Sibel ERASLAN
Sibel ERASLAN
sibeleraslan@star.com.tr
Tüm Yazıları

Mektebi Sultani'de bir gün…

Geçtiğimiz gün Galatasaray Üniversitesi'nde 'Bir Sultan, Bir Darbe, Bir Anayasa' başlıklı önemli bir toplantı yapıldı.

TBMM Başkanlığı himayesinde, Galatasaray Üniversitesi ev sahipliğindeki bu toplantı, Başkan Numan Kurtulmuş'un yeni ve sivil anayasa hakkındaki müjdeleriyle renklendi. 82 Anayasasının üzerindeki darbe yükünün kaldırılması gerektiğini söyledi. 150 yıllık anayasa ve parlamento deneyiminin, artık kurucu iktidar denen darbeci güçlere ihtiyaç duymadan bizzat millet tarafından yapılacak bir anayasayla taçlanması gerektiğinden bahsetti.

Rektör Prof. Abdurrahman Muhammed Uludağ, matematikçilere has keskin zekasıyla, Türkiye'deki anayasalaşma adımlarının her ne kadar demokratik kazanımlar ve tecrübeler adına birer gösterge olsalar da darbelere yaslandıklarını açıklıkla dile getirdi. Doğrusunu isterseniz Galatasaray'da bu değerlendirmeleri dinleyebilmek için de epey yollar eskitmiştik.

Anayasa ve parlamento geleneğimizde, 1876'ya uzanan paradoksal bir serencamımız var, ne yazık ki hemen her anayasamız bir darbeyle ilan edilmiş. Bu yüzden hem çok değerli bir geçmiş hem de kederli bir gelenek diyebiliriz bu maziye. Yine de TBMM başkanımızın ilan ettiği şekliyle; 'Milli Egemenliğin 150 Yıllık Hafızası' gibi bir anons oldukça kıymetlidir milletimiz adına.

Türk anayasacılığının ilk girişimi olan 1876 Kanuni Esasi'si, maalesef Sultan Abdülaziz Han'ın katledilişi sonrasında ilan edilmiştir. Ardından gelen 1921 anayasası Kurtuluş Savaşımızın zorlu atmosferinde, 1924 anayasası inkılapların gölgesinde, 1961 ve 1982 anayasalarınınsa, çok ağır neticeleri, acı dolu hatıraları eşliğinde bugünlere kadar gelinmiştir.

Mekteb-i Sultani yani Galatasaray Lisesi ve 1992'den itibaren Galatasaray Üniversitesi, ülkemizin değerli eğitim çatılarındandır. Sultan Abdülaziz bu değerli mektebin de kurucusudur, bugünkü Danıştay'ın, Sayıştay'ın, Yargıtay'ın temellerini atmış bir devlet yöneticisidir. Devlette sürekliliği kamu kurumlarının köklülüğüyle ölçerler ki bugünkü merkezi yönetim ve taşra idaresi sistemini yani vilayetler hakkındaki yasayı da aynı Sultan çıkartmıştır.

Programda; son Halife Abdülmecid Efendi'nın kızı olan Neslişah Sultan'ın mahdumu Prens Abbas Hilmi Abdelmoneim de kısaca selamlama yaptılar. Torunu olduğu Sultan Abdülaziz için, katledilmeseydi Kanuni Esasi'yi ilan edecekti dedi. Kendisini kibar bir İstanbul beyefendisi olarak dinledik. Bu kısa selamlamayı seyrederken Prens'in kime benzediğini de soruyordum kendime... Soyunun mührü gibi taşıdığı kartal burun, mavi gözler, çekik kaşlar, beyaz ten ile teyzesi Dürrişehvar Sultan'ın adeta bir kopyası gibiydi. (Halide Edip hanım, sürgünde olduğu günlerde gazetecilik yapmıştır. Dürrişehvar Sultan'ı Hindistan'daki bir konferansında dinlerken, sima olarak Bellini'nin resmettiği Fatih Sultan Mehmet Han tablolarına benzetir Dürrişehvar Sultanı. Pren Abbas Hilmi beyfendiyi dinlerken de aynı hisse kapıldım, karşımda bir Fatih Sultan Mehmet Han portresi görmüş gibi oldum)

Galatasaray'daki program, Kültür Bakanlığımız bünyesindeki koronun bizzat Sultan Abdülaziz tarafından bestelenmiş eserlerini icra etmesiyle başladı. Hem klasik Türk musıkisi hem batı tarzında bestelenmiş eserlerine bakıldığında bir bestekar, şair ve hattat sultan ile karşılaşmak harikuladeydi. Galatasaray'ın Hukuk Tarihi bölüm başkanı Prof. Akif Emre Öktem mihmandarlığında, TBMM Başkanımız Numan Kurtulmuş beyefendiye, Sultan Abdülaziz Han'ın katlediliş hikayesi adım adım tam da gerçekleştiği oda ve salonlarda anlatıldı.

Programın ikinci bölümündeyse, rahmetli Başbakanlarımızdan Celal Bayar'ın torunu Prof. Emine Gürsoy Naskali hanımefendinin yönettiği ve Prof. Akif Emre Öktem, Dr. Rasim Koç ve Dr. Ali Suat Ürgüplü'nün katıldıkları bir panel oldu. Ali Suat beyfendinin Sultan Abdülaziz Han'ın torunlarından olduğunu bilmiyordum. Ailesinde konuyla ilgili olarak anlatılanları bizlere aktardı, aile Sultan'ın resmi tarihte 'intihar' denen vefatına, 'katledilmesi' olarak bakıyormuş. Bir insanın makasla iki bileğini birden kesmesinin imkansız olduğu üzerinde durdular. Rasim Koç beyfendi, 1876'daki bu darbenin ardındaki Mithat Paşa'nın, 1960 darbesinin ardındaki İnönü'ye tekabül ettiğinden söz etti. 1960'taki darbe, 1876'dakinin kopyasıdır manasında konuştu, güç ilişkileri cihetlerinden... Akif Emre Öktem beyfendi, Sultan Abdülaziz'in tarihi ezberimizi bozacak cinsten modern bir padişah olduğunu anlattı. Avrupa'yı bizzat yerinde inceleyen, özellikle mektepleşme, ordu modernizasyonu ve donanma yenileşmesinde bir öncü olduğunu zikretti...

Panelin ardından eski evrak arasında bulunan ve Sultan Abdülaziz tarafından kaleme alınmış bir Felsefe Risalesi de meraklılarına sunuldu. Ön yazısını rahmetli İlber Ortaylı hocamız kaleme alacakmış ama ömrü vefa etmemiş, Allah rahmet eylesin.

Böylece geri olmakla, cehaletle yaftalanan bir Osmanlı devlet büyüğünün daha, aslında ne kadar entelektüel ve değerli bir devlet yöneticisi olduğunu öğrendik...

TBMM Başkanlığının hem siyasi hem kültürel bir programla Parlamentonun 150. Yılını bir demokrasi bilincine, ibretlere, tefekkürlere, alınacak derslere vesile etmesi hepimiz adına çok değerli...