Hasan Hüseyin ÖZ
Hasan Hüseyin ÖZ
hasan.oz@star.com.tr
Tüm Yazıları

Trump'ın piyasa savaşı

Trump'ın İran krizinde kullandığı dil, klasik savaş ilanından çok pazarlık masasına bırakılmış bir sis perdesini andırıyor. Tehdit, geri çekilme, anlaşma iması ve belirsizlik aynı anda devreye sokuluyor. İran ile varıldığı söylenen anlaşmaya ilişkin "Nihai kararı vereceğim" demesi de bu çizginin son halkası olarak okunmalı. Bu söz, sahadaki askeri hakikatten ziyade Trump'ın krizi nasıl yönettiğini gösteriyor.

Bu yöntemin merkezinde öngörülemezlik var.

Trump, krizi kurumlar üzerinden yürütmek yerine kendi sözünü merkeze alıyor. Bir gün İran'ı Taş Devri'ne göndermekten söz etti, ertesi gün "harika bir anlaşma" ihtimalini dillendirdi. Bir gün taviz yok dedi, diğer gün Hürmüz Boğazı'nın güvenli ticarete açılabileceğini ima etti. Dışarıdan bakınca çelişki gibi görünen bu gelgit, Trump açısından bilinçli bir taktikti.

Çünkü Trump'ın siyaseti diplomasi perdesi altında piyasaya sesleniyor.

Sert tehdit geldiğinde petrol yükselir, altın güvenli liman olarak öne çıkar, borsalarda panik havası oluşur. Barış ihtimali dillendirildiğinde petrol gevşer, risk iştahı geri gelir, kripto varlıklar ve borsalar yeniden hareketlenir. Trump'ın açıklamaları bu yüzden yalnızca siyasi mesaj sayılmaz; finansal kaldıraç gibi çalışır.

Sahada uçak gemileri, füzeler, üsler ve vekil güçler var. Aynı anda petrol grafikleri, altın fiyatları, borsa endeksleri ve kripto hacimleri de hareket halinde. Trump'ın savaş dili bu iki alanı birbirine bağlıyor. Askeri tehdit piyasayı sarsarken, barış iması piyasayı rahatlatıyor. Böylece kriz, jeopolitik alanla spekülatif alanı aynı çizgide buluşturuyor.

Trump, devleti de şirket yönetir gibi yönetmeye çalışıyor. Önce karşı tarafı en sert cümlelerle köşeye sıkıştırır. Sonra ani yumuşama sinyalleriyle hem muhatabının dengesini bozar hem de iç piyasaya nefes aldırır.

Ne var ki, Amerikan gücü artık eski rahatlığıyla savaş üretemiyor. Büyük ve sonu belirsiz bir Orta Doğu savaşını Amerikan kamuoyuna satmak kolay görünmüyor. Borç yükü ağır, üretim dengesi bozuk, küresel hegemonya yorgun. Bu yüzden Trump, askeri yıkımdan çok ekonomik boğma, psikolojik baskı ve piyasa dalgalanması üzerinden sonuç arıyor.

Dolayısıyla Trump'ın açıklamalarını kelime kelime okumak yetmez; para hareketlerine de bakmak gerekir. Çünkü mesele Beyaz Saray'ın ne söylediğiyle sınırlı kalmaz. O söz söylendiğinde kimin kazandığı, kimin kaybettiği ve hangi piyasanın hangi yöne itildiği daha belirleyici hale gelir.

Trump'ın nihai kararı belki henüz verilmedi. Fakat kriz yönetimindeki yöntem çoktan belli oldu: Savaşı tehdit olarak tutmak, barışı pazarlık malzemesine çevirmek ve bu ikisi arasında oluşan dalgayı siyasi sermayeye dönüştürmek.