
Ne zaman depremin vurduğu şehirlerden birine gidip dönsem medyanın ve siyasetin gündemine isyan edesim gelir. Sahadaki o hummalı çalışmayı, 7/24 çabayı, her şeyi en kısa sürede ve en güzel şekilde tamamlamaya çalışanları görünce medyanın "verimsiz" ve "gereksiz" gündem maddelerinden utanırım.
Bu yazımda Hatay'a dair şahitliğimi detaylıca anlatmak istiyorum o nedenle.
Son söyleyeceğimi ilk baştan söyleyeyim: Hatay hayata dönmüş çok şükür!
Yüzler aydınlanmış, şehir toparlanmış, göğün mavisi görünür olmuş.
KARANLIK TABLODAN GÜN IŞIĞINA
11 ili aynı anda yıkan asrın felaketinde sadece Hatay'da 23 binden fazla canımızı kaybetmiştik ne yazık ki. Toplam can kaybının yarısı... 7 bine yakın çocuk anne ya da babasını yitirdi; hem öksüz hem yetim kalanların sayısı 500'den fazla. Uzuv kaybedenler ise 850 civarı.
14 bin bina yerle bir oldu o büyük sarsıntıda. Hasarlılarla birlikte yıkılıp yeniden yapılan işyeri ve konut sayısı 200 bine yaklaştı. 146 binden fazla deprem konutu teslim edildi. Kalanlar da hazır, hak sahiplerinin Temmuz ortasına kadar anahtarlarını AFAD üzerinden alması bekleniyor.
Bu kadar geniş bir alanda bu kadar büyük bir yıkımı hem kaldırmak hem yeniden yapmak hiç kolay değildi ama Türkiye olarak başardık bunu. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kararlı ve başarılı liderliğinde tavsatmadan, aksatmadan, gönül kırmadan ve elbette ülke bütçesinin en büyük kısmını buna ayırarak yeniden şehirler kurduk.
ERDOĞAN'IN LİDERLİĞİNDE BÜYÜK OPERASYON
Çok büyük ve çok zorlu bir operasyon başarıyla yönetildi. Can kurtarmak, enkaz kaldırmak, barınma başta olmak üzere milyonlarca acil ihtiyacı aynı anda karşılamak, fiziki, sosyal ve psikolojik açıdan rehabilitasyon süreçleri yürütmek, hak kayıplarını önlemek amacıyla hukuki destek vermek, yası, kaygıyı, travmayı geride bırakmak, bilhassa çocuklar için hayatı bir an evvel normal seyrine sokmak... Kolay değildi ama başarıldı.
Tüm bakanlıklar, devlet kurumları, şirketler, yardım kuruluşları aynı anda çalıştı. 200 bine yakın mimar, mühendis, usta, işçi gece gündüz demeden sahada görev aldı. Karın kışın ayazında, yazın kavurucu sıcağında azimle çalıştıklarına defalarca şahit oldum. Hepsine minnettarım.
MUHALEFET KENTSEL DÖNÜŞÜME ENGEL OLDU
Bunca iş üstelik sessiz sedasız yapıldı. Ve tuhaftır ki Türkiye kamuoyuna bile yeterince iyi anlatılamadı.
6 Şubat öncesinde hükümetin Hatay'daki dayanıksız yapılara yönelik kentsel dönüşüm çabalarını "rantsal dönüşüm" diye engelleyen, mitingler düzenleyip konuyu mahkemeye taşıyarak süreci uzatan muhalefet partileri bile anlatılamadı.
Halkın yararını, konforlu ve güvenli bir evde yaşama imkanlarını, en başta oylarını aldıkları insanların can güvenliğini açıkça ihmal/ihlal etmişlerdi halbuki. Deprem konutları yapılırken -insanlar bir an önce konteynerdan kurtulsun diye uğraşılırken de bu defa da rezerv alan tartışmasıyla yavaşlatmak istediler işleri. CHP'nin halihazırda sürdürdüğü boş kısır tartışmaların bir versiyonuydu olan. CHP'nin, TİP'in, HDP'nin günahı hiç az değil.
TOZ BULUTU DAĞILMIŞ, RENKLER ŞEHRE GERİ GELMİŞ!
Muhalefete rağmen yapıldı tüm işler. Her gelişimde şehrin biraz daha toparlandığına şahitlik ettim. Enkazların kaldırılmasıyla inşaatlara başlanması, binaların yükselmesiyle Hataylıların yeni evlerine yerleşmesi hep peşi sıra yaşandı.
Şimdi camlarda tül perdeler havalanıyor artık. Balkonlar, sokaklar şenlenmiş, çocuk sesleri her yeri sarmış.
Üç yıldır Hatay'ın göğünden eksik olmayan ve her şeyi tek renge boyayan toz bulutu dağılmış mesela. Toprak yatışmış, renkler geri gelmiş Hatay'a. Yollarda beton mikseri, moloz kamyonu, caddelerde baretli insan sayısı epeyce azalmış. Esnaf dükkanını açıyor, tezgahlar işliyor, bacalar tütüyor. Hatay'ın kokuları şehrin hafızasını geri çağırıyor.
SOFRA VE MİRAS: TÜRKİYE'NİN LEZZETLİ GÜCÜ
Hatay'a bir grup gazeteciyle beraber Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'nın organize ettiği "sofra ve miras" programı kapsamında gittim.
Üç yıldır ilk kez konusu "deprem" olmayan bir program için Hatay'a gitmek bile şehrin kendi gündemine döndüğünün bir işareti sayılmalı. Zaten Hatay'da kimse depremi konuşmak istemiyor. başka gündemlere, pozitif konulara ihtiyaç var Hatay'da.
İletişim Başkanlığı'nın "Türkiye'nin Gastrodiplomasi Modeli: Sofra ve Miras" başlıklı son çalışması tam da buna denk geldi işte.
Malumunuz, İletişim Başkanlığı bir süredir Türk mutfağını Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan'ın himayesinde "kamu diplomasisinin" önemli bir ayağı olarak yeniden kodluyor. Sofraya kültürel kimliğin, tarihin, ticaretin, komşular ve kuşaklar arası muhabbetin, cömertliğin lezzetli bir simgesi olarak bakılıyor. Amaç yerel lezzetleri coğrafi işaretlerle koruyarak Türkiye'nin somut olmayan mirasını hem kayıt altına aldırmak hem de uluslararası arenada daha güçlü tanıtmak.
COĞRAFİ İŞARETLİ ÜRÜN SAYISI YÜZDE 200 ARTMIŞ
Geçen ay Gaziantep'te yapılan, haftaya Afyon'da yapılacak olan gastrodiplomasinin ikinci durağı idi Hatay. Çok kültürlülüğün, geçiş yollarının, aynı anda Akdeniz'in, Torosların ve Ortadoğu'nun, denizin ve toprağın ortak mahsulü demek zaten Hatay mutfağı.
Nitekim Hatay Valisi Mustafa Masatlı'nın verdiği bilgiye göre Hatay'ın 5 Şubat 2023'te 25 olan coğrafi işaretli ürün sayısı 70'i aşmış. Türkiye sıralamasında üçüncü olmuş böylece Hatay. Vali Bey'in çıtayı birinciliğe koyduğunu da kayıtlara geçirmiş olayım. Öte yandan Hatay'daki kadın kooperatif sayısının 35'ten 53'e çıktığını, devletin tüm imkanlarıyla kadın emeğini desteklediğini duymak ise ayrıca memnuniyet verici.