Hasan Hüseyin ÖZ
Hasan Hüseyin ÖZ
hasan.oz@star.com.tr
Tüm Yazıları

Yeni parti

Memleketin siyasi sahnesinde ucuz kahramanlık gösterileri hiç eksik olmuyor: Büyük bir siyasi hezimet, alkış bekleyen bir başarı hikâyesi gibi servis ediliyor. Partinin geleceğini belirleyecek kadar ağır bir krizi yönetemeyeceksin, yüz yıllık siyasi partiyi mahkeme kararlarının gölgesinde tartışmalı hale getireceksin; ardından da çıkıp bütün bunları bir direniş destanı gibi anlatmaya çalışacaksın.

Ne güzel memleket!

Daha düne kadar kulislerde "B planı", "yedek parti", "yeni çatı" lafları dolaşıyordu. Sonra Özgür Özel çıktı, "Öyle yeni parti falan kuracağımız yok. Atatürk'ün partisine sahip çıkacağız" dedi. Yetmedi, "Artık iki CHP var. Atanmış CHP ve seçilmiş CHP" diyerek meseleyi yeni bir siyasi kimlik tartışmasına çevirdi.

Peki güzel.

Siyasette panzehir diye saklanan şey, bazen zehrin kendisinden daha çok şey anlatır. Bir yandan "CHP'ye ne butlan işler ne atom bombası" diye meydan okuyacaksın, öbür yandan kenarda bir çıkış kapısı tutmayı akıllılık sayacaksın.

Her söz sirkati söylüyor...

Parti için zemin arayışını herkes görüyor.

Ama ne üzerine kurulacak parti.

Hangi ideoloji üzerine?

Sloganlara sıkıştırılmış, içi boşaltılmış bir "söylem Atatürkçülüğü" dışında dişe dokunur ne var ellerinde? Her sıkıştıklarında yüzlerini Batı'ya dönüp "Acaba okyanus ötesinden bir rüzgâr eser mi, Avrupa başkentlerinden bir imdat fişeği yükselir mi?" diye bekleyen o ithal vizyon mu?

Yoksa meselenin ideolojiyle, fikirle, memleket tasavvuruyla zerre alakası yok da; bu aslında "Ekrem Başkan'a yatırım yapın, kesin kazandırır" diyerek piyasada dolaşan, şimdi ise şalter inince kapıda kalan rantçı tayfanın hikâyesi mi?

Eğri oturup doğru konuşalım.

Perdenin arkasına bakınca o ihtişamlı mağduriyet edebiyatının yaldızları hızla dökülüyor.

Siyasetin finansmanını boydan boya belediye rantına bağlamışsın. Koca bir vizyonu ihalelerin, kayırmacılığın ve el altından dönen milyon Euroların, dar koridorlarına hapsetmişsin. Sonra da çıkıp millete "demokrasi mücadelesi veriyoruz" diyorsun.

Hangi demokrasi?

Adaylık tarifesinin dövizle belirlendiği, sadakatin çantayla ölçüldüğü, siyasi bağlılığın masa kenarına bırakılan Eurolarla, Dolarlarla tartıldığı o demokrasi mi?

Daha geçen hafta Muhittin Böcek'in etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifade, bu karanlık düzenin yalnızca bir örneğini daha önümüze koydu. Böcek, oğlunun "1 milyon euro istendi" beyanını doğruladı; Ferdi Zeyrek'e destek için para götürdüğünü, Manisa'da masa kenarına 950 bin euroluk çanta bıraktığını söyledi. Bu tek başına bile yeterince ağır bir tablo. Fakat mesele Böcek'ten ibaret değil. Böcek sadece kapağı aralanan rüşvet sisteminin içinden görünen bir parçadır.

Asıl mesele şu: Böyle bir düzenin izleri ortadayken, bütün bunları yok sayıp sadece "mağduruz" perdesinin arkasına saklanarak nereye kadar gidebilirsiniz?

Çantalar konuşuyor, valizler sahneye çıkıyor, rakamlar havada uçuşuyor; siz hâlâ "bize haksızlık yapıldı" perdesinden arya söylüyorsunuz. İyi de bu operanın kulisi rüşvet iddialarıyla doluyken, seyirciyi daha ne kadar alkışa zorlayabilirsiniz?

İşte sizin o "demokrasi bloku" dediğiniz yapının bagajı!

Seçilmek için masaların kenarına sessizce bırakılan paraların, genel merkez koridorlarında dolaştığı iddia edilen valizlerin, adaylık pazarlıklarına ilişen kayıt dışı hesapların gölgesinde kalkıp millete "bizi mağdur ettiler" masalı anlatamazsınız.

Siyaseti; kamunun kaynağıyla bol keseden makam dağıtılan, adaylıkların milyon eurolarla tartıldığı yanar dönerli bir pavyona çevirirseniz, o mekânın şalteri bir mahkeme kararıyla indiğinde karanlıkta öylece kalakalırsınız.