İbrahim Güneş
İbrahim Güneş
Tüm Yazıları

Hortumdan tatile…

Onu CHP Genel Merkezi'nde elinde bir hortumla gördük.

Sonra oturmuş hüngür hüngür ağlıyordu.

Bir de baktık ki Yunanistan'dan pozlar, videolar paylaşıyor.

Durum böyle olunca hemen "Hortumdan tatile" diye haberler paylaşıldı. CHP Milletvekili Mahmut Tanal'ın başına gelenlerden söz ediyorum... Rahmetli Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, "Allah yakışan iftiradan korusun" derdi...

Net olarak söylemem gerekirse kınamıyorum.

Yazdıklarım, yazacaklarım sadece bir durum tespiti...

Mesele Tanal da değil...

Çünkü Tanal tatilde olmadığını, Arnavutluk'ta kalan şahsi aracını Türkiye'ye getirmek için yola çıktığını, Yunanistan'da mola verdiğini bu arada Atatürk'ün evini görme, biraz dolaşma fırsatı bulduğunu iddia ediyor. Hatta CHP İpsala Teşkilatı ile bayramlaşma programını dahi araya sıkıştırmış...

Ancak eskiler "Şuyuu Vukuundan beter" derdi...

Belli ki bazıları Tanal'a tatili yakıştırmış...

Açık söyleyeyim ben de CHP Milletvekili Mahmut Tanal öyle yapsaydı da, direnişten, tatile koşmasını hiç ama hiç yadırgamazdım...

Ne de olsa "Asrın Lideri", "Geleceğin Cumhurbaşkanı" diye peşinden koştukları ama "Suç Örgütü Lideri" suçlamasıyla cezaevinde bulunan İmamoğlu'nun izinden gidiyorlar...

İmamoğlu da İstanbul'da sel olur, insanlar boğularak can verirken Bodrum tatiline gider, eleştirenlere de "Tatil bana yakışıyor" diye cevap verirdi. İstanbullu kenti esir alan kar yağışında donma tehlikesi geçirirken balıkçıda İngiliz elçiyle buluşup, kalkan yiyen, Elazığ'daki depremzedelerle poz verip ardından kayağa giden bir kafa yapısı var karşımızda...

Ya da insanlar Antalya'da teleferikte can pazarında mücadele ederken, yatta buluşup parti verenler var... Pavyoncuyu hiç söylemiyorum bile... Bu yüzden Tanal'ın direnişten, tatile uzanan yolculuğunu eleştirmek, haksızlık olur. Ama işte mesele tam da bu: Net olarak söyleyelim. CHP'li yöneticiler çalışmayı çok sevmiyor... Tatiller en çok onlara yakışıyor.

Oysa Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Direnişten, dirilişe, dirilişten, yükselişe" anlayışıyla geceli gündüzlü çalışan bir lider...

Erdoğan, kurmaylarını, partisini de bu anlayışla yönetiyor, yönlendiriyor...

Özetlemem gerekirse CHP'deki tatil sever anlayış ile geceli gündüzlü çalışmayı, halka hizmet etmeyi Hakk'a hizmet gören anlayış çarpışıyor. Kimin ayakta kalacağına da elbette millet karar veriyor. Zira takdir milletin elbette...

FATİH'İN RUHU

İstanbul'un fethi kutlamaları bu yıl bir başka coşkuluydu.

Çağ açıp çağ kapatan fethin 573'üncü yıl dönümünde Fatih Sultan Mehmed Han ve kahramanlarının ruhunu şad etmek üzere bir hazırlık yapılmıştı...

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Cuma namazını Ayasofya Camisi'nde kılması, Kur'an okuması, çıkışta yaptığı "Büyük bir medeniyet anlayışının da zaferidir" açıklaması dikkat çekiciydi...

Zira Erdoğan, Kocaeli'ndeki gençlik şöleninde bakın ne söylemişti...

"Fatih'i bir kılıçtan ibaret sananlar, bilsinler ki Fatih ölmüştür ama Fatih'in ruhunun ebedi hâkimiyetine inananlara müjdeliyorum. Fatih'in ruhu ölmez, Fatih'in ruhu ebedi kalacaktır.' İnanıyorum ki Fatih'in ruhunu ihtiramla selamlayan, ecdadın emanetini gururla taşıyan gençler burada."

Peki konuyu nereye bağlayacağım?

Cumhurbaşkanı Erdoğan "Teknofest Kuşağı" anlayışıyla Asım'ın Nesli'ni yetiştirme çabası içinde ancak bu öyle çok da kolay bir iş değil... Zira siz ne kadar mücadele ederseniz edin karşınızda dijital baronların oluşturduğu, algoritmaların şekillendirdiği, zihinlerin işgal edildiği bir görünmez canavar var... Bakın şöyle bir örnek anlatayım.

Kurban Bayramı'nda misafirlikteyiz.

Yakın akrabalarımızın çocukları Paris'i, Milano'yu nasıl gezdiğini anlatıyor...

