Selahaddin E. ÇAKIRGİL
Selahaddin E. ÇAKIRGİL
selahaddincakirgil@gmail.com
Tüm Yazıları

Trump ve benzerleri, kendi stratejilerinin tuzağındalar...

Kapitalist dünya görüşünün günümüzdeki lideri olarak kabul edilen Amerikan emperyalizminin kralı Trump, bugünlerde, düne kadar karşı oldukları komünist Çin'de, kendi meşhur söylemiyle 'harika işler' yapmaya devam ediyor. Ve, sadece kendisinin kazanmasını şiar edinen 'Üçkağıtçı' bir tâcir mantığıyla, -dişini kolayca geçiremeyeceğini tahmin ettiği ve- diplomatik açıdan dengi olan başka ülkelerin liderlerini övgülere boğuyor.

Ziya Paşa, 150 yıl öncelerde, 'Şîr'in (aslan'ın) dahi kasd etmesi cana, gülerektir!' dememiş miydi?

Onun bu övgülerin samimiyetine inanan çıkar mı, bilmem ve de sanmam. Buna rağmen, Trump, bu övgülerine Çin'de de devam etti ve 'Çin lideriyle samimî iletişim kurduklarını ve birçok önemli konuyu çözdüklerini' aktararak, "Şi büyük bir lider ve Çin büyük bir ülke.. Şi'ye ve Çin halkına büyük saygı duyuyorum. Başkan Şi ile birlikte iletişimi ve işbirliğini güçlendirmek, farklılıkları doğru şekilde ele almak, ikili ilişkileri hiç olmadığı kadar iyi seviyeye çıkarmak ve muhteşem bir geleceğe kucak açmak için çalışacağım." dedi.

Çin lideri 'Şi' ise, iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari bağların her iki taraf için de "kazançlı" bir nitelik taşıdığına işaret ederek, "Anlaşmazlıkların olduğu durumlarda, eşit şartlarda istişare yapmak, tek doğru tercihtir.. Ekonomi ve ticaret alanında olumlu sonuçlar elde ettik. Taraflar, büyük çaba sarf ederek oluşturduğumuz bu olumlu ivmeyi birlikte sürdürmelidir. Çin, kapılarını da daha da açacaktır. ABD şirketleri, Çin'in reform ve açılım sürecine derinlemesine dahil olmuştur. Çin, ABD ile karşılıklı yarar sağlayan işbirliğini memnuniyetle karşılamaktadır.

Çin ile ABD, iki rakip ülke.. Hem ABD ve hem Çin işbirliğinden kazanç elde edecekken, karşı karşıya geldiğinde iki taraf da zarar edecektir.

İstikrarlı bir iletişim kurmanın önemini birbirimize ifade ettik. Böylece bütün dünyada barış ve refaha erişebiliriz. ABD-Çin ilişkilerine baktığımızda, 'kazan-kazan' ve 'güven' ilkesi çok önemlidir ki ilerleme sağlayabilelim. (...) Bu durum, dünyanın geri kalanını da ilgilendirmekte. ABD ve Çin'in refahı ve ilişkilerimizin geleceği için(...)' diyordu.

*

Şi'nin bu konuşmasından sonra Trump ise, "Şi'ye özellikle teşekkür etmek istiyorum. O benim dostum. (...) Yapıcı ve faydalı konuşmalar gerçekleştirdik. Konuştuğumuz konular arasında, ABD-Çin için olumlu ve faydalı konular vardı. Çinli bilgelerin sözleri ABD'nin Yüce Mahkemesi'nde de yer almakta.. (...)Müttefikler olarak 2. Dünya Savaşı'nda Başkan Roosevelt, Çin halkına 'büyük Çin halkı' olarak seslendi. (...) Devlet Başkanı Şi, (İran'la) bir anlaşma yapılmasını istiyor. Kendisi bir teklifte de bulundu, 'Eğer herhangi bir şekilde yardımcı olabilirsem, yardımcı olmak isterim.' dedi. Kendisi, Hürmüz Boğazı'nın açık kalmasını istiyor, bu kadar çok petrol satın alan herkesin onlarla (İranlılarla) bir tür ilişkisi olduğu açıktır.' diyordu.

