Mustafa SABRİ BEŞER
Mustafa SABRİ BEŞER
mustafa.beser@star.com.tr
Tüm Yazıları

55'ten Dünya Kupası'na, LGS'den seçime ekranda sayaç, cana tıkaç!

Bir film vardı. Bir kumarbazın zihnine mütemadiyen 55 rakamı nakşediliyordu. Bir formanın üzerinde, bir şarkının içinde, bir tabelanın kıyısında dolaşıyor, nihayet adam o rakamı kendi iradesiyle seçtiğini sanıyordu.

Gözüne, kulağına, yoluna nakşedilmiş, tohum bilinçaltına ekilmiş, hasadı kendisine bırakılmıştı.

Çünkü açık emir, insanın içindeki küçük itiraz memurunu uyandırır.

Eskiler buna "Telkin" derlerdi.

Şimdi başınızı kaldırıp TV ekranınızın sağ üst köşesine bakınız.

Orada bir sayaç işliyor. Dünya Kupası'na şu kadar gün kaldı.

Heyecanımız bir gram eksilmesin diye koca bir endüstri seferber, gece gündüz aynı sinyal.

Masum bir bilgi gibi duruyor. Oysa her tekrar zihne çakılmış küçük bir çividir.

Bekle, sevin, hazırlan!

Sonra maç gecesi koltuğa kendi tercihimizle kurulduğumuzu sanıyoruz. O kumarbaz da öyle sanıyordu.

Aramızdaki fark, o bir gecede kaybetti, biz her gece kaybediyoruz.

Bir başka sayaç daha işliyor ancak hiçbir ekran köşesine yazmıyorlar!

Gazze'nin sayacı.

O sayaç gün saymıyor, can sayıyor. Kefen sayıyor, yetim sayıyor, enkaz altında kaldığı için rakama bile giremeyen küçücük bedenler sayıyor.

Pandemi günlerini hatırlayınız.

Her akşam ekranda vaka sayısı, vefat sayısı, iyileşen sayısı verilirdi. Grafikler yükselir, eğriler iner, tablolar konuşur, uzmanlar parmaklarıyla sayıları gösterirdi.

Bir rakam artınca yüzümüz düşerdi. Bir rakam azalınca içimize küçük bir ferahlık gelirdi.

Demek ki ölüm her gün ekrana yazılabiliyormuş.

Demek ki toplum, günlük çeteleyle korkmayı, sakınmayı, tedbir almayı öğrenebiliyormuş.

Bir kumarbazın zihnine 55 rakamı nasıl nakşedildiyse, bizim gözümüze de kupa sayacı öyle sızdırılıyor.

Peki Gazze'nin günlük çetelesi nerede?

Bugün kaç çocuk öldürüldü?

Kaç anne evladını son defa alnından öpemedi?

Kaç baba, enkazda kendi soyadını aradı?

Kaç bebek, hastaneden değil, yıkıntıdan uğurlandı?

Seçim gecelerini hatırlayınız.

Ekranın üstünde, altında, yanında şeritler akar.

Hangi şehirde sandıkların yüzde kaçı açıldı?

Hangi aday önde?

Hangi ilçe el değiştirdi?

Haritalar boyanır, grafikler parlar, stüdyo hararetlenir.

Demek ki ekran isterse bir sandığın kapağını bile memleket meselesi yapabiliyor.

İsterse bir topun saatini, bir evin sabahına kadar taşıyabiliyor.

Dünyanın öbür ucunda oynanacak maçlar için evlerimizin saati de ayarlanacak. Sabahın 05'inde başlayacak maçlar için kaç baba oğlunu, "Kalk, maç başlıyor" diye mahmur gözlerle ekranın başına çağıracak?

Peki, kaç baba, evladını aynı şevkle sabah namazına kaldırmanın heyecanını yaşadı/yaşıyor?

Çocuklarımızın kaderini belirleyecek LGS imtihanının günü bile bu küresel futbol takviminin gölgesinde belirleniyor.

Bizim çocuklarımız maç heyecanına uyandırılırken, Gazze'nin çocukları her sabah şüheda makamının davetlisi olarak uyanıyor.

Biz "maç kaçta?" diye soruyoruz, onlar "cenaze kaç tane?" diye sayıyor.

Peki Gazze'nin sandıkları nerede?

Hangi mahallede kaç cenaze açıldı?

Hangi sokakta kaç ev yıkıldı?

Hangi hastanede kaç çocuk kaldı?

Hangi mezarlıkta yer bitti?

Pandemide ölüm gündemdi, çünkü ölen biz olabilirdik.

Gazze'de ölüm detaydır, çünkü ölen hep onlar!

Ekran o sayıyı yazmaz. Çünkü yazarsa seyirci sanık olur.

Konforun üzerine her gün bir tabut konur.

Çocuğumuzun saçını okşayan elimiz, başka çocukların toprakla bulanmış saçlarında takılı kalır.

Biz, güneşten gâfil buz dağları gibi erimemekte inat ediyoruz.

Eriyiversek bir kere, yüreğimizdeki tufan dışarı vursa, bütün cihan ekran kesilse yetmez, dolar, taşar, dökülür.

Korktuğumuz da bu!

Dünya Kupası gelecek, geçecek. Bir takım kazanacak, insanlar sokaklara dökülecek, konfetiler yağacak.

Sonra sayaç sıfırlanacak, bir başka heyecana kurulacak.

Gazze'nin sayacı ise işlemeye devam edecek, sessiz, görünmez, fakat Levh-i Mahfuz'da kayıtlı olarak.

Ve bir gün, hepimizin ekranı karardığında, bize sorulacak sual, "Kupayı kim kazandı?" olmayacak!