Fadime ÖZKAN
Fadime ÖZKAN
fozkan@star.com.tr
Tüm Yazıları

NATO Ankara zirvesine övgü

NATO'nun geleceğine dair şüphelerin belirdiği bir dönemde büyük beklentilerle yapılan 36. NATO Ankara zirvesi askeri ve siyasi sonuçlarıyla çokça değerlendirilecektir.

Lakin sıcağı sıcağına bu büyük organizasyonu, temposu ve katılımı yüksek bu operasyonu ev sahibi Türkiye olduğu için de kritik etmek gerek.

Türkiye her ne kadar Antalya Diplomasi Forumu, EXPO, İslam İşbirliği Teşkilatı toplantıları gibi pek çok uluslararası organizasyona ev sahipliği yaptığı için zaten bir yetkinliğe sahipti ama NATO Zirvesi tartışmasız en büyüğüydü. Bu açıdan nasıl sonuçlanacağı merak konusuydu.

Ve büyük bir başarı ve beğeniyle kalkıldı altından. NATO Genel Sekreteri Rutte, ABD Başkanı Trump ve diğer devlet başkanları zirveyi "son derece başarılı" bulduklarını defalarca ifade ettiler.

TRUMP: ERDOĞAN İÇİN GELDİM

Antalya ve İstanbul ziyaretlerini saymazsak 17 yıl sonra ilk kez bir ABD Başkanı geldi başkent Ankara'ya.

Avrupalı müttefikleriyle arası epey açık olan ABD Başkanı Trump "Erdoğan çağırdığı için" geldiğinin altını birkaç kez çizdi. Hakikaten NATO zirvesinden çok Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yapacağı ikili zirveye odaklanmış durumdaydı.

Müjdeleri sıraladı, iltifatlar yağdırdı, Ankara'da olmaktan hoşnut olduğunu belli etmekten çekinmedi.

Basın toplantısında kendisine gösterilen ilgiye de şaşmış gibiydi. Büyük bir salonda binden fazla gazeteciyi bir arada görünce "vaov" demekten alıkoyamadı kendini.

ZİRVEYE KATILIM GÜVENİN İŞARETİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ve Türkiye'ye duyulan güvenin bir nişanesi olarak 32 NATO üyesi ülkenin devlet ve hükümet başkanları eksiksiz geldi Ankara'ya. Hatta bir de fazla vardı. Çekya'yı ülke içindeki tartışmalı bir durumdan dolayı hem Cumhurbaşkanı hem Başbakan düzeyinde temsil edilmiş oldu.

Suriye ve Ukrayna devlet başkanları dahil davetli devlet başkanlarını, AB Konseyi ve AB Komisyonu başkanlarını, hemen her devlet başkanının yanında bulunan dışişleri bakanı, savunma bakanı, savunma sanayii başkanı gibi yetkili isimleri de eklediğinizde inanılmaz bir sayı çıkıyor ortaya.

FARKLI MEKANLAR, AYRI PROGRAMLAR

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Ay Yıldız Karargâhı, Ankara Ticaret Odası, Dolmabahçe Sarayı, Çankaya Köşkü, Millet Kütüphanesi zirvenin mekanlarıydı.

Katılımcılar farklı mekanlarda ayrı ayrı programlara katıldılar. İki gün süren yüksek tempolu bir akışta...

Fiziki güvenlikten siber güvenliğe, konaklamadan ulaşıma, ikili, çoklu, toplu toplantılardan medya koordinasyonuna, yaklaşık 3 bin gazetecinin haber takip mobilizasyonundan resmi açıklamaların dört dile simultane çevrilmesine kadar pek çok kalem iş vardı ve her biri tıkır tıkır işledi.

Cumhurbaşkanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, İletişim Başkanlığı, Savunma Sanayii Başkanlığı ayrı ayrı ve bir arada -Trump gibi söylersek- "harika bir iş çıkardılar ortaya".

GASTRO-DİPLOMASİNİN ZİRVESİ

Zirvenin hafızalardan silinmeyecek en renkli görüntüleri ilk günün akşamına aitti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi misafirleri onuruna Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde resmi bir akşam yemeği verdi.

Memleketin dört yanından gelen ürünlerin, Türk mutfağından eşsiz lezzetlerin tattırıldığı davet gastro-diplomasinin de zirvesi oldu.

Zirveyi takip eden 3 bine yakın gazeteci de Türk misafirperverliğine yakışır şekilde ağırlandı.

İletişim Başkanlığının Millet Kütüphanesinin üç katında oluşturduğu çalışma ve yayın alanlarına yakın noktalara yerleştirilen restoranlar sayesinde gazeteciler, yemek tatmakla haber yapmak arasında ikileme düşmemeyi başardı.

HANIMEFENDİ'NİN ZARİF GÜNDEMİ

Zirve boyunca Emine Erdoğan da lider eşlerini Çankaya Köşkü'nde ağırladı. Misafirlerine Türk mutfağı lezzetlerini tattırdı, geleneksel el sanatlarını anlattı.

Resepsiyon ve karşılamalarda Cumhurbaşkanı Erdoğan'a eşlik etmenin yanı sıra bağımsız bir program da yürüttü Hanımefendi.

Zirvenin yapıldığı gün, tüm dünyanın meselesi ve ailelerin endişesi haline gelen "çocuklar ve dijital ortam" konulu yuvarlak masa toplantısına başkanlık etti Emine Hanım. "Çocuk güvenliği, dijital platformlara sonradan eklenen bir ayar değil, tasarımın ilk ilkesi olmalı" diyerek güvenliğin sadece askeri boyutta ele alınamayacağına dikkat çekti.

MEHTERE, MİMARİYE, ÖZGÜVENE DAİR

Zirveye "atmosfer" sağlayan tarihe, müziğe ve mimariye değinmeden yazıyı bitiremem.

Günde beş vakit dinledikleri ezanın insanın içini yıkayan gücünü de ekleyelim buraya.

Görüntülere yansıdığı üzere Selçuklu ve Osmanlı mimarisinden izler taşıyan Cumhurbaşkanlığı Külliyesi misafirleri hayli etkiledi. O silüette Külliye, Millet Kütüphanesi, sade ve zarif endamıyla Millet Camii ve peyzajı var.

Modern protokol kurallarına Türk devlet geleneğinde yeri olan usuller de eklenince liderlerin karşılanma biçimi ilgi çekici oldu.

Bir yanda bando, bir yanda mehter takımı...

Aynı anda hem Cumhurbaşkanlığı muhafız alayı hem yeniçeri alayı, hem günümüz ritüelleri hem 2200 yıl öncesinden başlayarak 16 büyük Türk devletinin askeri temsili...

Ve uzun turkuaz halıda yürüdükten sonra Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve eşi tarafından kabul edilen devlet başkanlarının kalplerini çarptıran, kulaklarını dolduran mehter marşları... Ordu müziği olmasına rağmen korku değil coşku aşılıyor. Tarihin derininden getirdiği adalet, asalet ve merhametten başkası değil.

Müthiş bir karmadır bu.

Özgüven işaretidir.

Bana göre Erdoğan dönemi Türk dış politikasının en temel belirleyenidir.

Ve kuşkusuz 2004 NATO İstanbul zirvesi ile 2026 NATO Ankara zirvesi arasındaki pek çok değişkeni değiştiren şeydir.