*

İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed Rıza Ârif ise, dün, Hürmüz Boğazı'na ilişkin olarak, "Hürmüz Boğazı, 'İran'ın mülkü'dür. Zâten evvelden beri de bizim mülkümüzdü. Bedeli ne olursa olsun, Hürmüz Boğazı' üzerindeki hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz." diyordu.

*

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise, ülkesi ve İsrail'in İran'a saldırılarıyla 28 Şubat günü başlayan son savaş konusunda Çin'den yardım istemediklerini belirtirken; Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in görüşmelerinde, ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarıyla başlayan savaşı da ele aldıklarını ifade ediyor ve "Çin tarafı, Hürmüz Boğazı'nın askerîleşmesi ve geçiş ücreti sistemi getirilmesinden yana olmadıklarını söyledi. Bu, bizim de tutumumuzdur." diye konuşuyordu.

Bu görüşmeler sırasında Rubio, Trump ve Şi'nin İran konusunda "ortak zeminde buluştuğunu" ve Çin'in "Tahran'ın nükleer silahlara sahip olmasına karşıtlığını teyid ettiğini" de duyurdu. Ama, Rubio, Trump'ın Şi'den İran konusunda "hiçbir şey istemediğini" kaydederek, "Çin'in yardımını istemiyoruz. Yardımlarına ihtiyacımız yok." demesi, Amerikan medyasında 'Şi -Trump görüşmelerinin arzulanan şekilde ilerlemediği' yorumlarına da yol açtı..

**

Bu arada İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, (BAE)'ni, (Birleşik Arap Emirlikleri'ni) İran'a, yönelik askerî saldırılara doğrudan katılmakla suçlayarak, "Şunu söylemeliyim ki, (BAE) ülkeme karşı yapılan bu saldırıda doğrudan yer aldı. Topraklarının bize karşı topçu ve teçhizat ateşi açmak için kullanılmasına izin verdiler" dedi. Erakçi, "İsraillilerle olan ittifakınız da sizi korumadı, İran'a yönelik politikanızı yeniden gözden geçirin" ifadelerini de kullandı.

Çin ve ABD, İran'ın 'nükleer silahlara sahip olmaması'nda uzlaştı..

İki liderin ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine yönelik başlıkları da ele aldığı belirtilen açıklamada, "İki taraf da Hürmüz Boğazı'nın enerji akışının serbestliği için açık kalması gerektiği konusunda mutabık kaldı." ifadesi yer aldı.

Bu arada, ABD Hükümeti de, ABD Başkanı Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında gerçekleştirilen görüşmede İran savaşı ve Hürmüz Boğazı'nın gündeme geldiğini resmen de açıkladı.

Yapılan açıklamada, "Başkan Trump, Çin Devlet Başkanı Şi ile verimli bir görüşme gerçekleştirdi." ifadesi kullanıldı ve "Her iki ülke de, İran'ın asla nükleer silaha sahip olmaması gerektiği konusunda anlaştı." denildi.

*

ABD'nin Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin dünkü haberinde ise, İsrail dış istihbarat servisi MOSSAD'ın Direktörü David Barnea'nın, ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarıyla başlayan savaş süresince en az iki kez Birleşik Arap Emirlikleri'ni (BAE) "koordinasyon" amacıyla ziyaret ettiği kaydediliyordu. "Gizlice" yapılan iki ziyaretten birinin Mart, diğerinin de Nisan'da olduğu belirtildi.

Bu gelişmeler, Körfez bölgesindeki 'petro-dolar şeyhlikleri'nde bulunan Amerikan Üssleri'nden nereye saldırmak için faydalanıldığını ve o ABD üslerine de füze atışları yapılacağını önceden açıklıyor ve bu tehditlerini de yerine getiriyordu. Trump ise, İran'ın, 'ABD'yi 47 yıldır oyaladığını' anlatan uzun bir sosyal medya paylaşımı yaparken, karşı çıkılması gerekenin bütün Müslüman coğrafyaları ve halkları olduğunu da anlatmış oluyordu.

Evet, Trump ve benzerlerinin karşı çıktığı, bütünüyle İslam ve Müslümanlardır..

Bu durumda takınılacak tavrı belirtmek için, bir İslam büyüğü, 'Zulüm varsa, cihad da vardır; cihad varsa; biz de varız..' demişti, asırlarca önce..

Zâlimlerden daha cesur olmayan toplumların kurtuluş ümidleri, bir ham-hayal olmaktan ileri geçmeyecektir..

*