

Ne zirveydi ama...
NATO ilk kez Asya Kıtası'nda toplandı...
Tüm dünya medyası yakından takip etti...
32 ülkenin devlet başkanları, başbakanları, cumhurbaşkanları, 100 ülkeden bakanlar, liderler, üst düzey diplomatlar...
3 bine yakın medya mensubu...
Elbette herkesin gözü Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ABD Başkanı Trump'ın üstündeydi...
Her iki liderin mesajları kadar beden dili, jestleri, mimikleri değerlendirildi.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki karşılama töreninde Yeniçerilerin yer alması, Mehter Takımı'nın liderleri marşlarla karşılaması, Miçotakis'in bir anlık şaşkınlığı...
Trump'ın "Merhaba Asker" demesinin hemen ardından üstünden geçen ABD bayrağı renklerini gökyüzüne imza şeklinde atan Türk Yıldızlarının zamanlaması bir harikaydı...
Macron'un sabah koşusuna çıkması, güneş gözlüğü ile verdiği pozlar. İtalya Başbakanı Meloni ve İspanya Başbakanı Sanchez'in ABD Başkanı ile köşe kapmaca oynaması gibi magazinsel birçok gündem vardı.
Peki NATO'nun 36. Liderler Zirvesi'nde ne oldu?
Elbette uzmanlar günlerdir bu soruya cevap veriyor. Ben Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açış konuşmasından bir bölümü paylaşıp, sonra sizi 4 Mayıs tarihine götüreceğim...
"Aklın ve mantığın emrettiği bir işbirliği modeli mümkünken, birlik üyesi olmayan müttefiklerin dışlanması kısıtlı kaynakların boşa sarf edilmesine ve Avrupa'da hiç arzu etmediğimiz bir suni bölünmeye yol açacaktır."
Yani Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa, NATO dışında, Türkiye'nin dışlandığı bir güvenlik şemsiyesini kurmaya çalışırsa büyük hata yapmış olur mesajı verdi. Zira ABD ve Türkiye'nin olmadığı bir "Avrupa Ordusu"nun savaşma kapasitesi epey şüpheli...
Hele ki Rusya karşısında Ukrayna'nın çaresizliği gibi bir ibretlik durum söz konusuyken... Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'ye yönelik örtülü, açık, kısıtlama ve ambargoların kaldırılması gerektiğini de net bir şekilde söyledi...
Zira bunların bir işe yaramadığını da hem savunma sanayisindeki gelişmeleri bizzat gören liderler hem de Erdoğan'ın paylaştığı rakamlar ortaya koyuyor... Yani Türkiye'yi yaralamayı, öldürmeyi başaramadılar, aksine bu süreçte güçlendirdiler. Erdoğan Çelik Kubbe için 24 milyar dolarlık bütçeye atıf yaptı... Türkiye'nin seri üretim, kapasite artışı konusundaki çabalarını anlattı... Şimdi gelelim 4 Mayıs'ta Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın AB liderlerine yönelik sitem dolu konuşmasına....
Türkiye'ye yönelik "stratejik şaşılık" maalesef, Birliğin pek çok kurumunda, hem de çok bariz biçimde, varlığını muhafaza ediyor. Türkiye'nin tam üye olarak yer almadığı bir Avrupa Birliği'nin, küresel bir aktör ve çekim merkezi olamayacağı artık anlaşılmalıdır."
Anlamak isteyenler için aslında mesajlar çok netti... Şimdi bu mesajların Brüksel duvarlarına çarpıp yankılanmasını bekleyeceğiz... NATO Genel Sekreteri Rutte'nin dikkat çeken bir uyarısı vardı... "Tehlikeli bir dünyada 1 milyar insanımızı güvende tutmak için, bize transatlantik bir savunma sanayi devrimi gerekiyor. Nakit paramızı kabiliyetlere dönüştürmemiz gerekiyor ve bunu şimdi yapmamız gerekiyor."
Tespitler yerinde cevabı aranan soruysa; "peki ama nasıl?" Burada Türkiye devreye giriyor. NATO'nun nakit parasını kabiliyete çevirmesi konusunda Türkiye büyük bir potansiyel taşıyor... Bazı Avrupalı liderlerin bir an önce içine düştükleri girdaptan çıkmaları gerekiyor. Zira bu girdap onları da sürekli olarak aşağıya doğru sürüklüyor...
Rutte konuşmasına Dünya Kupası'ndan futbol üzerinden örnekler vermişti. NATO'nun takım oyunu oynamazsa gelecekte büyük sorunlar yaşayacağını söylemişti... Zirve bildirisinde yer alan "Ankara'da, 50 milyar dolardan fazla yeni alım duyurusu yapıyoruz. Müttefikler arasında savunma ticareti engellerini ortadan kaldırmak ve NATO'nun ortaklıklarından yararlanarak savunma sanayi derinliğini ve işbirliğini en üst düzeye çıkarmak için çalışmalarımıza devam edeceğiz" ifadesi Avrupa'daki inatçı liderlere ve İsrail'e de bir mesaj aslında...
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açış konuşmasındaki satırlar bir anlamıyla "Tam Bağımsız Türkiye" manifestosu gibiydi... Yani Avrupa'nın göz hizasında siyaset, diplomasi, ticaret yapmasının zamanı geldi de geçiyor bile...
NATO 3.0 gündemine atıfla, bana göre Türkiye 3 – Avrupa 0 demek mümkün... Ve bu kafayla giderlerse daha çok gol yiyecekler gibi görünüyor...
Avrupa'nın güvenliği için Türkiye'nin ne kadar kritik olduğunu, Türkiye'nin barış yapıcı misyonunun kıymetini anlamazlarsa daha çok çekecekler.
Hem güvenlikleri hem de ekonomileri zora girecek...
Zira Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye'de, Libya'da istikrara katkı sunarak Avrupa'ya büyük mülteci akınlarının da önüne geçti...
Avrupalılar sabote etmeselerdi, Ukrayna ile Rusya'yı barıştırmıştı.
İran Savaşı'nın Orta Doğu'ya yayılmasını önlemek için büyük çaba sarf etti.
Türkiye bir istikrar adası olarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde dünya barışına da büyük katkı sundu, sunmaya da devam ediyor...