
Dün, gün aydınlandığında 'üç taç' birden taşındı hayatın içine.
Cuma, bayram ve fetih günü... Üç gül, üç hayat nuru...
İstanbul'un fethinin 573. yıl dönümü etkinlikleri, ceddimiz Fatih Sultan Muhammed Han'ın türbesinde okunan dualarla başladı.
İstanbul Valiliği ve İletişim Başkanlığı oldukça zengin programlar silsilesi hazırlamışlardı. Türbe ziyareti, Ayasofya Camiinde hatim, Yenikapı'da uçuş gösterisi, boğazda gemi geçişleri, sahilde havai fişek kutlamaları...
Halkın ilgisi yoğundu.
Esasen izlemeye doyamadığımız İstanbul silüetini bize armağan eden zihniyetin kodlarını çözümlemek ve ecdadı yad ederken anlamaya çalışmak da gerekliydi.
Biz kimiz? Tarih yolculuğunda bizi Anadolu'ya oradan da İstanbul'un kapılarına getiren sonra da Viyana'ya kadar ulaştıran anlam ve ruh dünyası, dünyaya ne söylüyordu? Komutanlarımızın dünya görüşü ve askerimizin ahlakını nasıl tarif edebiliriz? Siyasi liderler, manevi önderler, erler, yarenler ve onların içinden çıktığı toplumun amaç ve hedefleri ne idi?
Kodlarımızdaki en temel özellik; esareti kabul etmiyor oluşumuzdur. Hürriyet öne çıkan kimlik kodu olarak listenin başına yazılabilir.
Hiçbir milletin, hiçbir yabancı devletin hegemonyası altında kalmayan, başı ve duruşu dik bir yapımız var.
Sadece devletlere, milletlere değil şeytana esareti de kabul etmiyoruz.
Bizler Hakka kul olmayı hürriyetin en yüksek kademesi olarak görmüş bir milletiz. Bu tadı damarlarına nakşeden ruhumuzla, hiçbir esareti tanımaz olmuşuz.
Bu özgürlük ruhu ve Hak inancıyla istemişiz ki; zulüm gören tüm topraklar İslam ahlakıyla birlikte adaletle tanışsın ve dengeyi bulsun. Bu motivasyon, Selçuklulardan Osmanlı'ya kadar uzanan asırlarca hükmettiğimiz büyük şanlı bir tarihi bize armağan etti.
Pekala, kodlarımızdaki bu iddialı realite sönümlendi mi? Kodlarımızda değişim var mı? Toplum olarak buhran içindeki dünya toplumlarına alternatif bir sistem önerebilecek pozisyonda mıyız? Dünyanın geleceğinde söz söyleme şansımız var mı?
Dünyaya, toplumlara, savaşlara, kurumsal sistemlere, sürece, konjonktüre ve zamanın ruhuna bakın!
Çok kısaca şöyle söyleyebilirim; Tarih yeniden bizi çağırıyor. Bunu bir temenni olarak algılamayın. Gözlemlerim ve teraziye koyduğum pek çok şeyde gördüğüm hususları size yansıtmaya çalışıyorum.
Batı dünyası, sömürgecilik faaliyetleriyle kan ve adaletsizlik üzerine kurguladığı refah toplumunu daha yukarı taşımakta zorlanıyor. Sistem aksamaya başladı. Avrupa Birliği, BM, NATO, ABD... Devletlerarası ilişkiler, devlet içi işleyiş, dünyayı yöneten ve denetleyen kurumlar... Hepsinde tıkır tıkır işleyen sistem artık çelişkiler içinde tıkanmış durumda. Yeni arayışlar söz konusu.
Batı da dahil tüm dünyaya değer eksenli bir sistem önerisinde bulunabilecek tek odak; İslam'dır.
Peki İslam odaklı ve adalet eksenli bir dünya sistemini ortaya koyabilecek potansiyel ülke ve aday olabilecek ruh, hangi millette var?
Her şeye rağmen... Ama her şeye...
Tüm dejenerasyon, tüm savrulmalar, tüm dengesizlikler...
Hepsi ama hepsine rağmen! Bu ruh yine bu topraklarda korunmakta!
Bir kural vardır; Ülkenin yönetiminde kimlerin olduğu, toplumun genel eğilimine dair çok şey söyler. Ayeti kerimede belirtilen ölçü; "nasılsanız, öyle yönetilirsiniz."
İkincisi devlete yön veren kadroların ehliyetli, liyakatli, işlerine odaklı, inançlı ve milli kimliklerden oluşu...
Yirmi senede ilmek ilmek örüldü, ülkeye ve dünyaya vizyon verecek inanç, motivasyon ve öngörü.
Türkiye'nin etkinliğinin arttığı Afrika'dan Balkanlara, Türkistan'dan Orta Doğu'ya kadar geniş coğrafyalarda ortaya konan siyaset kültürü; Türkiye'nin dünyanın geleceğine dair söz söyleme potansiyelinin olduğunu ortaya koyuyor. Ülkesinin çıkar ve menfaatlerini odağa alan ama karşısındaki ülkeye de sömürü gözüyle bakmayan, hegemonlara meydan okuyabilecek diklikte ama mazlumlara da kucağını açan bir yumuşak meşrep görüyoruz pratiklerimizde. Gül Baba misali, Yunus misali ama yeri geldiğinde de Fatih olmayı bilen bir mücahit gibi...
Son yirmi senede ete kemiğe bürünen savunma hattı, haklarımızı korumada bize güç katarken değerlerimizi de sınırlarımızın ötesine götürmede bize koruyucu bir güç verecektir.
Bu ilerleyiş güçlenerek yoluna devam edecek. Çünkü halkımız bu hissiyatı yüreğinde taşıyor.
Halkımız sağduyunun, Anadolu irfanının ve inancının tarafında. İnancının bayraktarlığını kim yapıyorsa ona destek olmaya devam edecektir.
Kısacası, bu kervan yoluna devam edecek.
Hiç kimse Türkiye'ye yan gözle bakamayacak.
Türkiye, Adalar Denizi'nde, Kıbrıs'ta ve nerede bir hakkımız varsa söke söke almayı bilir.
Türkiye, Haçlı-Siyonist çetenin oyununu bozacak büyük İslam ittifakını kurmayı başaracaktır.
Türkiye sadece Müslümanlara değil tüm mazlumların sorunlarına reçete olacak sistemi önerecek ve onu inşa edecek! Bu çerçevede gerekli olan inanca, anlayışa, tarihi tecrübeye, kültüre ve insan kaynağına sahiptir.
Ceddimiz Fatih, İstanbul'u fethetti, biz çıtayı ne kadar ileriye götürebilirsek o kadar onlara layık olabileceğiz.
Çünkü tüm insanlığa borcumuz var.
İnancımızdaki adalet ve hakkaniyeti her alanda yayma görevimiz var.