
Bir bayram sabahında, ülkemin tüm mü'min fertlerine selam olsun. Tüm haneler şen olsun. Ülkemin geleceği, ümmetin vahdeti ve insanlığın kurtuluşu için dua eden herkes, mebrur olsun.
Bu özel ve anlamlı günde, kısa bir muhasebe yaptığımda gördüğüm; ülkemizin bugününün dünden daha iyi olduğu yönündedir. Ve yarınının da bugünden daha iyi olacağına can-ı gönülden inanıyorum.
Ülkemizdeki kalkınma verileri, uluslararası arenadaki imajı, alt yapı ve üst yapı projeleri, soft power gücü, savunma alanındaki devrimsel faaliyetleri bir yana bugün yazımda odağa alacağım konu; özgürlükler...
Fikir ve inanç özgürlüğünün dindarları da kapsıyor olmasından bahsedeceğim. Ve buna direnen yapının hala varlığını sürdürdüğünü ve bir avuç marjinalin nasıl hala seslerini yükselttiklerini ifade edeceğim.
Mevzu; TRT'nin dijital platformu olan Tabii'nin Yazar Şule Yüksel Şenler'in hayatını konu alan 'Şule; Senin Hikayen' dizisini yayınlamasıyla başladı.
Bir avuç marjinal, bir avuç kafatasçı zihniyet mensubu yine düşmanlıklarını kustu. Ve kurumsal hesaplar da dahil hepsi meydan okudu.
"Hain" dediler, 'düşman' ilan ettiler, yine çirkinleştiler, yine kin kustular.
Bakınız bu klikle mücadelemiz yeni değil. Bence hiç bitmeyecek de!
Çünkü bu, Hak ile bâtıl'ın savaşıdır. Mücadele, kıyamete kadar sürecektir.
Peki, Şule Yüksel Şenler temsilinde neye karşı çıkıyorlar? Başörtülü şehirli kadının görünür olmasına. Çünkü bu, onlar için oyun bozucu bir etki oluşturuyor.
Mevzunun derin kökleri var.
Osmanlı'nın son dönemindeki sancılı modernleşme süreçleri...
Ardından tek parti rejiminin 'kadın' imgesini tamamen seküler ve Batılı formlara göre dizayn etmiş olması. Buna göre; Türkiye'de kadın, eğitim ve çalışma hayatında olacaktı ama tek tip kadın formuyla. Bu öyle bir tipoloji idi ki, okul kitaplarında şöyle resmediliyordu; saçları açık ve topuz yapılmış, etek boyu dizinde, döpiyes giyen, evli ve iki çocuklu. İdeal kadın söylemi tamamen bunun üzerine inşa ediliyordu. Bunun dışında kalan her bir kadın 'öteki' ilan ediliyordu. Bu forma uymayan kadınlar sistem tarafından acımasızca dişlilerin arasında sıkıştırılıp posası çıkartıldıktan sonra dışarı atılıyordu.
Tek parti döneminde dindarlık görünür değildi.
Fakat 60'lara gelindiğinde artık üniversitelerde ve iş hayatında farklı bir fenomen ortaya çıkmaya başladı.
Dindar kadın; köyde şalvarlı, şehirde ise evi ile çarşı arasında yaşayan çarşaflı kadın olmaktan çıkmış, kent yaşamı içinde kendine yeni bir yaşam tarzı kurgulamaya başlamıştı.
Şehirli, dindar, eğitimli bir kadın modeli. İşte bu kadın modelinin ilk temsilcisi yazar Şule Yüksel Şenler'di. Başörtüsünü kullanma biçimi ve kıyafetleri tesettüre uygun, çok özenli ve estetik bulundu. Şenler, Anadolu'yu il il, ilçe ilçe gezerek konferanslar verdi ve kadının dindar bir şekilde hayatını kurgularken dikkate alması gereken esasları anlattı. Her gittiği şehirde sevgi seliyle karşılaşıyordu. Zamanla üniversitelerde Şule Yüksel Şenler gibi örtünen kızların sayısı arttı.
Tek parti zihniyetinin aparatları, Şenler'i tehdit olarak algıladı.
Seküler toplum inşasını kadın üzerinden kurgulayan akıl, projelerinin çökeceğini tahmin edebiliyordu.
Ön almaya çalıştılar, Şule Yüksel Şenler'i hapsettiler, eziyet ettiler, iftira attılar. Ama engel olamadılar.
Çünkü Şule bir iken, yüz oldu, bin oldu, milyon oldu.
Bugün Cumhurbaşkanı'nın eşi Hanımefendi'den ilkokuldaki öğretmene, hastanedeki doktordan Meclis'teki vekile kadar her yerde Şule'ler var.
Nasıl yapacaksınız, nasıl engel olacaksınız?
Tüm tehditlerinize, tüm meydan okumalarınıza karşı buradayız!
Yıldıramazsınız!
Ve son olarak, bu mübarek bayram gününde kendisiyle röportaj yapma şerefine nail olduğum merhum münevver Şule Yüksel Hocamı minnet ve şükranla anıyorum. Mekanı cennet, makamı âli olsun.
Ve yazımı bitirirken özellikle tüm genç kız kardeşlerime diziyi mutlaka izlemelerini tavsiye ediyorum.
"Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes,
Ey kahpe rüzgar, artık nereden esersen es!"