
Trump'ın Pekin ziyareti, ilk bakışta klasik bir ABD-Çin zirvesi gibi görünüyor. Ticaret savaşları, yapay zekâ rekabeti, Tayvan, nadir elementler, çip teknolojileri... Bütün bunlar masada. Ancak bu kez zirvenin esas gündeminde Hürmüz krizi var. İran savaşı uzadıkça, Ortadoğu'yu kuşatan kriz artık bölgesel olmaktan çıkarak doğrudan küresel ekonomik dengeyi etkileyen bir meseleye dönüştü.
Bugün savaşın askeri hedefleri aşınmış durumda. İlk günlerde masadaki başlıklar nükleer tesisler, füze kapasitesi ve rejim değişikliğiydi. İran'ın stratejik teslimiyetini isteyen Trump'ın evdeki hesabı çarşıya uymadı. Şimdi Pekin'deki görüşmenin merkezinde Hürmüz var. Boğazdaki geçişlerin ciddi biçimde azalması, enerji fiyatlarının yükselmesi ve küresel lojistik zincirinin baskı altına girmesi, ABD liderliğini ekonomik sonuçlarla yüzleşmeye zorluyor. Bu nedenle Trump'ın Çin ziyareti sadece ticaret gündemiyle okunamaz. Asıl mesele, Hürmüz üzerinden oluşan küresel baskının nasıl yönetileceği.
Trump'ın Çin'e giderken verdiği mesajlar da bunu gösteriyor. Bir yandan "Çin'in yardımına ihtiyacımız yok" diyor, diğer yandan Pekin'den İran üzerindeki etkisini kullanmasını bekliyor. Bu çelişki aslında Trump'ın içinde bulunduğu sıkışmayı yansıtıyor. Çünkü ABD, İran'ı tamamen teslim alamadı. Hürmüz'ü ablukaya alarak krizi daha da katmanlı hale getirdi. Avrupa'dan beklediği desteği göremedi. Şimdi savaşı yönetebilmek için Çin'i tamamen karşısına almadan yeni bir denge kurmaya çalışıyor.
Pekin açısından da tablo kolay değil. Çin bugün İran petrolünün en büyük alıcısı konumunda. Hürmüz'de yaşanan her daralma, Çin'in enerji güvenliğini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle Çin savaşın uzamasını istemiyor. Ancak aynı Çin, ABD'nin kurduğu baskı rejiminin parçası olmayı da kabul etmiyor. İran'ın Xi Jinping'in Körfez güvenlik planına destek vermesi de bu nedenle önemli. Çünkü Pekin, sorunu ABD merkezli bir güvenlik anlayışıyla değil, çok taraflı bir denge sistemiyle çözmek istiyor.
Hürmüz'de yeni bir denge kurulabilir mi? Teorik olarak evet. Çünkü üç aktör de krizden zarar görüyor. İran ekonomik baskı altında. Çin enerji güvenliği konusunda baskı hissediyor. Trump ise savaşın maliyetinin Amerikan iç siyasetinde yarattığı baskıyla karşı karşıya. Trump artık ideolojik sertlikten çok "anlaşma yapabilen lider" görüntüsüne ihtiyaç duyuyor. Özellikle yaklaşan ara seçimler düşünüldüğünde, ekonomik baskının büyümesi Beyaz Saray açısından riskler üretiyor.
Ancak bu dengenin önünde büyük engeller var. Hürmüz artık egemenlik ve statü meselesi haline geldi. ABD eski serbest geçiş rejimine dönmek istiyor. İran ise zararsız geçiş rejimi isteyerek boğaz geçişini ücretlendirmek istiyor. Diğer mesele taraflar arasındaki güvensizlik çok yüksek. Trump baskıyı artırarak müzakere istiyor. İran ise abluka sürerken masaya dönmenin teslimiyet görüntüsü vereceğini düşünüyor. Bu nedenle diplomasi tamamen çökmese bile sürekli askıda kalıyor.
Müzakerelerin önündeki en büyük engel ise İsrail faktörü. Çünkü sahadaki her yeni gerilim, özellikle Lübnan ve Irak cephesinde yaşanacak bir tırmanma, Hürmüz üzerinden kurulabilecek ekonomik dengeyi de bozabilir. Bu nedenle denizlerdeki kriz ile sahadaki çatışma birbirinden bağımsız değil.
Hürmüz krizi ABD-Çin rekabetinin yeni rekabet alanına dönüştüğü nokta oldu. İran savaşı başladığında mesele daha çok ABD-İran hattında okunuyordu. Şimdi ise enerji akışı, tanker güvenliği, Çin'in İran petrolüne bağımlılığı ve küresel tedarik zinciri nedeniyle kriz doğrudan büyük güç dengesiyle birleşiyor. Bu yüzden Trump'ın Pekin ziyareti sıradan bir diplomatik ziyaret değil. Trump, İran'ı teslim alsaydı seyahati başka bir anlama gelecekti. Ancak bugün Hürmüz düğümünü çözemeyen bir Trump var.
Trump ve Xi Jinping Hürmüz krizi üzerinden geçici bir denge kurabilecek mi? Yoksa İran savaşı, ABD-Çin rekabetinin yeni jeoekonomik cephesine mi dönüşecek?
Şimdilik yeni bir düzen kurmaktan ziyade küresel ticareti ayakta tutabilecek geçici bir denge arayacaklar.