Levent Ersin Orallı
Levent Ersin Orallı
ersinlevent@yahoo.com
Tüm Yazıları

Ejderha ile kartalın stratejik dengesi

ABD ile Çin arasındaki rekabet, 21. yüzyılın küresel düzenini belirleyecek tarihsel bir yeniden yapılanma sürecidir. Yaklaşık dokuz yıl sonra bir ABD başkanının Pekin'e gerçekleştirdiği resmi ziyaret kapsamında Donald Trump ile Şi Cinping arasında yapılan görüşme, bu nedenle yalnızca diplomatik bir temas olarak değil, küresel sistemin geleceğine ilişkin stratejik bir eşik olarak okunmalıdır.

Görüşmenin dikkat çekici yanı, her iki liderin de sert rekabeti inkâr etmeden, çatışma riskini yönetmeye dönük bir dil kullanmasıdır. Trump'ın Şi'ye yönelik "Büyük bir lidersiniz" ve "Dostunuz olmak benim için bir onur" ifadeleri, Washington'un Çin'i artık geçici bir ekonomik rakip değil, kalıcı bir küresel güç merkezi olarak kabul ettiğini göstermektedir. Şi'nin "Thukydides Tuzağı" vurgusu ise çok daha derin bir stratejik çerçeveye işaret etmektedir. Çin, ABD ile yaşadığı rekabetin kontrolsüz biçimde askerî çatışmaya dönüşmesinden kaçınmak istemektedir.

ABD İLE ÇİN'İN DERİN BAĞIMLILIĞI

Uluslararası ilişkiler tarihinde yükselen güçlerle mevcut hegemon güçler arasındaki mücadelelerin çoğu savaşla sonuçlandı. Atina ile Sparta'dan İngiltere ile Almanya'ya kadar pek çok örnek bunun kanıtıdır. Ancak Çin ile ABD arasındaki rekabetin farkı, iki ülkenin birbirine ekonomik, teknolojik ve finansal açıdan son derece bağımlı olmasıdır. Bugün Çin, ABD'nin en büyük ticaret ortaklarından biri olmaya devam ederken; Amerikan şirketleri Çin üretim kapasitesi olmadan küresel piyasalardaki hakimiyetlerini sürdürmekte zorlanacaktır. Aynı şekilde Çin ekonomisinin büyümesi de Batı pazarlarına ve dolar merkezli finans sistemine bağlıdır.

Bu nedenle Washington ile Pekin arasındaki ilişki klasik bir "soğuk savaş" mantığıyla açıklanamaz. Taraflar aynı anda hem rakip hem de birbirlerinin istikrarına ihtiyaç duyan ortaklardır. Asıl mesele, rekabetin hangi sınırlar içinde tutulacağıdır.

YÜZYILIN STRATEJİK SATRANCI

Bugün iki ülke arasında en sert mücadele alanları teknoloji, yapay zekâ, yarı iletken üretimi, enerji güvenliği, deniz yolları ve Hint-Pasifik jeopolitiğidir. ABD, Çin'in teknoloji alanındaki yükselişini sınırlamak isterken; Çin ise küresel üretim zincirlerinin merkezindeki konumunu korumaya çalışmaktadır. Tayvan meselesi ise bu büyük stratejik rekabetin en hassas kırılma noktasıdır. Şi Cinping'in görüşmede verdiği sert mesaj, Pekin'in Tayvan konusunu doğrudan ulusal egemenlik ve rejim güvenliği meselesi olarak gördüğünü göstermektedir.

Bununla birlikte tarafların kullandığı dil, kontrollü rekabet modelinin güçlendiğine işaret ediyor. Çünkü iki ülke de doğrudan bir çatışmanın ekonomik yıkım, küresel kriz ve uluslararası sistemin çöküşü anlamına geleceğinin farkındadır. Dünya ekonomisinin iki motoru olan ABD ile Çin'in tam ölçekli bir kopuş yaşaması, yalnızca bu iki devleti değil Avrupa'dan Asya'ya kadar tüm sistemi sarsacaktır.

THUKYDİDES'İN GÖLGESİNDE YENİ KÜRESEL UZLAŞMA ARAYIŞI

Bu nedenle önümüzdeki dönemde ABD-Çin ilişkilerini belirleyecek temel unsur, "çatışma mı iş birliği mi?" sorusundan ziyade, "rekabet nasıl yönetilecek?" sorusu olacaktır. Görünen o ki taraflar artık birbirlerini ortadan kaldırılacak bir tehdit olarak değil, denge kurulması gereken kalıcı aktörler olarak görmeye başlamaktadır.

Aslında yeni küresel düzenin en önemli gerçeği tam da budur:

Büyük güçler artık birbirlerini yok ederek değil, birbirlerinin varlığını yöneterek ayakta kalabilmektedir. ABD ile Çin arasındaki ilişki, sert rekabet ile stratejik karşılıklı bağımlılığın aynı anda var olabildiği yeni bir uluslararası düzenin habercisidir. 21. yüzyılın kaderi de büyük ölçüde bu dengenin korunup korunamayacağına bağlı olacaktır.