
Trump'ın Çin ziyaretinden hemen sonra Putin'in Pekin'e gitmesi, iki ayrı diplomatik temasın ötesinde bir anlam taşıyor. Trump'ın ziyareti daha çok Amerika'nın eski ağırlığını hatırlatma çabasıydı. Fakat ziyaretin ardından ortaya çıkan tablo, Washington'un Çin'i istediği çizgiye çekemediğini gösterdi.
Putin'in ziyareti ise başka bir düzlem açtı. Daha az gösterişliydi, fakat daha somut bir zemine oturdu. Çin ile Rusya arasındaki görüşmelerde çok kutuplu dünya düzeni, dolar dışı ticaret, enerji hatları, askeri iş birliği, teknoloji egemenliği ve bölgesel krizler aynı çerçevede ele alındı. Bu, Amerikan merkezli düzenin baskı araçlarına karşı daha korunaklı bir alan oluşturma arayışının güçlü ifadesi.
Arayışın ilk ayağı finansal alanda belirginleşiyor. Çin ve Rusya ticarette yuan ve rubleyi öne çıkarıyor. Dolar'ın etkisini azaltmaya çalışıyor. Batı yaptırımlarından etkilenmeyecek ödeme ve bankacılık sistemleri üzerinde duruyor. Bu adımlar, "çok kutupluluk" ifadesini yalnızca siyasi bir slogan olmaktan çıkarıyor. Para, ödeme sistemi ve ticaret hattı olmadan yeni bir güç iddiası kurulamaz.
Fakat Çin bu süreçte aceleci davranmıyor. Çünkü Çin son otuz yıldaki büyümesini büyük ölçüde mevcut küresel düzenin içinde gerçekleştirdi. Doların dünya parası olduğu, deniz yollarının Amerikan güvenlik mimarisiyle şekillendiği, Batı pazarlarının üretim düzenini beslediği bir dönemde yükseldi. Bu yüzden Pekin'in hesabı mevcut sistemi bir anda yıkmak değil; o sistemin içinde kendisine daha geniş ve daha güvenli bir alan açmak.
Rusya açısından tablo daha sert. Moskova, Batı ile gerilimli ilişkileri nedeniyle Çin hattını daha stratejik görüyor. Ortak askeri tatbikatlar, stratejik devriyeler, savunma teknolojileri, füze savunma sistemlerine karşı ortak tavır bu yüzden önem kazanıyor.
Enerji başlığı ise bu hattın bel kemiği. "Sibirya'nın Gücü 2" doğalgaz boru hattı, petrol tedariki, nükleer enerji ve Kuzey Deniz Rotası, Çin-Rusya ilişkisini günlük diplomasi sınırlarının dışına taşıyor. Hürmüz Boğazı ve Orta Doğu'daki gerilimler deniz yollarını kırılganlaştırırken, kara ve kuzey hatları daha stratejik hale geliyor. Amerika denizlerde baskı kurdukça, Avrasya'nın iç hatları daha fazla önem kazanıyor.
Ukrayna, Tayvan ve İran başlıklarında da benzer bir karşılıklılık var. Çin, Rusya'nın güvenlik kaygılarını anladığını söylüyor. Rusya ise Tayvan konusunda "Tek Çin" çizgisini açık biçimde destekliyor. İran ve Orta Doğu konusunda ise dış müdahalelere karşı ortak bir dil kuruluyor. Bu dil, Batı'nın kriz yönetme biçimine karşı ortak itirazı besliyor.
Yine de bu tablo hazır ve tamamlanmış bir yeni düzen anlamına gelmiyor. Çin, mevcut sistemden kopmadan hareket etmek istiyor. Rusya, daha hızlı ve daha sert sonuçlar arıyor. Amerika ise hâlâ eski merkezî konumunu koruma iddiasında. Fakat bugün bütün aktörlerin en büyük korkusu aynı: Sistemin ortasında açılacak büyük bir obruk; çünkü böyle bir çöküşte kimse kenarda kalamaz.