik bir dönüşüme tabi kılmaktadır...

Bu Kufi Fatiha istifi seyrederken, Muhyiddin Arabi'nin Füsus adlı eserinde, Efendimiz Hz. Muhammed (sav) ile ilgili fas'ı yazarken, tenzih ve teşbihi mecz eden vasfına atıf yapması geldi aklıma... Sonsuzluğun yani dairesel metafizik çevrimin, sınırlı ve belli ölçüde yazılmış Fatiha harfleriyle olan ilişkisi, ontolojik bir ilişkidir, Varlık'ın varoluşu çepeçevre kuşatmasının ihtişamını okuyorsunuz bu hat levhasında...

Siz yerde ve gökte hangi nehirleri gördünüz de böyle bir sonsuzluk deryasının resmini çizmektesiniz bizlere, diyesim geldi kendisine...

'Aktıkça akar kalbe nehirler

Deryâyı görür nehri görenler

Dünyâda ve ukbâda nehirler'

Her sırra erer, nehre erenler'