M. Yalçın YILMAZ
M. Yalçın YILMAZ
yalcin.yilmaz@star.com.tr
Tüm Yazıları

NATO artık sadece sınırları savunmuyor

Liderler Ankara'ya inmiş otellerine yerleşmişti. Sabah başlayacak toplantılar için hazırlıklar tamamdı. O gece Kiev'den gelen hava saldırısı görüntüleri adeta Rusya'nın Batı cephesine sert mesajını yansıtıyordu.

Ankara Zirvesi, NATO'nun sadece askeri bir ittifak olarak okunamayacağını tezimizi güçlendirdi. Zirvede elbette Rusya-Ukrayna savaşı, Ukrayna'ya destek, savunma harcamaları, 5. madde taahhüdü ve transatlantik dayanışma konuşuldu. Üye ülkelerin liderleri Ankara'da kolektif savunmaya bağlılıklarını yeniden teyit etti. Ukrayna'ya 2026 için 70 milyar Euro tutarında askeri ekipman, yardım ve eğitim desteği taahhüdü de zirvenin beklenen başlıklarından biri oldu.

Ancak küresel ekonomik göstergelere baktığımız zaman NATO için artık askeri ittifakın misyonu sanayi, enerji, teknoloji ve bağlantısallık kapasitesine sahip olmayı da gerektiriyor. Yeni dönemde caydırıcılık yalnızca tankla, uçakla ve füzeyle kurulmayacak. Mühimmat fabrikası, yapay zeka teknolojisi, dron ağları, yakıt-ikmal hatları, limanlar, çip üretimi ve enerji koridorları birlikte tasarlanacak.

Bugün devletler artık güvenlik ile ekonomiyi birbirinden ayrı düşünmüyor. Üretim yapabilen, teknoloji geliştirebilen, enerji akışını güvenceye alan ve ticaret koridorlarını açık tutabilen ülkeler stratejik üstünlük kazanıyor. Bu nedenle NATO'nun artan bütçesi sadece savunma harcaması olarak okunamaz. O bütçenin hangi ülkelere, hangi şirketlere, hangi üretim hatlarına ve hangi teknoloji ekosistemlerine akacağı yeni dönemin asıl rekabet alanını oluşturuyor.

Ankara'daki NATO Savunma Sanayii Forumu bu bakımdan programların en dikkat çeken kısmıydı. NATO forumu, transatlantik savunma üretimi, yatırım ve inovasyon için üst düzey bir platform olarak tanımladı. Ankara'da savunma üretiminin artırılması, ortak tedarik, yeni yatırımlar ve inovasyon başlıkları da öne çıktı.

Mevcut durumda NATO'nun sadece güvenlik politikası üretmediğini görmek zorundayız. NATO üzerinden yeni bir savunma ekonomisi kurmaya çalışıyorlar. Mühimmat stokları, hava savunma sistemleri, insansız hava araçları, erken ihbar kabiliyetleri, siber güvenlik, uzay teknolojileri ve yapay zeka artık aynı güvenlik denkleminin yapı taşları.

Ukrayna savaşı NATO'ya bu gerçeği gösterdi. Savaşın gidişatını cephedeki askerden ziyade fabrikadaki üretim kapasitesi belirliyor. Mühimmat üretemeyen, hava savunmasını destekleyemeyen, lojistik akışını çalıştıramayan ve enerji altyapısını koruyamayan ülkelerin uzun süreli savaşları taşıması mümkün değil. Bu yüzden Ankara Zirvesi'nde savunma harcamalarının miktarı kadar, bu harcamaların hangi kapasiteye nasıl dönüşeceği öne çıkan konulardan biri oldu.

Trump'ın uzun süredir dile getirdiği yük paylaşımı baskısı da bu zeminde yeniden anlam kazandı. ABD açıkça Avrupa'nın daha fazla sorumluluk almasını istiyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de zirve öncesinde müttefiklerden savunma harcaması hedeflerine ulaşmak için "açık, somut ve güvenilir" planlar beklediğini söyledi. Yeni hedef, savunma bütçeleri ve daha geniş güvenlik yatırımlarıyla birlikte yüzde 5 düzeyine ulaşmayı öngörüyor.

Ancak mesele yalnızca Amerika'nın Avrupa'ya fatura çıkarması değil. Avrupalılar savunma harcamalarını yeni bir üretim fırsatı ve sanayi politikası olarak görmeye başlıyor. Almanya, Fransa, Polonya, İngiltere ve diğer Avrupa ülkeleri için savunma sanayii; ekonomik büyüme, teknoloji geliştirme ve stratejik özerklik meselesi. Derin çatlak burada...

NATO içindeki ABD-AB gerilimi siyasi bir gerilim olarak okunamaz. Büyük savunma bütçelerinin hangi üretici ülkelere akacağına dair ekonomik bir kavga iler karşı karşıyayız. Amerikan şirketleri mi? Avrupa savunma sanayii mi? Türk savunma sanayii bu denklemde nasıl yer alacak? Ankara Zirvesi'nin görünmeyen ama en önemli sorularından biri buydu.

Türkiye açısından Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın müttefikler arasındaki savunma sanayii kısıtlamalarının kaldırılması çağrısı bu bağlamda okunmalı. Ankara, ortak savunmadan söz edilen bir ittifakta, savunma sanayii alanındaki dışlayıcı uygulamaların sürdürülemeyeceğini vurguladı. Türkiye'nin Avrupa güvenlik girişimlerine dahil edilmesi talebi de aynı stratejik çizginin parçasıydı.

Çünkü Türkiye artık yalnızca NATO'nun güneydoğu kanadındaki cephe ülkesi değil. Karadeniz, Doğu Akdeniz, Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Koridor arasında bağlantı kuran bir jeopolitik ve jeoekonomik merkez. Avrupa'nın güvenliği Türkiye'siz tartışılabilir belki; fakat Türkiye'siz sürdürülebilir bir güvenlik mimarisi neredeyse imkansız.

Kasım seçimlerine odaklanan Trump'ın kendi kamuoyuna dönük kaygıları yüksek. Ankara'dayken "İran'a bu gece saldırabiliriz" açıklaması ise Trump'ın hala savaş lobisinin etkisinde olduğunu gösteriyor. Ancak bu mesajın aslında Avrupalı müttefiklere verildiğini gözden kaçırmayalım. Trump'ın önceliği askeri harcamaları müttefiklere yaymak ve Amerikan şirketlerine fatura kestirmek.

Trump'ın F-35 konusunda nasıl bir adım atacağını zaman gösterecek. Türk medyasındaki erken iyimserlik şimdilik yanıltıcı olabilir. Türk siyasi tarihi verilen sözlerin tutulmadığı örneklerle dolu. Ancak unutulmamalı ki parası ödenmiş F-35'lerin gelmesi ihtimali; Trump'ın bir jestinden ziyade, Erdoğan'ın yürüttüğü kararlı diplomasinin başarısı ve Türkiye'nin jeostratejik önemiyle gerçeğe dönüşebilir.