İbrahim Güneş
İbrahim Güneş
Tüm Yazıları

Erdoğan'ı üzdünüz!

AK Parti Kocaeli'nde bir gençlik şöleni yaptı, CHP'de travmaya sebep oldu.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel'e göre,

"Yok efendim aslında 100 bin kişi değil de 35 bin kişi gelmiş!"

"Yok efendim aslında oraya gelenler 'Bedava konser var' diye kandırılmış."

"O gençlerin AK Parti ile ne alakası olurmuş?" filan.

CHP ekranlarındakiler çıkıyor, "Konsere yine popüler isimleri çağırdınız da muhafazakar şarkıcılar çağırmadınız?" diye esip gürlüyor...

Hadi onları anlıyoruz. Arka bahçeleri olarak gördükleri gençleri AK Parti'ye kaptırma endişesi içindeler.

Peki ya "Mahalleden" olanlar!

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın AK Parti grup toplantısındaki konuşmasına bakılırsa "Mahalleden" olanların eleştirileri CHP'den daha çok kendisini üzmüş.

Zira konuşmasının önemli bir bölümünü bu meseleye ayırdı...

Hem sitem etti hem de bakış açısını anlattı...

"Şunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmadık değerli arkadaşlarım:

Biz, yüzde 52'nin oyunu alarak göreve gelmiş bir iktidarız.

Yüzde 48'in önemli bir kısmının, oy vermese de gönlünün bizimle olduğunu bilen bir iktidarız.

Hepsinden öte, biz, yüzde 100'ün, onun ötesinde, mazlum, mağdur coğrafyaların, ümmetin de mesuliyetini omuzlayan bir iktidarız.

Kökümüzü unutmayız, özümüzü unutmayız.

Nereden geldiğimizi de çok iyi biliyoruz, nereye gittiğimizi de çok iyi biliyoruz."

Erdoğan'ın "Sadece gençler için siyaset yapmadık; siyaseti gençlerle birlikte yaptık" söylemi. Bu davayı anlamakta zorlananlar için de bir manifesto niteliğindeydi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Üstenci, kibirli, yargılayan, gençleri tedip ve tehdit eden söylemleri kapımıza hiçbir zaman yaklaştırmadık.

Önce gençleri anlamaya çalıştık.

Gençlerle empati kurmayı denedik.

Ders vermek yerine gençlere kulak vermeyi tercih ettik.

Gençlerimizin talep, beklenti ve sorunlarına yine gençlerimizle birlikte çözüm yolları geliştirdik; ortak akılla çözüm ürettik" ifadesini kullandı.

Çeyrek asırdır siyasette tarih yazan bir lider var karşımızda...

Ve aslında yürüdüğü yola baktığımızda sitem etmeye de gerçekten hakkı var...

Erdoğan, "Bakın biz bu yola çıkarken de, bu yolda yürürken de, Türkiye'nin yakın tarihine bakarak, hapislere düşmeyi, işkence görmeyi, suikastlere hedef olmayı, hatta idam edilmeyi göze alarak girdik. Peki, bizi acımasızca, bizi insafsızca eleştirenler, siz ne yaptınız? Hangi fedakârlıkta bulundunuz? Hangi bedeli ödediniz?" diye sordu.

Herkes kendi vicdan terazisinde bu sorulara cevap versin.

Sonra taş atmaya devam etsin lütfen...

SAMP-T

Bilenler zaten biliyor da bilmeyenler için söyleyelim.

SAMP-T İtalya ile Fransa'nın ortak ürettiği bir hava savunma füze sistemi... Ve Türkiye 7 yıl önce Rus yapımı S400 hava savunma sistemleri almadan önce NATO'daki müttefiklerinden SAMP-T füzelerini istedi.

Tıpkı ABD'den Patriot füzelerini istediği gibi.

Ama alamadı...

Şimdi sıkı durun bırakın üretimi, Türkiye'ye satışına bile karşı olan Fransa'nın süngüsü düştü.

Temmuz ayındaki NATO Zirvesi'nde Türkiye'nin İtalya ve Fransa ile ortak füze üretimine başlayacağı yönünde bir açıklama sürpriz olmayacak.

Zira Fransa ile bu konuda görüşmeler yapıldığı Paris medyasına yansıdı. Peki ne oldu da böyle oldu?

Madde madde yazayım.

Türkiye, savunma sanayisinde sınıf atladı, atlıyor.

"Terörsüz Türkiye"yi tahkim etmeyi başardık.

Avrupa'nın PKK gibi terör örgütlerinden umudu kalmadı.

İtalya, İspanya ile yakınlaşma etkisini gösterdi.

Türkiye Avrupa'ya güney kapısından giriş yaptı.

İngiltere Eurofighter savaş uçağının Türkiye'ye satışı için yeşil ışık yaktı. Yetmedi, Berlin yönetimini de ikna etti...

12 yıl önce masayı deviren Berlin yönetimi tekrar masaya oturdu.

Dışişleri Bakanı Fidan'ın stratejik ortaklık toplantısına katılması, Erdoğan ve Merz'in aynı bakış açısıyla bu yıl bulaşacak olması önemli.

