M. Yalçın YILMAZ
M. Yalçın YILMAZ
yalcin.yilmaz@star.com.tr
Tüm Yazıları

NATO'nun yeni pusulası

NATO gündemli bir döneme giriyoruz. Hafta sonu DÜNYA-MER tarafından düzenlenen Dünyada Güvenlik ve NATO Konferansı'nı izledim. ABD, Rusya, Almanya, Sırbistan, İran, Türkiye, Bulgaristan gibi ülkelerden NATO eleştirisi yapan bir konuşmacı profili vardı. Konuşmacıların çoğunda dünyanın gidişatına dair eleştiriler ve ABD hegemonyasının yaşadığı sarsıntı öne çıkıyordu.

Temmuz ayında Ankara'da yapılacak NATO zirvesi yüksek güvenlik prosedürü ile gerçekleşecek. Çünkü ülkemizin etrafındaki istikrarsız alanlar terör örgütlerine fırsat yaratıyor. Bu sebeple olağanüstü önlemlerin alınması normal. Ankara Zirvesi'ne sadece klasik bir askerî ittifak toplantısı olarak bakmak eksik olur. Çünkü mesele artık yalnızca NATO'nun genişleyip genişlemeyeceği değil. Esas tartışma güvenlik kavramının nereye kadar genişleyeceği üzerine.

Soğuk Savaş boyunca NATO'nun pusulası kuzeyi gösteriyordu. Sovyetler Birliği, Doğu Avrupa, Almanya'nın güvenliği ve Atlantik hattı ittifakın ana gündemiydi. Şimdi Rusya'ya karşı Doğu Avrupa, Baltık Denizi ile Hürmüz arasında adeta bir sarkaç gibi hareket ediyor.

Karadeniz, Kızıldeniz, Doğu Akdeniz, İran krizi, enerji hatları, siber saldırılar, savunma sanayii ve yapay zekâ aynı masanın başlıkları hâline geliyor. Bu yüzden Ankara Zirvesi'nin gündeminde şu soru olacaktır. NATO genişliyor mu, yoksa güvenlik kavramı mı güncelleniyor?

NATO, Soğuk Savaş bittikten sonra asli görevini kaybetti. Fakat ortadan kalkmak yerine kendisine yeni görev sahaları buldu. Balkanlar, Afganistan, Libya, terörle mücadele, kriz yönetimi ve şimdi de enerji güvenliği bu dönüşümün parçaları oldu.

Avrupa merkezli baskın görüşe göre NATO'nun zaruri bir misyonu olduğu savunuluyor. Çünkü Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa güvenliğini yeniden merkeze taşıdı. Moskova'nın güç kullanarak sınır değiştirme iradesi, NATO'nun varlık gerekçesini yeniden canlandırdı. Bu çizgiye göre sorun NATO'nun varlığı değil, Avrupa'nın askeri kapasite yoksunluğu.

Trump'a göre NATO bir (Batılı) değerler ittifakından çok maliyet-fayda hesabı yapılan bir güvenlik ortaklığı. Avrupa'nın daha fazla ödeme yapmasını istiyor. ABD'nin maliyet yükü taşıdığını, müttefiklerin gerektiğinde yanlarında durmadığını açıkça söylüyor.

Ankara'da sadece Rusya, Çin veya İran konuşulmayacak. Aynı zamanda ABD'nin ittifak içinde nasıl tutulacağı da konuşulacak.

Öngörülen senaryoda Amerikalılar ittifakta kalacak. Avrupalılar daha fazla savunma maliyetine katlanacak, Rusya çevrelenecek. Rüzgar böyle esiyor ancak göründüğü kadar kolay değil. Avrupa stratejik özerklikten söz ediyor ama güvenlik, istihbarat, hava savunması, mühimmat üretimi, lojistik ve nükleer caydırıcılık bakımından hâlâ ABD'ye bağımlı.

Avrupa'nın NATO açmazı tam da burada ortaya çıkıyor.

İran savaşı ve Hürmüz'de yaşananlar bu açmazı daha görünür hâle getirdi. İran savaşı NATO müdahalesi değildi. Ancak sonuçları NATO üyelerini de etkiledi. Hürmüz'deki bir gerilim petrol fiyatlarını, sigorta maliyetlerini, tedarik zincirlerini, Avrupa sanayisini ve enflasyonunu olumsuz etkiledi. Artık bir boğazın kapanması sadece deniz ticareti meselesi değil. Sanayi üretimi, enerji fiyatı, savunma harcaması ve ittifak dayanışması meselesi.

Karadeniz'de Rusya-Ukrayna savaşı var.

Güneyde Suriye ve Irak dosyası var.

Doğuda İran gerilimi var.

Batıda Balkanlar, Ege, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs var.

Enerji hatları, göç hareketleri, deniz güvenliği ve savunma sanayii aynı anda Türkiye'nin önüne geliyor.

Bu nedenle Ankara Zirvesi Türkiye açısından önem kazanıyor. Türkiye'nin yeni güvenlik mimarisinde hangi rolü üstleneceği meselesi öne çıkıyor.

Türkiye NATO'nun güneydoğu kanadında sadece cephe ülkesi mi olacak? Yoksa yeni güvenlik mimarisini şekillendiren merkez ülkelerden biri mi?

NATO'nun güvenlik tanımı genişledikçe Türkiye'nin pazarlık gücü artıyor. Fakat riskleri de artıyor. Çünkü genişleyen her güvenlik başlığı, Türkiye'yi yeni krizlerin içine çekme potansiyeli taşıyor.

Ankara'nın aklı ulusal çıkarlarını önceleyecek elbette. Çıkarlar belli...

Karadeniz'de denge. Suriye'de sınır güvenliği. Doğu Akdeniz'de deniz yetki alanları.

Kıbrıs'ta egemenlik hakları. İran krizinde bölgesel istikrar. Savunma sanayiinde bağımsızlık.

Eğer haritada genişleyen güvenlik kaygılarına cevap arıyorsak Baltık'tan Hürmüz'e, Karadeniz'den Kızıldeniz'e uzanan geniş alanda Türkiye'nin de kendi cevabını hazırlaması gerekir.

Çünkü genişleyen/genişlemek isteyen sadece NATO değildir.

Genişleyen güvenlik meselesinin ta kendisidir. Güvenliğin genişlediği bu dünyada Türkiye'nin hem imkânları hem de riskleri artmaktadır.