
Kemal Kılıçdaroğlu'nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olduğu 29 Mart 2009 yerel seçimlerini hatırlayanlar, Onur Akın'a yaptırılmış "Kılıçlar çekildi, bu bir düello" seçim şarkısını da hatırlıyordur. İstanbul milletvekili iken İBB adayı yapılmasında, yolsuzluklara karşı yürüttüğü mücadele ile AK Parti'yi terlettiği düşüncesi etkili olmuştu. İBB adaylığı ile popülaritesi iyice artan Kılıçdaroğlu, Deniz Baykal'a yapılan kaset kumpasından sonra bugün Özgür Özel'in yanında taraf tutan Önder Sav'ın desteğiyle CHP'nin başına geldi.
10 Mayıs'ta Deniz Baykal istifa etti; ardından 22 Mayıs 2010'da, zaten takvimde olan 33. Olağan Kurultay'da Kılıçdaroğlu tek aday olarak CHP'nin 7. Genel Başkanı seçildi.
SHP ve DSP tecrübeleri dolayısıyla soldaki adres farklılaşması, CHP'nin bir dönem Meclis dışında kalmasına bile yol açmıştı. Ama 2002'de AK Parti'nin tek başına iktidar dönemini başlatan seçim, CHP'nin de güçlü ana muhalefet dönemini başlatan milat oldu.
Bugün CHP içindeki kavganın büyüklüğünü, CHP'nin AK Parti iktidarları dönemindeki büyüyüşüyle birlikte ele almak gerekir. CHP kendi tarihi içinde hiç olmadığı kadar popüler bir partiye dönüştü. Bunda güçlü iktidar partisi karşısında solda birleşme refleksinin oluşması kadar, Kemal Kılıçdaroğlu'nun "yeni CHP" adı altında yürüttüğü birleştirme siyaseti de etkili oldu. Zaman zaman eski CHP'lilerin küsüp gitmesine yol açacak kadar farklı eğilimleri CHP'ye buyur etti.
Cumhurbaşkanı'nı ilk kez halkın seçtiği 10 Ağustos 2014'te MHP ile birlikte Ekmeleddin İhsanoğlu'nu Cumhurbaşkanlığına aday gösterdi. İtiraz edenler olsa da bu, CHP'nin farklı kesimlerden oy alabilmesi pratiğinin ilk örneği oldu. Muharrem İnce'nin Cumhurbaşkanı adayı olduğu seçimlerde Abdullah Gül'ün adı bile geçti.
Kemal Kılıçdaroğlu, CHP seçmeninin oy verme davranışını esnetirken bir taraftan da seçmeni keskinleştirdi. Muharrem İnce'nin "şizofren bunlar" dediği, duygu durumu stabil olmayan, üç öğün Erdoğan nefretiyle beslenen bu seçmen, bir süre sonra kendi partisine de zarar verecek noktaya geldi.
Referandumlarda da Kemal Kılıçdaroğlu "hayır bloğu" oluşturdu. Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçiş referandumunda CHP, PKK'sından FETÖ'süne illegal örgütlerle yan yana düştü. "Seni başkan yaptırmayacağız" sloganı, HDP ile ittifaklarının sembolü oldu.
6'lı Masa ile Kemal Kılıçdaroğlu'nun ittifak siyasetinin en müşahhas hâlini gördük diyebiliriz. HDP'nin asıl aktör olduğu ama kendisine sandalye ayrılmayan bu masa, CHP'yi Kılıçdaroğlu'nun altını oyan bir sürece soktu. İBB adayı olarak Ekrem İmamoğlu'nu bulup getirenlerle Kılıçdaroğlu'nun biletini kesenler arasında bir ilişki olup olmadığını belki kendisi biliyordur. Ama İmamoğlu etkisinin CHP'de yol açacağı fenalıkları görmüş olacak ki tüm çabalara, telkinlere, belki de tehditlere rağmen İmamoğlu'nun Cumhurbaşkanı adayı gösterilmesine razı olmadı. Meral Akşener'in "Mansur Yavaş ve İmamoğlu'nu cumhurbaşkanı yardımcıları olarak ilan edin" telkinine de prim vermedi.
Çok muhtemel, Kılıçdaroğlu daha o günlerde İmamoğlu ve Özgür Özel'in CHP'yi ele geçirmek için çalışmalar yürüttüklerinin bilgisine sahipti. Cumhurbaşkanı adayı göstermeyerek durdurduğunu zannettiği İmamoğlu'nun gölge başkan olarak CHP'de delege toplamaya devam edeceğini, kendisini genel başkanlıktan indirecek bir süreci yönetebileceğini düşünemedi ya da gördü ama mani olamadı.
Böyle okuyunca konu, sadece iki kişi ve onlar etrafında konsolide olmuş grupların mücadelesi gibi gözüküyor. Doğrusunu söylemek gerekirse ben, Kemal Kılıçdaroğlu 2,5 yıl CHP'den uzak kalmasaydı bugün yine FETÖ konusunda aynı açıklıkla özür diler miydi, emin değilim. Ya da Türkiye'nin dış politikası konusunda bugün kurduğu cümleleri kurar mıydı?
Ortada bir devlet aklı var ve Kılıçdaroğlu bu aklı nihayet anladı yorumlarının da doğrusu zamana ihtiyacı var. Fakat şu kadarını söyleyebiliriz: CHP içinde sadece yolsuzluk üzerinden değil, temel ülke meselelerine bakışta da bir ayrışma var. Özgür Özel'in Newsweek'te yayımlanan makalesi iki kesim arasındaki farkı gösteriyor.