Selahaddin E. ÇAKIRGİL
Selahaddin E. ÇAKIRGİL
selahaddincakirgil@gmail.com
Tüm Yazıları

'Farklı inanç, ırk ve cinsten oluşu mizah malzemesi olarak kullanmak sadece ilkellik değil, hıyanettir de..'

İç siyaset sahnesi, son 2 gündür, R. Koç isimli ünlü bir iş adamının, İzmir'de, Amerikalılara aid olduğu bildirilen bir hastahanenin açılış töreni sırasında mizahî bir fıkra anlatmak adına söyledikleri etrafında ve asla mâzur görülemeyecek gösterilemeyecek ahlâksız bir -sözde- lâtifeyle çalkalanıyor.

Eski İstanbul'da 'Tophane serserilerinin , kabadayılarının , ayak takımının, düşünmeden güldürecek kaba nükteleri'nden denilebilecek mübtezel bir sözü şimdi, 'samimî bir ortamda söylenmiş bir lâtife..' diyerek hafifletmeye çalışanlara hiç yakıştıramadım.

Ülkenin en büyük sanayicisi, yaşından-başından da utanmamış, etrafındakileri güldürmek için komedyenliğe heveslenmiş olmalı ki, bir kadının muayene olmak için gittiği doktorun, muayene için hazırlanmasını istediği hanıma, 'Hanımefendi, şu perdenin arkasına geçin, soyunun..' demesi ve kadının da, güya, 'Önce siz soyunun..' diye cevap verdiğinin bir 'latife' olarak dile getirilmesi, terbiye sınırlarının ötesinde ve asla, mâzur görülemeyecek- gösterilemeyecek bir iğrençliktir. Ki, bunu söyleyen sıradan birisi değildir. Sahib olduğu malî gücüyle her konuda aklına geldiği gibi konuşabileceğini sanıyor; üstelik de, ileri yaşına bakmadan..

Ama, para gücüne, servetine güvenerek dilediği mübtezelliği yapabileceklerini ve toplumun da bunu gülerek karşılayacağını düşünmek bile abesin de abesidir; sözlerinin gülünüp geçilecek bir tarafı yoktur; ve tarafından kesinlikle reddedilmesi gerekir.. Kendisinin özür dilemeyle geçiştirilemeyecek kadar bir sığlığı ve seviyesizliği işaret etmektedir. Böylesi kaba nükteler anlatmaktan zevk almanın ilkelliği ise bir felaket çapındadır.

Dahası, bu kaba ve de sözde nüktenin bir tarafında olduğu kabul edilen kadının, bir 'Kürd kadını' olduğunun söylenmesi, bir bombayla oynanması kadar tehlikelidir.. Çünkü, ülke içinde birliğin sağlanmasının en hassas noktalardan birisi, etnik/ kavmî farklılıklar olup, bu bir saatli bomba gibidir.. Bu kişi, o konuşmasında, safdilliğini anlattığı fıkradaki kadını, ülkede var olan 10'dan fazla etnik gruptan ya da ekseriyeti teşkil eden Müslümanlar dışında farklı dinlerden birisine mensub olanlar için arasından zikretseydi, bu yaklaşımı, yine seviyesizlik olacaktı ve yine ayıplayacaktık onu ve onun gibileri..

Korunması gereken, sadece şu veya bu ırk, soy veya inanç grubuna mensub olan değil, her insanın haysiyetidir. Hiç kime, dünyaya ne zaman, hangi ana-babadan ve hangi coğrafyada veya sosyal ve fizikî çevrede geleceğini ve ne zaman gideceğini de bilmemektedir..

Bu satırların sahibi Karadeniz bölgesindendir, yani, o seviyesizliğe karşı çıkarken bir takım etnik veya kavmî hassasiyetleriyle böyle yazdığı sanılmasın.. Ve inancı olan İslâm'a göre, bütün insanlar, dünyaya İslam fıtratiyle, günahsız ve diğer insanlara eşit olarak gelirler.. Akıl bâliğ olduktan, rüşd yaşına geldikten sonra amellerinin sorumlusu olurlar. Anne- babalarının veya mensup oldukları ırkî, kavmî veya coğrafî yapıların günahlarının taşıyıcısı değildirler.

Tekrar hatırlatalım ki, yazıda değinilen R.Koç isimli kişi ve aynı düşüncede olanlar sadece basit bir özür dilemekle kalmamalı ve bu zamana kadar elde ettikleri serveti ve diğer bütün çabalarını bu ihanet çapındaki yanlışlarını bertaraf edecek özel çabalar sergilemelidir.. Yoksa, sahib olduğu servetler ve itibarlar , toplum ferdleri arasına saçtığı fitne tohumlarını yok edemeyecek ve Allah huzurunda da, gelecek nesiller karşısında da yüzü kara ve de şeytana hizmet eden durumdan kurtulamayacaklardır.. Elinde büyük servet olan iman ve de zaman fırsatı varken, beynini ve kalbini temizleyecek adımları atmaya yönelmelidir.

Bu vesileyle bir daha hatırlayalım ki, Hz. Bilâl'e 'siyah kadının oğlu..' diye onu hafife alan sahabesinden birisini, Hz. Peygamber (S)'in, 'Ey... (filan), sende hâlâ Cahiliyet döneminden kalıntılar görüyorum, kendini bunlardan temizle..' diye ikaz edişi üzerinden 14 asır geçti ve o kutlu meş'ale, yolumuzu hâlâ da aydınlatmaktadır.

*