
Siyaset felsefesinin en köklü kolonlarından biri nihayet hak ettiği epistemolojik zirveye ulaştı: Üst dudak kılları. Özgür Özel'in grup toplantısında sarf ettiği "iğrenç bıyıklı" doktrini, modern siyaset biliminde yepyeni bir çığır açtı.
Tesadüf bu ya, tam da bu tarihî aydınlanmanın ertesi günü Ömer Seyfettin'in "Kesik Bıyık" hikâyesine denk gelmem ise kaderin zarif bir cilvesi olsa gerek.
Ömer Seyfettin'in hikâyesinde trajedi büyüktür: Bir genç bıyığını keser, mahalle bu radikal eylemin arkasında ahlaki çöküş arar. Bıyık; şahsiyetin, istikametin ve sadakatin kutsal turnusol kâğıdıdır. Kıl uzarsa itimat artar, kıl kesilirse nizam bozulur. Mizah da burada: Dış görünüş kozmik boyutlara yükselirken, insan atom altı parçacıklarına kadar küçülür.
Orada bıyık kesilince mahalle adamın karakterini tartışıyordu; bir asır sonra Özgür Özel cepheden bıyığa saldırdı.
E kolay değil, aklı korumanın zor olduğu bir süreç yaşıyor, Kılıçdaroğlu yeniden denklemin ortasında. Liderlik yürüyüşü de mutlak butlana çarptı.
Salı günkü manzara çok tuhaftı gerçekten.
Genel Merkez başka havada, Meclis grubu başka havada. Koridorlarda eski defterler, odalarda yeni hesaplar.
Bölünmüş benlik diyorum ya, bir görüngüsü de bu işte.
Grup toplantısında ne beklersiniz, hukuki bir değerlendirme değil mi?
Parti düzeni, tasfiye iddiaları, çalışanlar, danışmanlar, maaşlar, belediye dosyaları...
Ne gezer!
Özel, bütün hikâyeyi döndürüp dolaştırıp bir bıyığa bağladı.
"Gelmiş o iğrenç bıyıklı, bu partide 24 yıldır çalışan, hepimize emeği, hizmeti olan canım arkadaşlarımızı tazminatsız çıkarmış."
İşte yeni usul muhakeme.
Tazminat mı? Bıyığa bakınız.
Tasfiye mi? Üst dudağı inceleyiniz.
Danışman meselesi mi? Berber aynası kâfi.
Belge, karar, usul, hukuk... Eski zaman eşyası. Yeni siyasette önce yüz taranıyor, sonra hüküm kuruluyor.
Şizoid söylem de tezgâha böyle çıkıyor. Bir ağız hukuk, öteki ağız hakaret. Bir cümle demokrasi, öbürü bıyık. Nezaket vitrinde, öfke tezgâh altında. Söz iki parça. Yankı odasında alkış yekpare.
Kitleleri doyurmak kolay değil tabi. Akıl askıya alınmışsa, iş daha çetrefil. Her hafta yeni öfke. Her toplantıda daha yüksek perde. Dünkü alkış bayat, evvelki hakaret sönük.
Dosya yoksa sıfat var.
Siyaset yoksa ses var.
Muhatap ağır gelirse, bıyık hafif gelir.
Daha önce "Devrimci ajitörlere özeniyor ama kapasitesi yetecek mi?" diye sormuştum birkaç kere. Yine sormuş olayım.
Ortada tarihî bir davanın ateşli hatibi değil, siyasi kaderini bir müteahhidin serencamına bağlamış sözcülük hali var çünkü. Müteahhidin, kariyeri dosyaların ve hesaplaşmaların altında kaldıkça Özel'in nefesi daralıyor. Ve sonunda koskoca siyaset, bir adamın bıyığında kıl kadar yer kaplıyor işte.
Kılıçdaroğlu'na yönelen hınç da aynı merdivenden yuvarlanıyor. Dün genel başkan diye alkışlanan kişi, bugün hain. Dün önünde saf tutulan isim, bugün siyasi kambur. Hançer hikâyesiyle başlayan hesaplaşma; danışmana, maaşa, ekrana, nihayet bıyığa kadar düşmüş durumda.
Akıl hocası Önder Sav olsa da kapasite bir yere kadar.
Kulis başka şey.
Hıncı siyaset sanmak başka.
Her sert cümle strateji değil. Her yüksek ses liderlik değil. Her hakaret de cesaret değil.
Ömer Seyfettin'in hikâyesinde bıyığını kesen genç, ev halkını telaşa düşürmüştü.
Bugünkü CHP hikâyesinde ise siyasi akıl kesik.
Ama yankı odası yine memnun.