Evleri, arabaları var... İçlerinden biri daha 25 yaşında ve "Kuzey Işıklarını göremedim, çünkü Danimarka vize vermedi" diye hayıflanıyor. O sırada televizyonda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bir haberi çıktı. Ve az önce Avrupa'da gezdiği yerleri anlatan, vize vermediği için Danimarka'ya öfkelenen gencimiz "Bu da bir gitmedi ülkenin başından" diye yüksek sesle söylendi.

Tabii ben de dayanamadım ve "Erdoğan size ne yaptı?" diye sordum... Sonrası malum tartışmalar...

Elinde sağlam bir argüman olmadan, sosyal medya zehirlenmesi dolu cümleler vs vs...

Özetle şunu söylemeye çalışıyorum.

Sık sık da dünya ölçeğinde örnekleri sizinle paylaşıyorum.

Zira ilk günden bu yana Erdoğan destekçisi olan ailenin üç çocuğu da Erdoğan'dan nefret eder hale nasıl geldi, aileleri bu çocuklara içinde yaşadığımız coğrafyanın gerçeklerini neden anlatamadı sorusuna da kafa yormak gerekiyor...

Zira iki yıl önce Macar bir gazeteci ile yaptığımız sohbette "Soros'un çocukları taktiklerini önce bizde sonra Türkiye'de deniyor" diye anlatmıştı... CHP'nin Macaristan Başbakanı Orban'ın seçimi kaybetmesinin ardından sırada "Erdoğan var" diye bayram etmesi bu yüzdendi...

Unutmayalım ki Fatih'in izinden giden bir "Teknofest Kuşağı" olduğu gibi yaşadığı konforlu hayatı kazanılmış hak gören, ancak bu konforda en ufak bir eksilme olması halinde ortalığı ayağa kaldıran, "Ne kadar az iş o kadar az hata, ne kadar para o kadar iş, bu iş benim görev tanımımda yok" diyen bir nesil de var... Ve Kocaeli'ndeki Gençlik Şöleni o nesli de kazanmak için atılmış bir adım gibiydi... Bu yüzden yerden yere vurmadan önce siyasal gerçeklikleri iyi ölçüp tartmakta fayda var... Erdoğan o gençleri bağrına basmaya çalışırken onu kıyasıya eleştirenlere ne söylemişti...

"Bakın biz bu yola çıkarken de bu yolda yürürken de Türkiye'nin yakın tarihine bakarak hapislere düşmeyi, işkence görmeyi, suikastlara hedef olmayı hatta idam edilmeyi göze alarak girdik. Peki, bizi acımasızca ve insafsızca eleştirenler, siz ne yaptınız? Hangi fedakârlıkta bulundunuz? Hangi bedeli ödediniz?"

Herkes kendi cephesinden cevap versin lütfen...

Hele ki Türkiye düşmanı söylemleriyle bilinen Yunanistan Savunma Bakanı Dendias'ın "Türkiye'ye gücümüz yetmez, küçük bir ülkeyiz" itirafı gelmişken...

Bu bölümü de yine kutlamaların sloganıyla bitirelim...

"İstanbul'un fethinden gönüllerin fethine" giden yolu güçlü adımlarla yürümek lazım...

TÜRKİYE'NİN GERÇEK GÜNDEMİ

Kısır tartışmaların arasında gölgede kalıyor bazen ama zaman zaman hatırlatmak da gerekiyor...

Örneğin bu süreçte milli hava-hava füzeleri "Gökdoğan" ve "Bozdoğan", harp başlıklı atış testlerini başarıyla tamamlayarak doğrulama sürecini geride bıraktı. 2026 Uluslararası Regeneron ISEF Bilim ve Mühendislik Yarışması'nda gençlerimiz yine göğsümüzü kabarttı! 13 projeyle başvuran gençler, 9 ödül kazanmayı başardı...

Gençlerimizin güvenli bir ülkede yaşaması için çalışmayı sürdürüyoruz... Güvenli ülke demişken "Terörsüz Türkiye" için de kritik adımlar atmanın arifesindeyiz...

İmralı'ya ziyarette bulunan DEM heyetinden Pervin Buldan, bayram sonrası Meclis'te yoğun bir görüşme trafiği olacağını söyledi...

Devlet de bu konuda çok kararlı görünüyor...

Erdoğan'ın "Devletin ilgili kurumları örgütün tasfiye sürecini hızlandıracak modeller üzerinde çalışıyor. Terörsüz Türkiye sürecini ortak akılla samimiyetle menzilene ulaştırmakta kararlıyız" açıklamasını bu açıdan okumak lazım. Cumhur İttifakı ortağı Bahçeli'nin "İran'dan sonraki hedefin Türkiye olduğu beyan edilmektedir. Zamanında atılmamış bir adımın kuşaklar boyunca kambur olarak taşınacağı gerçeğinin idrakinde olmalıyız" uyarısı da meselenin ehemmiyetini gözler önüne seriyor.

Bu yüzden devletimize güvenip, meseleyi siyasi istismar konusu yapmaya çalışanların tuzağına düşmeden yola devam etmeliyiz...