
Cumhurbaşkanı Erdoğan dün AK Parti Meclis grubuna hitap ederken tarihi bir tespitte bulundu.
"Türkiye, bugün bölgesinde ve dünyada daha önce hiç tecrübe etmediği bir ağırlık, bir itibar kazanmıştır" dedi.
Bu cümle rastgele bir cümle değil kanaatimce.
103 yıllık Türkiye Cumhuriyetinin 23 yılında seçim kazanıp hükümetler kuran ve millet iradesinin hâkim olabilmesi için demokrasinin ve milli egemenliğin önündeki her engeli, hileyi, desiseyi sabırla kaldırıp istikametini de bozmayan bir siyasi hareketin liderince kurulmuş "hak edilmiş" bir cümle.
Nitekim konuşmanın devamında tespitini şöyle gerekçelendirdi Cumhurbaşkanı:
"Türkiye, küresel sistemde meydana gelen değişimleri en doğru okuyan, rasyonel politikalar geliştirerek, bu süreci en iyi yöneten ülkelerden biridir. İmkânlarımızın olduğu kadar potansiyelimizin de farkındayız. En son İran krizinde, Türkiye'nin ve Türk dış politikasının ulaştığı yüksek kapasiteyi tekrar görme imkanı elde ettik. Aklıselimi, sağduyuyu, hakkaniyeti merkeze alan siyasetimizle ülkemizi bu ateş çemberinden uzakta tuttuk. Şu bir gerçek ki, İran krizi sürecinde yaşananlar Türkiye Cumhuriyeti'nin ne kadar büyük bir devlet olduğunu herkese göstermiştir. Yine bu süreç, Türkiye'nin tecrübeli, güvenilir ve ehil kadrolar tarafından yönetildiğini bir kez daha teyit etmiştir. Aynı şekilde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin, kriz yönetiminde ülkemize sağladığı asimetrik avantajlar berraklaşmıştır."
Ankara'da siyasi çevrelerde, düşünce kuruluşlarında, akademide ve medyada sıklıkla yapılan değerlendirmelerin de özeti sayılabilir bu mülahaza.
Türkiye'ye bölgesel ve küresel ağırlık kazandıran siyasi iradenin Erdoğan'ın şahsında ve liderliğinde oluştuğunu herkes teslim ediyor. Devamında ise verilen zorlu mücadeleye, alınan mesafeye, mevcut duruma ve varılacak hedeflere dair ayakları yere basan sağlam okumalar yapılıyor. Gerçekçi, çok boyutlu ve pozitif okumalar.
Tüm bunların ve sahip olunan potansiyelin farkında olarak NATO zirvesine hazırlanıyor Ankara.
BURHANETTİN DURAN'IN NATO MÜLAHAZASI
İletişim Başkanı Burhanettin Duran önceki gün medya kuruluşlarının Ankara Temsilcileriyle NATO gündemiyle buluştu. Zirveye ve iletişim süreçlerine dair verdiği bilgileri dün Star gazetesinde okudunuz.
Aynı zamanda uluslararası ilişkiler profesörü olan, İletişim Başkanı görevinden önce SETA Genel Koordinatörlüğü ve Dışişleri Bakan Yardımcılığı yapan Burhanettin Duran'ın NATO'ya ve Türkiye'nin NATO'daki yerine dair yaptığı değerlendirmelerin altını bilhassa çizmek gerek.
· Türkiye NATO'da çevreden merkeze geçmektedir: Türkiye, NATO'ya katıldığı 1952 yılında daha çok İttifak'ın güneydoğu kanadında bir cephe ülkesi olarak konumlanırken bugün bu rolün değiştiğini, Türkiye'nin NATO'da çevreden merkeze geçtiğini görüyoruz. Türkiye artık sadece NATO sınırlarını koruyan bir ülke değil, NATO'yu ilgilendiren hemen hemen her konuda merkezi konumda bulunan bir müttefiktir.
· "Türkiye NATO'nun 360 derece güvenlik anlayışının merkezindedir": Günümüzde NATO'nun yalnızca doğudan gelen tehditlere odaklanması bir eksiklik olacaktır. Zira tehditler artık tek yönden gelmemektedir. Rusya-Ukrayna Savaşı, Gazze'deki soykırım ve ABD-İran gerilimi, NATO'nun birden fazla cephede karşı karşıya en önemli krizlerdir.
· "Türkiye krizlerde gerilimi azaltan aktördür": Türkiye'nin yaklaşımı, gerilimi artırmamak, çatışmayı derinleştirmemek, diplomasiye alan açmak şeklindedir. Bu yönüyle, Türkiye hem caydırıcılığa sahip hem de diplomasi kanallarını açık tutabilen bir ülke olarak öne çıkmaktadır.
· "Güvenli Liman Türkiye": Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye; krizlerin çözümünde kararlılıkla inisiyatif alan, diplomasi masalarının kurulmasına öncülük eden, bölgesel ve küresel barış için çaba göstererek güvenlikten insani yardıma kadar birçok alanda sorumluluk üstlenen küresel ölçekte etkin bir aktör haline gelmiştir. Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, güvenli liman olarak ön plana çıkmakta, bir "Türkiye ekseni" inşa etmektedir.
ANKARA ZİRVESİ NEDEN ÖNEMLİ?
* "NATO Ankara Zirvesi Türkiye'nin diplomatik ağırlığını görünür kılacak": 2026 Ankara Zirvesi yalnızca bir ev sahipliği meselesi değil. Türkiye'nin NATO içindeki yükselen ağırlığını gösteren diplomatik bir sahne. Zirve, Türkiye'nin askerî katkısını, savunma sanayisini, kriz yönetimi kapasitesini ve lider diplomasisini aynı anda görünür kılacaktır.
* Ankara'nın Zirve'ye ev sahipliği sembolik açıdan da güçlüdür: NATO'nun güvenlik haritası yalnızca Batı Avrupa merkezli değil, Güney ve Doğu Avrupa, Karadeniz ve Orta Doğu bağlantılı düşünülmelidir.
* "Külfet paylaşımı Zirve'nin temel gündem maddelerinden birini oluşturmaktadır": Değişen güvenlik mimarisi, NATO Müttefiklerini savunma harcamalarını yeniden değerlendirmeye itmektedir. Bu çerçevede Ankara, yüzde 3,5 2 + 1,5 hedefine 2030 sonunda ulaşmayı hedeflemektedir. NATO 3.0 söylemi olarak ifade edilen yeni konsept; daha yetenekli ve külfeti adil paylaşan bir İttifakı öngörmektedir. Türkiye bu yaklaşımı başlangıçtan itibaren desteklemektedir.
* "Türkiye'nin yerli ve millî savunma sanayisi NATO için de güç çarpanıdır": Türk Savunma sanayisi, Türkiye'nin stratejik otonomisini artıran ve NATO'nun toplam kapasitesine katkı sunan bir unsurdur. Türkiye'nin bu alanlardaki kapasitesi, NATO için de önem taşımaktadır, zira NATO'nun gelecekte yalnızca asker sayısına değil, üretim kapasitesine, teknolojik esnekliğe ve tedarik güvenliğine ihtiyacı olacak.
* Türkiye'nin savunma sanayisindeki yükselişi, yalnızca millî güvenliğimiz için değil, NATO'nun caydırıcılık kapasitesi için de stratejik bir güç çarpanıdır.
* Türkiye, bu nedenle Bir NATO müttefikinin savunma kapasitesine getirilen her türlü kısıtlamayı, aslında İttifak'ın toplam caydırıcılığına getirilen bir kısıtlama olarak görmektedir.