Almanya daha önce çektiği Patriot bataryasını da Türkiye'ye geri getireceğini açıkladı.

Açık söylemek gerekirse uluslararası dengeler de Türkiye'den yana...

Zira Rusya endişesi yaşayan Avrupa, Ukrayna örneğinden ABD'nin kendisine sırtını dönebileceğini gördü.

Avrupalı liderler peş peşe Çin'e gitti.

Ama Pekin yönetiminden umduğunu da pek bulamadı...

AB Dış Politika Şefi Kaja Kallas'ın "ABD, Çin ve Rusya güçlü ve birleşmiş bir Avrupa Birliği istemiyor" sözleri bir itiraf niteliğinde ama daha önemlisi Avrupa'da kendisini dev aynasında gören ülkelere söylediği sözler:

"Avrupa'da küçük ülkeler ve kendilerinin küçük ülke olduklarını henüz fark etmemiş olanlar var" ifadesiyle aslında Fransa'ya mesaj gönderiyor...

Kibirli Macron da artık daha fazla direnemeyecek gibi görünüyor.

Zira her daim baltayı taşa vurdu...

Ermenistan'a oynadı. Karabağ'da kaybetti.

Libya'da darbeci General Hafter'e oynadı. Çuvalladı.

Suriye'de PYD/YPG kartına güvendi. Pes etmek zorunda kaldı.

Akdeniz'de İsrail, Rum ve Yunan ittifakına güvendi.

Türkiye duvarına çarptı.

"Afrika'da Türklere karşı kaybediyoruz" diye kendisi itiraf eder gibi açıklamalar yapmak zorunda kaldı.

Peki tüm bunlar nasıl oldu?

Avrupa'dan icazet bekleyen, yalvarır gibi ikbal dilenenler yani

müstemleke kafasıyla siyaset yapanlar başımızda olsaydı, sizce bunlar mümkün olur muydu?

Her zaman söylediğimiz gibi takdir milletin elbette ama benim içimden "İyi ki varsın Erdoğan" demek geçiyor. Elini vicdanına koyan herkes biliyor ki Erdoğan'ın "Tam bağımsız Türkiye" mücadelesi olmasaydı, Cumhur İttifakı bu kadar dirayetli durmasaydı, bunların hiçbirisi olmazdı.

"YAMYAMLAR"

"Teşbihte hata olur mu?" diye uzun uzun düşündüm aslında...

Ama listeye bakınca da mutmain oldum...

Ünlü tatil beldesi İbiza'da çılgın partiler vardır.

Kuralların aşırı esnetildiği, eğlencenin dibine vurulan, yasa dışı maddelerin kullanımının normalleştirildiği, kişiye özel partilerdir bunlar...

Filmleri yapıldı, hikayeleri sosyal medyada anlatıldı.

CHP'nin içine düştüğü duruma baktığımızda "İbiza partisi" gibi bir durum ortaya çıkıyor...

Çılgın eğlenceler var.

Yat partileri var.

Cinsel taciz var.

Eskort, uyuşturucu tedarik suçlamaları var.

Yolsuzluk, hırsızlık, usulsüzlük artık rutine döndü.

Şimdi eskilerin deyimiyle "Bana dostunu söyle sana kim olduğunu söyleyeyim" diye bir söz vardır.

Burada asıl sorulması gereken mesele "Türkiye'yi gerçekten bu kadrolara emanet edilebilir mi?"

Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner ile uyuşturucu, fuhuş soruşturması kapsamında tutuklanan CHP delegesi Turgut Koç arasında geçtiği iddia edilen yazışmalar sosyal medyada paylaşıldı. Yazışmalardaki "Sil abi" ibaresi dikkat çekici... İddiaya göre belediyedeki ihale ve hak edişler konuşuluyor yazışmada... Ben görünce manşet aklıma geldi. Hatırlar mısınız bilmem?

"Yamyamlar" ifadesi, 2004-2009 yılları arasında görev yapan eski CHP'li Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz'a ait...

O dönem rüşvetçi CHP'lilerden şikayet ederken kullandığı bu kelimeyi de yine CHP'liler kaydetmiş sonra da medyaya sızdırmıştı...

Bu yüzden CHP cephesinde "Yamyamlar" hala iş başında gibi görünüyor.

Öte yandan Kılıçdaroğlu da gidişatın farkında, işaret fişeğini ateşledi... Hatırlayın Özel grup toplantısında, "Bırak saraylara mermer olmayı, toprak ol; bağrında güller yetişsin" demişti. Hançerlenerek tasfiye edilmeye çalışılan Kılıçdaroğlu doğrudan Özel'i, ilk kez hedef aldı. "Kılıçdaroğlu bin kere toprak olur, bin kere çiçek açar ama eğilip bükülmez" sözleriyle yanıt verdi.

Belli ki Kılıçdaroğlu da gidişatı görüyor. Zira tutuklanan belediye başkanlarının son itirafları da "Mutlak Butlan Davası"ndaki dosyaya konuldu. Yani yargı süreci de Kılıçdaroğlu'nun "Hançerlendik" söylemini tescil edebilir.

Takdir CHP'lilerin elbette...