
Yeni bir siyasi partinin başarıya ulaşması, yeni bir tabela, yeni bir lider ya da yeni bir örgütlenme modeliyle sağlanabilir mi?
Türk siyasal hayatı gösteriyor ki toplum, "yeniyi" kuruluş tarihiyle değil, düşünme biçimiyle tanımlamaktadır. Bu nedenle gerçek yenilik, geleceği bugünün sorunlarına cevap verecek cesaretle tasarlayabilmektir.
Sürekli kriz üreten, kutuplaşmayı besleyen ve rakibini merkeze alan iletişim modeli, kısa vadede dikkat çekse bile; uzun vadede toplumsal umut üretmemektedir. İnsanlar artık yalnızca neye karşı olunduğunu değil, neyin birlikte kurulacağını duymak istemektedir.
SEÇMEN İTİRAZ EDENİ DEĞİL, ÇÖZÜM ÜRETENİ SEÇİYOR
Türkiye'de seçmen davranışı son yıllarda önemli ölçüde değişmiştir. Kimlikler hâlâ etkili olsa da seçmenin büyük bir bölümü ekonomi, güvenlik, yönetim kapasitesi, liyakat, kamu hizmetlerinin kalitesi ve gelecek umudu üzerinden politika üreten siyasi hareketlere yönelmektedir. Dolayısıyla yeni bir siyasi hareketin ilk görevi, ideolojik doğruluğunu ispatlamak değil; ülkeyi yönetme yeterliliğine dair güçlü bir güven duygusu oluşturmaktır.
Bu noktada merkez sol siyasi partilerin kendi iç muhasebesini yapması gerekir. Uzun yıllar boyunca hak ve özgürlük söylemi üzerinden şekillenen siyaset dili, bugün üretim, teknoloji, rekabet gücü ve ekonomik büyüme başlıklarıyla birlikte okunmak zorundadır. Sosyal adalet artık gelirin paylaşımıyla değil, gelirin nasıl üretileceğiyle de ilgilenmektedir. Yeni nesil sosyal demokrasi, yatırımcıyı ürkütmeyen ama emeği de koruyan; piyasayı reddetmeyen ama toplumsal dengeyi gözeten yeni bir ekonomik denge kurabilmelidir.
Bunun yanında kültürel kapsayıcılık, yukarıdan bakmaktan vazgeçme, topluma neyin doğru olduğunu dikte etme anlayışından uzaklaşma seçim kazanmanın ön şartlarından biri hâline gelmiştir. Türkiye'nin farklı sosyolojik kesimleri kendilerini aynı siyasi çatı altında rahat hissedebilecekleri bir dile ihtiyaç duymaktadır. Muhafazakârların değerleri, milliyetçilerin güvenlik hassasiyetleri, gençlerin özgürlük talepleri, kadınların fırsat eşitliği beklentisi, emeklilerin yaşam güvencesi ve üreticilerin ekonomik kaygıları birbirine rakip başlıklar değil; aynı siyasal vizyonun tamamlayıcı unsurları olarak ele alınmalıdır.
YENİ SİYASİ HAREKETLERİN BAŞARI DİLEMMASI
Burada önemli olan, toplumun farklı kesimlerine ayrı ayrı konuşmak değil; hepsini ortak bir gelecek fikrinde buluşturabilmektir. Çünkü seçimler kararsız seçmene güven verebilenlerin kazanabildiği süreçlerdir.
Aynı şekilde yeni bir siyasi hareketin en büyük sınavı da geçmişe ilişkin tartışmaların merkezinde kalmadan, geleceğe ilişkin gündemi belirleyebilmesidir. Seçmen, doğal olarak yeni oluşumların nereden geldiğini merak eder; ancak daha ziyade, nereye gitmek istediğini görmek ister. Bu nedenle siyasal enerjinin önemli bölümünü geçmişin hesaplaşmalarına değil, geleceğin inşasına ayırabilen hareketler daha güçlü bir toplumsal karşılık üretmektedir.
Devlet anlayışı da bu dönüşümün merkezinde yer almalıdır. Bugünün seçmeni temiz bir yönetim anlayışını, hızlı karar alan, dijitalleşmiş, performansı ölçülebilen ve vatandaşın hayatını kolaylaştıran bir kamu yönetimi bekliyor. Liyakat, şeffaflık ve hukukun üstünlüğü temel ilkeler olmaya devam ederken, bunların günlük hayatta hissedilen sonuçları somut politikalarla desteklensin istiyor.
Yeni olduğu iddiasıyla yola çıkan bir siyasi parti değişimi yalnızca isimlerde ve kadrolarda değil, siyaset yapma biçiminde, ekonomi anlayışında, devlet tasavvurunda ve toplumsal kapsayıcılıkta gerçekleştirmelidir. Aksi hâlde "yeni" sıfatı zamanla yalnızca kuruluş tarihini ifade eden bir ayrıntıya dönüşür; oysa seçmenin aradığı şey, yeni bir başlangıçtan çok yeni bir gelecek tasavvurudur.