Betül Soysal Bozdoğan
Betül Soysal Bozdoğan
betul.bozdogan@star.com.tr
Tüm Yazıları

Türkiye mahşeri gördü, büyük hesaplaşmayı yaşadı

Tam on yıl önce... 15 Temmuz gecesi; önce büyük şok, sonra zaferi yaşattı Türk halkına.

Tek kelimeyle, mahşeri yaşadık.

Önce ne olduğuna dair anlamakta zorluk çektik! Sonra çetin bir mücadele başladı.

Türkiye'nin gerçeği idi; seçilmiş hükümetlere yönelen askeri darbeler. Her on yılda bir balans ayarı yapardı ABD, içerdeki aparatları üzerinden.

Bu defa tutmadı.

Aparat; on yıllarca sinsice devletin çeşitli kademelerine yerleştirdikleri FETÖ'cülerdi.

Ülkenin seçilmiş lideri, Cumhurbaşkanı Erdoğan'dı. Teslim olmadı, darbecilere tabi olmadı ve dik durdu. Halkına güvendi, halkına görev verdi.

Kan akıttık, şehit verdik...

Gözü dönmüş darbeci caniler, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin uçağını, tankını ve silahını halka doğrultmaktan çekinmedi.

Tanklar canlı canlı insanlarımızın üzerinden geçti. Kollar, bacaklar tıpkı Çanakkale'de olduğu gibi bedenlerden koptu. Halkımız, helikopterlerden hedef alınarak vuruldu.

Öyle ki Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çağrısını duyan kız kardeşlerimiz, evlerinden o refleksle fırlamışlardı. Ayağındaki terlikleriyle sokağa çıkanlar, havalimanına onlarca kilometre koşarak ulaştılar... Yaşananlara bu gözler şahit oldu. Tankların karşısına dikilen her yaştan kadın ve erkeğimiz neler neler yaşadı? Hepsi çok ayrı bir roman olur... O gece yaşanan olağanüstülükler nesilden nesile anlatılacak.

O gece tıpkı Çanakkale savunması gibi İlahi bir dokunuş vardı. O gece bu Millete bir kere daha ekstra ekstra güç ve cesaret yüklenmesi oldu. Normal şartlarda yapamayacağınız insan üstü performanslar o gece hayata geçirildi.

O gece bu Millet inancı, zekası, cesareti, bilek gücü, organize olma yeteneği ve toplu olarak ortaya koyduğu duruş ile beraber tüm dünyaya örnek gösterilecek bir gurur destanı yazdı.

Bu asil Millet, devletini alçakların elinden aldı.

DARBE DEĞİL İŞGAL GİRİŞİMİYDİ!

15 Temmuz Darbe Girişimi, resmi olarak literatüre bu şekilde geçmiş olsa da esasen tam olarak bir işgal girişimiydi.

FETÖ'cüler İstanbul ve Ankara başta olmak üzere büyük şehirlerimizde başarılı olsalardı güney sınırımızdan PKK ve DEAŞ tankları illerimizden içeri girerek hem bölme hem de terör faaliyeti yürüteceklerdi.

PKK'nın sınırlarımızdan içeri girmesi, ülkemizi bölerek bir kısmını koparma projesi idi.

DEAŞ'ın ülke sınırları içinde bulunması da ülkeye uluslararası güçlerin müdahalesi üzerinden bahane üretme planıydı.

Aslında FETÖ, PKK ve DEAŞ hepsi aynı adrese bağlı kuklalardı. Ve fakat görevleri ve işlevleri farklı idi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve aziz halkımız 15 Temmuz gecesi sadece FETÖ'yü değil FETÖ'nün ağababası olan CIA'i de yendi. Daha net ifade ile; darbeci ABD, Türkiye sokaklarında nakavt edildi.

Bugünkü müreffeh günlerimizin arkasında işte böyle mücadeleli günlerimiz var. Unutmamalı ve şehidlerimizi her daim yad etmeliyiz. Mekanları cennet olsun.

EĞER BAŞARSALARDI!

FETÖ'cüler başarsa idi, ülke bugüne kadar görmediği zulümleri görecekti.

Binlerce kişiden oluşan ölüm listeleri hazırdı. İl il insan mezbahaları kuracaklardı.

Kimler hapise tıkılacak, hepsi çok netti. FETÖ çetesinin kuracağı zulüm çarkı, Suriye'nin Sedneya'sını, Irak'ın Ebu-Gureyb'ini, İsrail'in Ofer'ini aratmazdı emin olunuz. Hepsinden beter işkence uygularlardı.

Hangi kurumlara çökülecek, kimler görevden alınıp, onların yerlerine kimler getirilecek, tüm bürokratik şema hazırdı. Sözde valilerden biri içeri tıkıldığında ertesi gece "beni çıkarın ben şuranın valisiyim" diyerek itiraf etmişti. Kaldı ki bu şemalar, çetele şeklinde hazırlanmış biçimde zaten devlet güvenlik birimlerince ele geçirildi.

Baş olmayı hayal ettiler ama kula kulluk ederek... Daha fenası; din dışı, devlet dışı bir yapıya aparat olarak... Bundan fena bir iş olamazdı. Hak ettiklerini aldılar, aziz devletimiz cezalarını kesti.

KİMLER SOKAĞA ÇIKTI?

On yılın ardından şu tabloyu ortaya koymak boynumun borcudur.

Herkes darbeye "hayır" dedi mi? Hayır. Bankamatik kuyruklarında sıraya giren, bakkallara koşan, sevinç çığlıkları atanlar da oldu. Onların kim olduğu kayda değmez inanın. Hepimiz biliyoruz hangi tayfa olduğunu.

Peki kimler sokağa çıktı? Kimler FETÖCÜ hainlerin karşısına dikildi? Kim "darbeye hayır" dedi?

Bireysel olarak sokağa çıkan sol, seküler ve alevi vatandaşlarımız da oldu. Buna şahitliğimiz vardır. Birahaneden çıkıp da FETÖ'cülere direnenler olmuştur. Ama bu tutum, tamamen bireysel kararlarla hayata geçirilen sınırlı sayıdaki vatandaşımız için gurur tablosudur.

O gece sınıfta kalan kurumlar vardır.

Türkiye'nin ana muhalefet partisi o gece sınıfta kalmıştır. Dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, halkı sokağa çağırmamış ve kendisi de tankların arasından sessizce geçerek 15 Temmuz gecesini belediye başkanının evinde sabahlayarak geçirmiştir. Darbe gerçekleşseydi, sabahında belki de görevin kendisine verilmesini bekliyordu.

Peki sokakları dolduranlar kimlerdi? Hangi kesimdi?

Fevç fevç sokaklara akın eden Anadolu halkıydı. Anadolu irfanının dernekleri, tarikatları, STK'ları organize biçimde üye ve bağlılarını sokağa çağırmıştı. Anadolu irfanının tüm kurumları aktive olmuştu. Hiçbir yere bağlı olmayan kendi aklı ve vicdanıyla hareket eden vatan sevdalıları da vardı. Bu büyük kitle bir kere daha canını ve kanını ortaya koymaktan çekinmemiş ve inisiyatif almıştı. Sosyal medyada çok sesi çıkmayan, "göbeğini kaşıyan adam" diye dalga geçilen kesimdi bu kitle. İşte bu asil ve inançlı kitle sosyal medyadaki suni kavgalara pirim vermeyen ama devlet söz konusu olduğunda kanını akıtmaktan çekinmeyen alperenlerdi.

CHP'DE GEÇ KALMIŞ BİR FETÖ AYDINLANMASI

Kemal Kılıçdaroğlu şimdilerde feryad ediyor, "FETÖ'cü sosyal medya hesaplarının saldırısına uğruyorum, partimde FETÖ'cüler var" diyor.

Mağdur olunca sanırım FETÖ realitesi konusunda bir aydınlanma yaşadı. Ne de olsa kurultayda kendine operasyon çekildi, partisi "sermaye" grupları tarafından çalındı. Devlet kendisine tekrar görev verdi ama bakalım ne kadar başarılı olacak bu süreçte? Herkesten bir RTE performansı beklemek büyük hata olur.

Fakat şunu bekleyebiliriz sanırım; bundan sonra vatan-millet meselelerinde teraziyi daha doğru tutmasını bekleyebiliriz. Umarım, inşallah.

"BİR DAHA DARBE OLMAZ" DEMEK EN BÜYÜK YANILGIDIR!

15 Temmuz'u anma gününde bazı tespitleri ortaya koyalım; "Darbe devri kapandı" denemez. "Bir daha darbe olmaz" demek yanlıştır.

Türkiye'de her zaman darbe olabilir. Teyakkuzda olmak boynumuzun borcudur.

FETÖ cezalandırıldı ama FETÖ bitmedi, mücadele devam ediyor. Kriptolara dikkat etmek gerekir.

Şu anda ülke içinde aktif FETÖ'cü mutlaka vardır. Yurt dışında ise organize bir şekilde çalışmaya ve ülke aleyhine iş üretmeye devam ediyorlar. Çok büyük işlerin peşinde koşuyorlar; FETÖ, CIA ve ülkemiz içindeki gönüllü "sivil toplum kuruluşları" ile birlikte.

Devlet de uyumuyor, emin olunuz..

Siz sadece son gelişmeleri, feraset ve basiretle okumaya odaklanın, o kadar! Parçaları birleştiremeye gayret edin.

Ve dua edin devletinize...

Çağ, büyük kırılmalara gebe!

Ya bu bölgeye baş oluruz, ya bizi parça parça edip yutarlar.

Oyun çok büyük.. Türkiye devlerle güreşiyor tam yirmi yıldır.

Artık İsrail, düşmanlığını saklamıyor ve Türkiye de dik duruşunu vakur bir şekilde sergiliyor. Az zaman sonra büyük meydan okumaya hep birlikte şahit olacaksınız. İşte o zaman zafer bizimdir.

FETÖ vs. bunlar küçük aparatlardır. Hedefimizde yılanın başı var. Allah yardımcımız olsun.